Responsive banner image
DeliDolu
 

Âh kuşları

0

Her zamanki gibi, “azınlık kuşları” dediğim meydanın sahibi kuşlar havalanıp gelenlere yerlerini verdi. “Kayıp yakınları” deniyordu onlara…

“Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının Tanrım,/ Ulaşılmazdı,/ Sen sarılmak istesen ona,/ O sana sarılmazdı./ Ne çok dikenin vardı Tanrım!/ Ne çok isterdim,/ Sana sarılamazdım./ Ve şöyle derdim o zaman:/ Ah!” (Didem Madak)

KirmiziKedi__3

Zil yerine tambur çalınan lisenin önünde toplandılar…

Her zamanki gibi, “azınlık kuşları” dediğim meydanın sahibi kuşlar havalanıp gelenlere yerlerini verdi. “Kayıp yakınları” deniyordu onlara, macaz olarak da “benim annem cumartesi” ismi yakıştırılmıştı. Kayıpların ah’larını taşıyorlardı yıllardır. Yere konan kuşlar gibi kanatlarını açtılar sonra kapattılar. Yaşlı bir Kürt ninenin kanatları arasına oturdum. “Hayat, âh çekmektir bizim oralarda. Her ağaçta âh’lar asılıdır, her evin bacası âh tüter…” diye sessizliği bozdu. Herkes ona baktı, âh’ından nasiplenmeye çalıştı. Sustu.

“Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan./ Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,/ Çok şey görmüşüm gibi,/ Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,/ Ah.. dedim sonra/ Ah!” (Didem Madak)

Suskunluğu yine o bozdu: “Âhlarımı toplayıp geldim buraya. Ne zaman ‘barış’ diye sarılsak hançerlendik …” İçine tüten, dumanı lekesiz bir sesti. Issız bir âh… Güne âh ile başlamamıştık. O, “âh” çektikçe yıllar önce kandığım kısa bir sözcük geldi aklıma; “âh!” Ve öğleleri şiire heveskar ben, “sesinin tonunu Ahlat ağacına emanet edip” genç yaşta kaybettiğimiz şair Didem Madak’ın “Ah’lar Ağacı” şiirini anımsayıp; âh’ına âh katarak ya da kalp ağacına bir âh da benden bağlayarak içimden okumaya başladım. Mırıldandığımı görünce, “âh’ını paylaş ki birlikte âh’lanalım” dedi. Kucaklaşmak istedikçe batan ne çok dikeni vardı devletlerin.

“Dallarına salıncak kurardı çocuklar,/ Hızlı yaşanan bir hayatın şarkılarıydı salıncaklar./ Meyveleri tatsızdı/ Eski bir lanetten dolayı/ Herkes dişlerdi acı meyvelerini,/ Ve herkes söverdi ona./ İsmini yazardı herkes onun bağrına,/ Ah derdi o.. Ah!” (Didem Madak)

O sırada, çok uzaklardan silah sesleri duyuldu. Telgrafın tellerine konan kuşlar uçtular. İki kuş düştü yere. Tam önümüze… Nine, “Âh kuşları, bunlar… Yüksekova’da vuruldular ama buraya düştüler…” Döğmeli göğsünden üç renkli bir mendil çıkardı, ölümden uyandırmamak için usulca üstüne örttü kuşların. Sonra da bir elini kulağına götürüp âh çekmeye başladı. Kâinat sustu.

“Gülümsedim o sıra,/ Bazen sevinirim,/ Sevinmek nedense hep yedi yaşında/ Ve ah.. dedim sonra,/ ah!”“Bir zamanlar meydan okumak isterdim./ Kaç meydanın okudum da bu hayatın/ Yalnızca iki harf öğrendim:/A / H!” “Bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin./ Ah!” (Didem Madak)

Öyle bir ülkeydi ki, yedi yaşında okula gidince sevinenlerin yanı sıra, yedi yaşında daha ilk gün, ilk derste dili sökülüp, başka bir dil takılarak dillerinden öldürülenler de vardı. Âh… Belki de bu nedenle, âh çekerek saklambaç oynayan çocuklar âhlarıyla birlikte dağlara saklanıyorlardı…

“Güçlü bir el silkeledi beni sonra/ Sanırım Tanrı’nın eliydi,/ Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,/ Çok şey görmüşüm gibi,/ Ve çok şey geçmiş gibi başımdan/ Ah dedim sonra/ Ah!/ iç ses diye söylendim/ Gel!/ Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla// Vasiyetimdir. / Bin ahımın hakkı toprağa kalsın…” (Didem Madak)

Didem Madak

Kuşların üstünden mendilini almadan, ninni yerine “âh” çekerek çocuk beler gibi beleyip ağıtladı kuşları. Elleri, öldürülen, kaybedilen yakınlarının isimlerinin yazıldığı dövmelerden oluşan “âh ağacı” gibiydi… Bileklerinden parmaklarına doğru uzayıp giden, memelerine kadar uzanan isimler ağacı. Âh! Kuşları yerden kaldırdı, “bu kuş Veysel”, “Bu Mehmet” diyerek, göğsünü aralayıp memelerinin arasına yerleştirdi… Sonra da, “Her ‘âh’ yakınımdır benim… Didem’i bilmezsem de, bilmez miyim ‘ah’lar ağacı’nı… İnanmazsan sesimin ah’ına kulak verip dinle” diyerek mırıldanmaya başladı:

“Ya siz,/ Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?/ Nasıldı/ Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak.?” (Didem Madak)

Yazı görseli: Gülbahar B. Doldur

  • Ah’lar Ağacı
  • Yazan: Didem Madak
  • Türü: Şiir
  • Baskı Yılı: 2016
  • Sayfa Sayısı: 76 Sayfa
  • Yayınevi: Metis Yayıncılık

 

Sezai Sarıoğlu

Sezai Sarıoğlu

1950 Ordu/Ünye doğumlu. Deneme türündeki ilk kitabı 1994’te “Terspektifler” ismiyle yayımlandı. 1996'da yayımlanan “Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler” isimli kitabıyla, röportaj dalında ÇGD (Çağdaş Gazeteciler Derneği) ve Musa Anter Gazetecilik Ödülü’nü kazandı. 2001'de yayımlanan ve sekiz baskı yapan “NAR TANELERİ-Gayriresmi Portreler” isimli sözlü tarih çalışması akademik çevrelerde kaynak-örnek kitap olarak gösterildi. “annemin şarkı sandığı” isimli şiir dosyasıyla“İnsan Hakları Ödülü”, “kuşkırıntıları” isimli şiir dosyasıyla“Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü” aldı.. İstanbul/ Kadıköy'de altı yıl süren "nehirmuhabbetler" isimli söyleşilerde "muhabbet ehli" olarak adlandırdığı bir grup arkadaşıyla birlikte pek çok yazar, şair, müzisyen, yönetmen ve akademisyeni konuk olarak ağırladı.

2012'de yayımlanan "aşk dediğin haram olur" şiir kitabı altı, 2015'te yayımlanan "Çerkesim, Türküm, Kürdüm, Sosyalistim" isimli anı kitabı iki, 2016'da yayımlanan "kurutma kâğıdı" isimli şiir kitabı iki baskı yaptı. Kültür sanat dergilerinde şiirleri, edebiyat yazıları ve şiir eleştirileri yayımlanıyor. Sözlü tarih, insan ve mekân ilişkilerini içeren tarih çalışmaları sürüyor. Türkiye’de ve yurtdışında şiir dinletileri yapıyor.
Sezai Sarıoğlu

Latest posts by Sezai Sarıoğlu (see all)

Kolektif Kitap
Paylaş
Share On Facebook
Share On Twitter
Share On Google Plus
Share On Linkedin
Share On Pinterest
Share On Youtube
Contact us

Cevap Yazın