Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Ahmet Büke: “Çocuklar için yazdığımızı unutmadan, yazmamız gerekiyor.”

0

Ahmet Büke‘nin kaleme aldığı Gökçe’nin YoluGünışığı Kitaplığı tarafından yayımlanan ve Semih Gümüş’ün editör olarak görev aldığı Köprü Kitaplar koleksiyonunun 21. kitabı olarak okurla buluştu.

Bir gencin ormanın derinliklerinden geçip yüreğine ulaşan yolculuğunu anlatan Ahmet Büke, doğanın iyileştirici gücünü büyülü gerçekçi bir dille hatırlatıyor. Avcılığı, çocuk edebiyatımızda örneğine rastlanmayan incelikle eleştiren roman, kadim bilgileri yüceltiyor. Doğayla iç içe, başka bir hayatın mümkün olduğunu her yaştan okura düşündürüyor.

KitapEki
KitapEki

Köprü Kitaplar koleksiyonunun çatısı altında yayımlanan Gökçe’nin Yolu çocuklar için oldukça kıymetli bir eser. Böylesine bir eser üzerine yazılacak ve konuşulacak oldukça fazla şey var. Aklımızda yer alan soruları ödüllü öykücü Ahmet Büke‘ye yönelttik… Gelin kitabı birlikte derinleştirelim…

  • Gökçe’nin Yolu, editörlüğünü Semih Gümüş’ün üstlendiği Köprü Kitaplar koleksiyonundan bir roman. Öncelikle biraz bu koleksiyondan bahsedebilir miyiz? Neden böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyuldu ve koleksiyonda yer alan diğer kitapları okuma fırsatınız oldu mu?

Köprü Kitaplar koleksiyonunun editörlüğünü Semih Gümüş, yayın yönetmenliğini ise Müren Beykan yapıyor. Gökçe’nin Yolu’nun seçilme gerekçesini eksiksiz olarak bilmiyorum. Ama Köprü Kitaplar’ın bir manifestosu var: “Çocukları ve gençleri, hem çağdaş Türkiye edebiyatının usta yazarlarının daha önce yayımlanmış yapıtlarıyla, hem de günümüzün usta yazarlarının kaleme aldıkları yeni yapıtlarıyla buluşturuyor. Özellikle, okumak zorunda kaldığı “klasik”lerden bunalıp, her türlü kitaptan soğuduğunu sanan çocukları, gençleri ve her yaştan okuru, çağdaş edebiyatımızın unutulmaz tatlarıyla bir araya getiriyor.

Neden seçildiğinin açıklamasını bu metinden aşağı yukarı anlayabiliriz sanırım. Serinin bütün kitaplarını okumadım ama ilgimi çeken kimilerini okudum, evet.

  • Gökçe’nin Yolu’na gelecek olursak, romanda anne babası boşanmak üzere olan bir genç görüyoruz. Çocuk ve gençlik edebiyatının birçok kişi tarafından, savaşlardan, çatışmalardan ve bunlara benzer olumsuz şeylerden izole edilmiş bir alan gibi görüldüğünü söyleyebiliriz. Gökçe’nin Yolu sizin bu görüşe pek de katılmadığınızı gösteriyor. Ne dersiniz?

Çocuk edebiyatı için zor konular var: ailelerin parçalanması, ebeveynlerin işsiz kalması, savaş, mültecilik, ölüm gibi. Bu konuları, elbette çocuklar için yazdığımızı unutmadan, yazmamız gerekiyor. Yani çocuklar için, “meseleleri mesele etmezsek mesele kalmaz,” deme şansımız yok çünkü bunların bolca yaşandığı bir dünyaya geliyorlar. Mutlaka her yazar bunlara değinmek zorunda, demiyorum elbette ama birileri bunun için zaman zaman kafa yorabilir, diye düşünüyorum. Aslında böyle bir aile durumunu anlatmak için başlamadım metne. Aklımda bir büyüme hikâyesi vardı; biraz da metin böyle aktı. Kitabın tamamını düşünürseniz aslında ayrılma konusunun giderek detaya döndüğünü de fark edebiliriz. Yine de bu zor konuya bir yerden yaklaştığını düşünüyorum metnin.

  • Gökçe, evdeki gergin havadan bunalıp bir yolculuğa çıkmak, yalnız kalmak istiyor. Bunu önce tablette oynadığı oyunu gerçek gibi hayal etmesinden ve rüyalarında görmesinden anlıyoruz. Peki, Gökçe’nin Maya Hala’sı olmasaydı ne olurdu sizce? Yani, video oyunları, filmler ve kitaplar Gökçe’nin bu içsel yolcuğu yaşamasına yetebilir miydi?

İnsan kendini ancak başka bir insanda anlayabilir. Olgunlaşmak için de önce anlamamız gerekiyor. Henüz akıllı telefonlar ve sanal gerçeklik bunu karşılamıyor. Yapay zekâ evriminin bir aşamasında belki mümkün olabilir. Şimdilik bu “akıllı” oyuncaklarımızı anlamdan dolayısıyla kendimizden/yüzleştiğimiz sorunlardan kaçmak için kullanıyoruz. Maya Hala olmasaydı Gökçe biyolojik olarak yine büyürdü ama daha yaralı kalırdı muhtemelen. Öte yandan kurgu gerçek hayattan farklıdır. Yani öyle olsaydı bu hikâye de yazılmazdı çünkü bu olmazlı hali hayat çok sık yazıyor zaten.

  • Maya Hala bir Şaman gibi insanların ve hayvanların dertlerine tedaviler buluyor, onları kötülüklerden, avcılardan koruyor. Ancak başını çarpan küçük bir çocuk için mutlaka doktora gösterilmesini söylüyor. Romanda modernite, teknoloji ve doğa iç içe. Bunlardan herhangi birini reddeden bir tavır yok. Peki, bunların birarada yaşayabilmesi sizce mümkün mü?

Maya Hala aslında yoktan var edilmiş bir karakter değil. Çocukluğumda etrafımda böyle teyzeler vardı. Doğadan getirdikleri, önceki kuşaklardan devraldıkları bilgelikleri vardı. Anadolu bilgeliği, bilginin sınırlarına saygı göstermeyi ve başka “bilgeliklere” saygı göstermeye de açıktır. Kitaptaki o sahneyi çocukken bizzat ben yaşadım.

  • Biraz da Gökçe’nin rüyalarından bahsedelim. Gökçe, tablette gördüğü ormandan çok etkileniyor ve onu sık sık rüyasında görmeye başlıyor. Bu rüyalardan birinde de su altında ya da yeniden annesinin karnında olduğunu hissediyor. Sizce doğa burada, insanın özüne, anne karnına dönüşünü mü temsil ediyor?

Bu bölümün farklı okumaları yapılabilir. Kitapla ilgili bir eleştiride bundan uzun uzun bahsediliyor. Açıkçası sorunuzun yanıtını tam olarak bilmiyorum. Hangi sembol neyi ifade ediyor diye planlayarak yazmayı çok isterdim ama öyle yazamıyorum. Ayrıca yazarın kendi metnini çok fazla didiklememesini de tercih ediyorum. Okurlar için yazıyoruz ve iyi okurun bizden daha akıllı olduğu aşikâr.

  • Yine Gökçe’nin bir rüyasında balkonda oturan anne babası, gözlerinin önünde fark edilmek için çırpınan serçeleri bir türlü görmüyor. Gerçekten de yetişkinler bazen gözlerinin önündeki güzellikleri görmemek için direniyor. Sizce de böyle mi?

Olabilir. Hiç böyle düşünmemiştim.

  • Şehir hayatında anne babalar bile birbiriyle konuşamaz, iletişim kuramaz hale gelirken Maya Hala’nın köyünde insanlar ve hayvanlar iletişim kurabiliyor, birbirini anlayabiliyor. Doğada koyunlarla ardıç ağaçlarının kurduğu işbirliğini şehirde insanlar çoğu zaman kuramıyor. Sizce bunun nedeni nedir?

Çünkü düzlemler farklı. Doğada daha doğrudan ve bütünleşik bir ilişki kuruyorsunuz etrafınızla. Bunu yapmazsanız hayatta kalamazsınız öncelikle. Ayrıca seçenekleriniz var. İlişkilerinizi seçebilirsiniz. Tercihlerinizin sonuçları daha doğrudan: daha kolay ölebilirsiniz. Şehirde gideceğiniz yolu, komşunuzu, iş arkadaşınızı, hayatınızı etkileyecek öğretmeninizi, mesleğinizi tercih etmeniniz gelirinizle doğru orantılı. Yani çok büyük çoğunluğumuz için tercih şansı yok. Tercih etmediğiniz şeyler yüzünden ölme ihtimaliniz daha yüksek. Mecburen yaşamak zorunda kaldıklarınıza tahammül etmek için iletişimi azaltırsınız.

  • Maya Hala’ya neden “Leylek Kadın” dendiğini, insanların hayvanlarla nasıl iletişim kurabildiğini roman bizlere net biçimde açıklamıyor. Okur bu sorulara, romanı okurken yaşadığı bireysel deneyim ile farklı cevaplar üretebilir. Bu yapıyı siz mi tercih ettiniz, yoksa kurmacanın doğasıyla mıilgili?

Orada küçük bir anahtar var: don değiştirmek. Ama bu doğru kilidin doğru anahtarı mı, onu okura bırakıyorum.

  • Roman, bir üst kurmaca sanki. Gökçe’nin şehirde yaşadıkları çatı anlatı; köydeki maceralar, ceylan ve kurt hikâyesi, Avcı Temur, Maya Hala’nın gizemi, video oyunundaki kız ile Gökçe’nin benzerliği, yine Gökçe’nin rüyaları… Bunlar da gömülü ve alegorik anlatılar. Ayrıca Gökçe’nin çıktığı yolculuk, olgunlaşma romanlarını da anımsatıyor. Ben romanı okurken Doğu edebiyatından Hüsn ü Aşk, Mantıku’t-Tayr gibi klasikleri anımsadım hep. Bu klasiklerin üzerinizde böyle bir etkisi oldu mu yazım sürecinde?

Türk mitolojisi ve Türkçe konuşan halkların kültürlerinden epey öğeler var kitapta. Tabii bütün bunların üzerine oturan Anadolu kültüründen.

  • Son olarak, okurlarımıza söylemek istediğiniz bir şey ya da bahsetmek istediğiniz bir proje var mı?

Teşekkür ederim. Ufak tefek yazmaya devam ediyorum 🙂

Ahmet Büke Kimdir?

1970 ’te Manisa’da doğdu. 1997’de İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. 2008’de Alnı Mavide(2008) kitabıyla Oğuz Atay Öykü Ödülü’nü, 2011’de Kumru’nun Gördüğü (2010) ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. Bize yaşamın acı, tatlı, bazen tuhaf, bazen de acayip öykülerle akıp gittiğini hatırlatan Büke’nin E Dergisi, Adam Öykü, Patika, Notos gibi pek çok dergide öyküleri yer aldı. İzmir Postası’nın Adamları (2004), Çiğdem Külahı (2006), Ekmek ve Zeytin (2011), Cazibe İstasyonu (2012) ve Yüklük (2014) adlı öykü kitaplarıyla tanındı.

ON8 Blog’da tefrika etmeye başladığı İzmirli Bedo’nun öyküleri, Mevzumuz Derin (2013, ON8) adıyla bir ilk romana dönüştü ve Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) 2013 Yılın Gençlik Romanı Ödülü’nü kazandı. Büke’nin ON8 Blog’da “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi” adlı köşesinde her hafta biriktirdiği öykülerinden bir seçkiyi de içeren İnsan Kendine De İyi Gelir (2015, ON8) adlı öykü kitabıysa Dünya Kitap 2015 Yılın Telif Kitabı Ödülü’nü kazandı. Aynı yıl, “Hazır Bilgi Serisi” için derleyip tanıttığı 100 Tuhaf Kitap yayımlandı. “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi”nden ikinci bir seçkiyi içeren Gizli Sevenler Cemiyeti(2016, ON8) adlı öykü kitabının ardından, Eyvah, Babam Şiir Yazıyor ! ve Annemle Uzayda adlı resimli “Zeyno Kitapları” ile (2017, Günışığı Kitaplığı) ilk kez çocuklara öykü anlatan yazarın son romanı, Köprü Kitaplar koleksiyonu için yazdığı Gökçe’nin Yolu (2018). Ahmet Büke, eşi ve kızıyla birlikte İzmir’de yaşıyor.

  • Gökçe’nin Yolu
  • Yazar: Ahmet Büke
  • Türü: Roman, 10+
  • Baskı Yılı: 2018
  • Sayfa Sayısı: 112 Sayfa
  • Yayınevi: Günışığı Kitaplığı
Çağla Üren

Çağla Üren

1994, Bakırköy doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyor. Daha önce Nazım Hikmet Akademisi Edebiyat Bölümü'nde okudu. soL Gazetesi'nde ve Genç Gazete'de (gencgazete.org) görev aldı. Edebiyat eleştirisi dergisi Rozinant'ta, polisiye edebiyat dergisi 221B'de ve dizi kültürü dergisi Episode'de yazıyor.
Çağla Üren

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *