Responsive banner image
 

3 Fidan Anısına 6 Kitap

0

6 Mayıs 1972 bir kabus gibi çöktü halkın üzerine… Gencecik üç insanın boyunlarına geçirdiler ilmeği… Kuşaklar geçti, adları başka çocuklarla yaşadı. Yıllar geçsede unutulmadılar…

KitapEki olarak “Üç Fidan”ın anısı önünde saygıyla eğiliyor. Onları yaşatmayı bir borç biliyoruz… Unutulmasınlar diye Üç Fidan’ın anısına 6 kitap…

KirmiziKedi_5

1

Darağacında Üç Fidan

1968’ler. Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, “Gerçekçi ol, imkânsızı iste,” diye haykırdığı günlerdi…

Böyle bir dünyada, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye’de yükseklere taşıdılar. ABD’ye, NATO’ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler.

Ve egemenler, bu özgürlük kabarışının intikamını 12 Mart karanlığında üç gençten çıkarmak istediler. Somut hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp, “Asalım, asalım!” çığlıklarıyla darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmaya çalıştılar…

Baskı altında geçen yirmi iki yılın ardından, bu yeni basımıyla Darağacında Üç Fidan’ı sunarken, bugün koyu bir karanlığın ve ahlâksızlığın içine itilmek istenen yurdumuzda, gözlerimizde hâlâ bir umut ışığı, darağaçlarında “solmayan” üç fidanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz…
(Tanıtım Bülteninden)

2

Abim Deniz

“Bu kitapta Deniz’in durgun, fırtınalı, eğlenceli, dalgalı hallerini ve yer yer derinliklerini bulacaksınız. Neden bugün hâlâ on binlerce çocuğun adında yaşadığını, her kesim tarafından sevilip sayıldığını, ölüm yıldönümlerinde nasıl olup da her yıl biraz daha büyüyen kalabalıklar toplandığını, her direnişte, her mitingde isminin niçin ısrarla anıldığını, neden Gezi Direnişi patladığında AKM’nin en görünür yerine onun posterinin asıldığını daha iyi anlayacaksınız.”

Bugüne kadar özenle saklanan fotoğraflar, mektuplar ve belgeler, Can Dündar’ın deneyimli gazeteciliği ve Deniz’in yıllarca sessiz kalan kardeşi Hamdi Gezmiş’in tanıklığıyla birlikte ilk defa bu kitapta gün yüzüne çıkıyor. Devrim ideali peşinde fedakârca koşturmuş bir kuşağı ve dönemin siyasi atmosferini ortaya koyan Abim Deniz Denizlerin “onurlu ve cesur” duruşlarına içten bir selam…
(Tanıtım Bülteninden)

3

İdam Gecesi Anıları

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın “merhaba kainat” dedikleri sabahın, 6 Mayıs 1972 sabahının üzerinden kırk yıla yakın bir zaman geçti. Toplumların tarihi bir yana, insan ömrü açısından bile fazla uzun bir süre sayılmaz bu. Tarihin soğukluğuna gömülmeye, duygusallıktan arınmaya yetmeyecek kadar kısadır hatta.

“İdam Gecesi Anıları” birinci elden bir tanıklık. Bu tanığın, avukat olarak bütün dava sürecinin içinde bulunan ve onlar son sözlerini haykırdıklarında bunu bizzat işiten Halit Çelenk oluşu, İdam Gecesi Anıları’na bir belgesel niteliği kazandırıyor. Yalnız siyasal değil, hukuksal yönden de hayli tartışmalı olan ve artık bulunamayacak olan “karar” metinlerinin de bu kitapta yer almış olması, bu belgeselliği güçlendiriyor. Kitabı okudukça geçmişteki bazı karanlık noktalar yavaş yavaş aydınlanıyor. Yakın tarihimizin en trajik olaylarından birine bizzat tanık olmuş olan Halit Çelenk’in anılarını okumak, gerçekten heyecan verici bir anımsama süreci.

4

Deniz Gezmiş’in Günlüğü

O devrimin delikanlısıdır
Bu adı belki de en çok hak edendir
O bir kuşağı
Tarihsel bir sevdayı
Güzelleştirendir
O Deniz’dir
Ve Denizler’le gün be gün çoğalandır…

“Bu çalışma bir belgesel anlatıdır.
1971 sıcağında Deniz Gezmiş gündelik hayatın içinde izlenilmeye çalışılmıştır.
Belgeler, tanıklıklar, mahkeme tutanakları, süreli ve süresiz yayınlardan yola çıkılarak Denizlerin yaşadığı o günlerin dökümünün yapılması amaçlanmıştır.”
(Tanıtım Bülteninden)

5

Deniz Gezmiş İçin Uçak Kaçıran Bir Hava Korsanının Anıları

Arkaya yaslandım, gözlerimi kapattım. Denizin Şarkışla’da yakalandığında, polisler arasında çekilmiş, parkalı resmi canlandı hayalimde. Tıraşı uzamış yakışıklı erkek yüzü… Duruşu hala dik ve isyankâr, ama bakışlarında hüzün var. Kavgadan kopmanın hüznü… Korku yavaş yavaş yerini bu resme terk etti. Gözlerimi açtım. Başımı uzatıp inatla aşağıya baktım. İnce ve beyaz bir tül gibi serili bulutların arasından tepeleri karla kaplı mor- yeşil dağlar gözüküyordu. Manzara gerçekten güzeldi ve yükseklik o kadar korkunç değildi. Doya doya seyrettim bir fotoğrafçı gözüyle…

“Sayı yolcularımız şu anda uçağımız Boğaziçi…” gerisini dinlemedim, anonsun. Yaşar’ın hareketlenen dal dibi ince figürünü gördüm. Oturduğu kenar koltuktan kararlı bir şekilde kalktı. Uzun pardösüsünün eteklerini savurarak bir yarım daire çizip, koltuk sıraları arasındaki koridora çıktı. Hareketimizden hemen önce yaptırdığı bordo renkli, modaya uygun bir şekilde dikilmiş bol paçalı yelekli takım elbisesi, mor gömleği, yine modaya uygun bir şekilde bağlanmış kravatı, etekleri topuklarına kadar inen velur pardösüsü sarkık bıyıkları ve kararında uzun saçlarıyla hava korsanından çok bir pop yıldızını andırıyordu. Sanki müthiş bir şovun ortasındaymış gibi uzun eteklerini savurarak belinden tabancasını çekti. Namluyu havaya dikip kurşun sürdü ve uçağın kontrolümüze geçtiğini ilan etti.

Bu arada biz de yerlerimizden kalkıp silahlarımızı çekip koridora çıkmıştık. Yaşar ve Mehmet’te tabanca, ben ve Sefer’de ise el bombaları vardı. Yaşar pilot kabinine geçti. Her şey bir anda olmuştu. Ne olup bittiğini hala anlamayan yolcuların nefeslerini tutmuş, dehşetle açılmış kocaman gözlerle bize bakıyorlardı…
(Tanıtım Bülteninden)

6

Hüseyin İnan – Erikler Çiçek Açtığı Zaman – Dede

Henüz 23 yaşında gencecik bir fidan, Hüseyin İnan…

Dünya halklarının, emperyalizme karşı haklı mücadelesini desteklemek için yola çıktılar. Büyük hedefleri ve idealleri uğruna yürüttükleri mücadelede, ölümü gülümseyerek karşıladılar. Elinizdeki kitap Hüseyin İnan hakkında hazırlanmış kapsamlı bir araştırma ve çalışmanın sonucunda oluşturuldu. Bu kitap, Hüseyin İnan ve arkadaşlarının mücadelelerini ve anılarını bugünün gençlerine doğru kaynaklardan aktarma çabasının bir ürünüdür.
-Editör-

“Suçsuzluğumuz, ezilmişliğimiz kadar meşru, alın terimiz kadar kutsaldır. Tek suçumuz geri kalmış bir ülkenin çocukları olmamız ve emperyalizmin ne olduğunu bilmemizdir… 150 saatten fazla işkenceye tabi tutulduk. Önceden hazırlanmış ifadeler bize imzalattırılarak suç dosyaları haline getirildi… Günlerce süren işkenceler ve insanlık dışı uygulamalar, adli makamlara ‘tahkikatı derinleştiriyoruz’ şeklinde yansıtıldı. Bütün bunlar; altı günlük işkence, binlerce cop, sopa, küfür ve sayısız ifadeler işbirlikçilerin ve ortaklarının çıkarlarını korumak içindi. Türkiye halklarına şu noktayı kesinlikle açıklamak isteriz: Bizim şurayı ya da burayı bombalayacağımız, sabotaj yapacağımız iddiaları yalandır, kasıtlıdır, tertiptir. Biz devrimciyiz.”

“Biz, bağımsız Türkiye ideali için mücadele ediyoruz. Bunu sağlayıp başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, ülkemizi sömürenleri kovduktan sonra, sosyalist Türkiye’yi kuracağız. Babam da sömürücü. Ve dağıtıma önce babamın mal varlığından başlayacağım.”

Hüseyin İnan’ın son sözleri: “Ben, şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm.”
(Tanıtım Bülteninden)

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *