Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Aşkın iç sesleri fırtınaya dönüştüğünde…

0

Edebiyat tarihinde ‘mektup romanı’ türüne öncülük eden Goethe’nin Genç Werther’in Acıları, aşkın çaresizlik durumu etrafında dönüyor.

Fransız felsefeci Rene Descartes “Cogito ergo sum” (Düşünüyorum, o halde varım) dedikten sonra Aydınlanma Çağı’nın temel argümanı da netleşmiş oluyordu. Ancak aynı çağın hisleri de kapsaması gerektiğinden, bu argüman yerini “Sentio ergo sum” (Hissediyorum, öyleyse varım)’a bıraktı.

Sentimentalizm de denilen bu yaklaşım türü, Sentimentalist edebiyata kapılarını açtığında, Fırtına ve Zorlama akımı olarak adlandırılan yazarları doğurdu. Zira ruhun coşkulu hali, yaşama arzusunun önüne geçen her tür engeli reddediyor, duyguların doğal akşının serbest bırakılmasını istiyordu. Aklın dayatmacılığı ve rasyonelliğini hafifleterek yaşamı katlanılır kılan söz konusu yönelim (özellikle Almanya’da), -on sekizinci yüzyılın ortalarından itibaren- şefkati, dokunulmayı, taşkın duyguları, doğayı… içeren metafor ve terimleri de edebiyat taşıdı. Tam da burada, insanın en samimi, en özgür, en tutkulu hallerinden biri olan aşkın başı çektiğini söylemeye gerek var mı?

Goethe, Genç Werther’in Acıları’nda (1774), Fırtına ve Zorlama edebiyatını yeterince temsil ediyor diyebiliriz. Dünden bugüne, bugünden de yarına, -tıpkı nefes almak ve ölmek gibi- aşkın da hep aynı kalacağı izleğinden hareketle; zaman ve olaylar değiştikçe, insana dair temel duyguların da değişeceği şeklindeki yanılsamalı durumun üstünü şimdiden karalamakta yarar var.

Homeros ve beşik ninisi…

Genç Werther’in Acıları, bir “mektup romanı.” Bu yönüyle de edebiyat tarihinde “mektup romanı” türüne öncülük eden bir başyapıt özelliği taşıyor. Metnin baştan sona ben anlatıcı diliyle yazıldığını söylemeye ise gerek yok. Ama yapıtın ana karakteri Werther’in mektuplarının edebiyatta güçlü yer edinmesinin bir nedeni var. Öncelikle çok derin sarsıntılar oluyor; zira Werther’in kelimelere döktüğü şeyler aynı çember içine giren, girme ihtimali olan herkesten ortak özellikler taşıyor.

Ancak, başlangıçta yaşadığı olumsuzlukları tolere edip, hayatına yön verecek kadar iyi durumda bulduğumuz Werther’in, sonradan aşağı doğru kaymasının bir nedeni var. Zira bir kadına âşık oluyor ve sorunlar yaşamaya başlayınca da bu durumdan kaçmak için başka bir kente gidiyor. Sade, basit insanların olduğu bu yerde biraz da “Homeros’ta buldum” dediği “beşik ninnisi”ni buluyor. “Bura insanları iyi yürekli. Çoğu şeyi unutup onlarla bir araya gelip masalarına oturdum mu, Tanrı bağışı bir neşeyle kendime geldim mi, açık yüreklilikle ve içtenlikle onlarla şakalaştım mı, gezintilerine, danslarına katıldım mı, etkileniyorum, bir süre mutlu oluyorum; fakat benim ruhum öylesine çok değişik güçle dolu ki… Tümü de hiç kullanılmadan çürüyüp gidiyor…”

Fakat -kısa bir zaman- mutluluğunun daha da büyüdüğüne tanık olduğumuz Werther için işler hiç de umduğu gibi gelişmiyor. Zira bir aşktan kaçarken gittiği yerde de başka bir aşka tutuluyor. Werther’in âşık olduğu kadın Lotte’in nişanlı olmasının sorunun ana nedenlerinden biri olarak gözüktüğünü belirtmekte yarar var. Böylelikle Lotte’yle arkadaşlıkları ilerledikçe, aralarındaki ilişkinin imkânsızlığı da giderek derinleşiyor. Werther, içine düştüğü karmaşa ve çıkmazı, birbiri peşi sıra gelen mektuplarında betimlerken, talihsiz sona doğru hızla gidişinin de kaydını düşüyor. Zira sadece en yükseğe çıktıkça, sonra da tepetaklak düşen biri çıkmıyor karşımıza; sürekli yara bere alan bir ruhun çektiği acılar kelimelere döküldükçe, çaresizlik de büyüyerek metnin ortasına yerleşiyor.

Kucaklarken reddetmek…

Reddedilen bir insanla, tercih edilmiş diğer insanın dünyaya bakışının birbirleriyle karşıtlık oluşturduğunu söylemeye gerek var mı? Werther’in -sonradan arkadaş olduğu- Lotte’nin nişanlısı Albert’le kendini kıyaslarken yaşadığı yazıklanma durumu, ötelenmişlik duygusu… Öz kıyıma giden yolun taşlarını da döşüyor. Burada, Werther’in mutsuzluğunu bir yana bırakıp, olayların yaşandığı zamana bakmak gerekli olabilir. Yazar kahramanını nişanlı bir kadına âşık ettirerek, dönemin muhafazakârlığına kafa mı tutuyor? Goethe’nin kendi yakın çevresinde de tanık olduğu önemli bir sorunsalı edebiyatın konusu yapması boşuna değil. Yakınlarından bazılarının evli bir kadınla yaşadığı aşktan dolayı intihar etmesinin ucu ise derinlere gidiyor.

Werther’in bunalımının başlangıç tarihinin içinde bulunduğu aristokrat çevreye kendisini ait hissetmemesiyle başlaması ve Lotte’nin söz konusu çevrenin tümüyle uzağında, Werther’in -yaşamın canlılığı olarak- mektuplarında betimlediği yerde durması önemli. Diğer bir yandan da, onun durumunu çağının biraz daha ilerisinde olan bireyin toplumsal kurallar karşısında yaşadığı çıkmazla birlikte, dönemin sosyal-kültürel yapısının anlatımı olarak özetlemek de mümkün. “Aklıma atın öyküsü geliyor, hemen vazgeçiyorum. Özgürlüğüne kavuşmaya sabırsızlandığı için semer takılmasına izin veren; fakat yola koyulduktan sonra da canı çıkana kadar üzerinden inilmeyen o ata benzetiyorum kendimi…”

Yaşadığı iç daralmalarını bütün halleriyle kâğıda döken Werther’in hayatı bilgece kucakladığı gibi, onu reddedecek kadar da cesaretli olan aşk duygusunun esiri olduğu sanılmasın! Aşk değiştirilemeyen koşulların tezahürü olarak kişilere çarptığında, imkânsız gibi olanın aşk değil, öğrenilmiş çaresizlikler olduğunu düşünmek yararlı olabilir.

  • Genç Werther’in Acıları
  • Yazar: Johann Wolfgang Von Goethe
  • Çevirmen: Ahmet Arpat
  • Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 192
  • Baskı Yılı: 2015

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *