Responsive banner image
 

Amin Maalouf; gerçekten de “Çivisi Çıkmış Dünya” derken…

0

Artık “görece makul” sınıf çatışması şiddeti, yerini başka bir şiddet/şiddetler türüne bıraktı.

Amin Maalouf, deneme kitabına bu adı seçmiş; “Çivisi Çıkmış Dünya.” Kitap, yazarın bu konuya ilişkin olarak yazdığı bütünlüklü bir çalışma. Yani, yazarın farklı zamanlarda yazdığı,  farklı metinlerden oluşmuş bir toplama eser değil. Bu açıdan düşünsel bir bütünlüğe sahip.

KirmiziKedi_5

Temel sorunlar…

Kitap içinde; Doğu, Batı, Avrupa Birliği, ABD, Arap/İslam, Müslümanlık, Hıristiyanlık, azınlık,  göç ve göçmenlik, uygarlık, laiklik, şiddet, demokrasi, “Orta-Doğu sorunu”  gibi günümüzün pek çok can alıcı sorunu, kavramı, dikkate değer özgünlükte çözümleme ve değerlendirmeye tabi tutuluyor. Tüm bu başlıklara ilişkin olarak, yazarın söyledikleri yazdıkları belki tek başına ele alındığında olağanüstü bir özellik taşımadığı düşünülebilir. Başkaca kaynaklarca da dile getirilmiş olabilir. Ancak, kitap bütünlüğü ve belli bir düşünsel silsile içinde bir toplu bakış sunması, günü, coğrafyayı ve geleceği daha iyi anlamamızda çok yardımcı oluyor. Toplamda, yazarın genel bir kötümserliğini taşısa da! Hoş, bu zamanda iyimserlik oldukça zor!

“Arap-İslam âlemi bir daha çıkamamazcasına tarihsel bir ‘kuyu’ya gömüldükçe gömülüyor, bütün dünyaya karşı, Batılılara, Ruslara, Çinlilere, Hintlere, Yahudilere vb. ayrıca her şeyden önce kendisine karşı öfke duyuyor.”(s.18) Bu değerlendirmeyi Arap kökenli bir yazarın yapması, olası çifte standart suçlamalarına engel olması açısından önemli Gerçi, Amin Maalouf Araplık konusunda son derece nesnel ve “temkinli” bir tutuma sahip. Araplar için kullanılan “Onlar ve “Biz” zamiri için, iki zamire de eşit mesafede olduğunu söylüyor (s.175). Aslında, yazarın bu ikinci deneme kitabını  “Ölümcül Kimlikler” adlı kitabı ile birlikte okumak önerilebilir. Yazarın kendi kimliği üzerinden yaptığı değerlendirmeler bilinmeli ki, bu iki zamire olan eşit uzaklığı daha iyi anlaşılabilsin.

Cemaatçilik için yaptığı, uygarlığın yadsınması ve cemaatçiliğin olduğu yerde uygar bir siyasal sistemin inşasının olanaksızlığı saptamaları, pek çokları için nesnel bir konumdaki bir yazara ait olarak kabul edilmeyebilir! Çünkü nesnellik için bile, herkes için “ nesnel” sayılacak bir ölçüt bulmak bu zamanda çok zor. Nesnellik bile, politik/dinsel görüşlere göre, ırksal kimliklere göre belirlenir bir hal almış durumdadır. Böyle bir iklimde, Amin Maalouf gibi, herkese eşit mesafede durmaya çalışanların durumu iyice zora girmiş durumda. Artık, “Ya bizden ol, ya da onlardan” yerine, “Ya bizden olmak zorundasın, ya da ölmek” derecesine gelmek üzereyiz. Eleştiri ve hoşgörüye çoktan elveda. Batı dünyasının ikiyüzlülüğü kabul ama yazarın da belirtiği gibi ( s. 54) 9. yüzyılda Abbasi halifelerinin huzurunda yapılan tartışmaları, değil bugün Arap ülkelerinin üniversitelerinde, Türkiye Cumhuriyeti’nde tartışmak bile tehlikeli hale geldi. Anında “zındık” ilan edilmek işten bile değil… Bu açıdan da, ülkemizin Cumhuriyet deneyimine ve Atatürk’e dair bölüm (s.80) oldukça ilginç ve önemli.

Sınıf veya kimlik

Olumsuz olayların dünyanın her yerinde yaşanıyor olması, ülkede yaşadığımız çatlama/yarılma için bir teselli nedeni olamaz. Tam tersine, yaşamsal sorunların dünya ölçeğinde varlığı ve sürekliliği, tehlikeli bir yarılma içinde olduğumuzun ve daha da olacağımızın işaretidir. Yazarın İslam toplumu için yaptığı değerlendirme ve öngörü, doğrudan ve tüm yönleriyle bizim ülkemiz ve bizim toplumsal profilimiz için de geçerli… Çok yakın zamanlarda ülkenin doğusu ve batısı arasında bir duygusal kopuştan söz ediliyordu. Bu olgu, giderek “duygusal” nitelemesini yitirdi. Ve her yönüyle bir mutlak kopuşa doğru gitmekteyiz. Tüm aktörlerin bu sürece var gücüyle katkı sağladığı bir ortam söz konusu…

Kimlik savaşı, sınıf savaşının yerini aldı. Bunu en şablon biçimiyle ve en net biçiminde dile getirebiliriz. Bu sürecin başlangıcı Soğuk Savaş dönemidir belki. Ama temel alınacak tepe noktası varsa, Afganistan Savaşı ve Sovyetlerin yenilgisi. Amin Maalouf, burada İslamcıların zaferine işaret ediyor. Dünyanın şimdiki zamandaki galip egemen sistemi, reel sosyalizmi yenmek için sayısız araç geliştirip, sayısız argüman üretti.  Sonuçta, tarihin sonu, tek kutuplu dünya vb derken sınıf gerçeği perdelenmek istendi.  Üretim araçlarına sahip olmakla, üretim araçları ve üretimdeki toplumsal konum, üretim sürecindeki rol…  hepsi harmanlandı. Öyle ki her bilgisayarı ve beyaz gömleği olan patron sayıldı. Sınıf gerçeği perdelenmek istenirken, bu perde basit bir naylon perde değildi.  Kimlik, temel bir toplumsal aidiyet haline getirilirken,  zaten sınıf yerine başkaca aidiyetler üzerinde başarılı olması olanaklı kesimler için bu durum bir hormon etkisi yaptı. “İdeolojiden kimliğe kaymanın bütün dünya üstünde feci etkileri oldu…” (s..21) Yazar bu saptamasına karşın, sınıf mücadelesinin de, uygarlık mücadelesinde de her şeyi açıklamadığı görüşünde (s.186). Kitabın içeriği bir bütün olarak okunduğunda, aslında yazarını haklı kılmıyor.

Sonuçta, günümüzdeki sol, sosyal, toplumsal gerileme, olağan bir sürecin sonu değil, başlangıcı Ekim Devrimi’ne dek uzatılabilecek, ama asıl yoğunluğu Soğuk Savaş ile başlayan bir “savaş” sonucudur. Yani bu yolda harcanan milyarlarca dolar, bu aşamada savaşı kazanmıştır. Bu verileri ve değerlendirmeyi bize Amin Maalouf sağlıyor.

Günlük şiddet

Sadece günlük televizyon haberlerine bakarak, bir önceki yüzyılın ortası ile şimdi arasındaki şiddet çözümlemesinde açıklıkla görülen bir durum var: Artık “görece makul” sınıf çatışması şiddeti, yerini başka bir şiddet/şiddetler türüne bıraktı. Sınıf şiddeti yerine kimlik çatışmalarından güç alan, çok boyutlu asimetrik, tanımı, tanınması ve denetimi olanaksız bir şiddet ortaya çıktı. Son yüzyıl ile yeni yüzyılın başındaki şiddetin özelliklerinden bir özet budur.

Fransa’da yaşayan, Lübnanlı bir Hristiyan Arap olarak, yazar, bütün sorunların merkezinde duyduğu acıyı, acı bir eleştiri ile dile getiriyor. Özellikle acı duygusu duymayan bir beden örneği çok çarpıcı. Bu örnek bizim ülkemiz açısından da çok yerinde bir örnek. Beden acı duymazsa, kendisi için tehlikeli olacak bir iç ve dış etkene karşı tepki vermez. Bunun soncu beden için ölümcüldür. İktidarlar için de eleştiri bir acı duygusudur. Sevgili dostum doktor İsmet Enginsu, “Biz acı ve ağrıyı çok severiz” demişti. Çünkü acı ve ağrı, marazın yerini ihbar eder. Eleştiri de marazın yerini işaret eder. Örneğin FETÖ belasına karşı yapılan tüm eleştiri ve uyarılara tepki, bir acı duygusu olamayan beden tepkisi gibi olmasaydı, belki tehlike bu denli büyümez, bunca insanımızı yitirmezdik.

Pek çok yaşamsal sorun için olduğu gibi, şiddet ve yaşadığımız, artık “günlük” hale gelen şiddet için saysız önlem düşünülüp, kurgulanabilir. En dostçası ve sosyal masrafı olmayanlardan biri ise eleştiridir. “Çivisi Çıkmış Dünya” bunun kanıtıdır.

  • Çivisi Çıkmış Dünya
  • Yazar: Amin Maalouf
  • Çeviri: Orçun Türkay
  • Türü: Deneme
  • Baskı Yılı: Ekim 2016 18. Baskı
  • Sayfa Sayısı: 215 Sayfa
  • Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sabri Kuşkonmaz

Sabri Kuşkonmaz

Hukukçu-Yazar/Şair.
Şiir, roman, anlatı, film öyküsü ve seçki olarak yayımlanmış on altı kitabı var.
Kısa Film ve belgesel çalışmaları yaptı. BESAM kuruluşunda görev aldı. Çağdaş Hukukçular Derneği’nde YK üyeliği yaptı. PEN Türkiye Merkezi YK üyeliği ve genel sekreterlik yaptı. Edebiyatçılar Derneği ve TYS üyesi.
Hukuk Fakültesini bitirdi. Marmara Ü. İletişim Fakültesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Halen Beykent Üniversitesi’nde sinema-televizyon doktora programında öğrenci.
Otuz yıl avukatlık yaptı. Altı yıl Birgün Gazetesi'nde köşe yazarı olarak kültür sanat yazıları yazdı.
Sabri Kuşkonmaz

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *