Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Beyoğlu Çıkmazı

0

Beyoğlu o kadar çok kitaba konu olmuştur ki yazar Çağatay Yaşmut’un polisiye serisinin ilk kitabına da isim ve mekan olmuş.

Beyoğlu İstanbul’un en kozmopolit yeri… Her tipten insan, her türden mekanın çeşitliliğiyle yine her tür duyguyu barındıran, anıları saklayan; sakladıkları altında ezilmiş, yorulmuş yıpranmış bir semt, hatta hep daha fazlası… O kadar çok kitaba konu olmuştur ki yazar Çağatay Yaşmut’un polisiye serisinin ilk kitabına da isim ve mekan olmuş. Şarkılar Susunca, Beni Yavaş Öldür ve Kadıköy Cinayetleri serinin öteki kitapları…

KitapEki
KitapEki

İlk kitapla kahramanımız Baş komiser Galip’i tanımak istedim öncelikle, izini sürmeye başlamadan önce. Her şey Beyoğlu’nda, Galatasaray Lisesi’nin hemen yanında sabaha karşı işlenmiş bir cinayetle başlıyor. Fakat olaylar başka bir cinayetle başlıyor aslında. Fakat onun ne olduğunu okuyucuya bırakmak Galip’i tanımak adına daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum. Galatasaray Lisesi yakınları cinayet işlenmesi için olmayacak bir yer gibi görünebilir. Çünkü normal zamanlarda en kalabalık, illaki birilerinin geçebileceği bir yerdir. Beyoğlu sabaha karşılarının tekin saatler olmadığını az çok bildiğimiz için okuduklarımızdan hareketle bundan daha da emin olabiliyoruz. Maktul, Murat adında bir şef garsondur. Galip Komiser burada devreye girer. Murat’ın çalıştığı yer Gecem adlı bir kulüptür. Oradaki öbür çalışanlarla, işletmenin sahibiyle görüşür, bilgiler alır Galip. Herkes öldürülen Murat için üzgündür. İşinde gücünde bir adam olarak bilinir. Aslında öyle olmadığını bağlantılar ortaya çıktıkça daha iyi anlarız. Murat’ı, sevgilisi Nazan’ın eski kocası Muharrem’in öldürmüş olabileceğini söylerler, Galip de bu iz üzerinden gider. Nazan’ın da ayrı bir hikayesi vardır. Çocuğuyla İstanbul’a gelir, gece kulüplerinde çalışırken bulur kendini. Murat’la tanışır. Murat onu bu hayattan alır, aynı evde yaşamaya başlarlar. Tabi Murat’ın gariban ailesi İstanbul’un başka bir yerinde yaşar, durumu bilmezler. Eski kocası, Nazan’dan çocuğunu kaçırınca yakalanır, sorgulanır, ancak cinayeti bir türlü kabullenmez.

Suçlunun bir türlü bulunamadığı süre zarfında bir cinayet daha işlenir. Galip Baş komiser ekibiyle o işi de alır, onu da kovuşturur. Maktul, Ganyancı Osman’dır. Etrafındakiler de Osman’ı, Birahaneci Rasim’in öldürmüş olabileceğini söylerler. Galip bu bilgiler üzerinden yol alır. “ Galiba işler bu şekilde yürüyor,” diye de düşünmeden edemeyiz. Bir cinayetin peşi sıra “ Şu yapmış olabilir,” diyen insanlar. Sanırım cinayet çözmek bunlarla başlıyor. Tabi ki bunlara “şüpheli” deniyor. Şüphelilerle görüşüldükçe başka isimler, başka bağlantılar buluyor Galip Komiser. Her iki cinayette de farklı farklı hayatlarla karşılaşıyor. Okuyucu olarak yaptıkları işlere, çalıştıkları yerlere baktığımızda özellikle ikinci cinayetten sonra ister istemez “Bu adamlar ya öldürür ya da öldürülürler, normaldir,” diye düşünürken Galip Komiser düşüncelerimizi destekler, o da o doğru anda bizimle birlikte aynı şeyi düşünür ve dile getirir. Galip ve ekibi cinayetlerle ilgili bağlantıları ve ipuçlarını -tabi kriminal değil – ayrıca yapılan hatalardan kaynaklı ipuçlarını da bulur, cinayetleri çözerler. Açıkçası ilk cinayet çözüldüğünde sıradan kolay bir çözüm oldu diye düşünürken iki cinayet arasındaki bağlantı son anda okuyucuyu şaşırtıyor, hoşumuza da gidiyor. Çünkü bir okur olarak basit, karmaşası olmayan bir son istemiyoruz haklı olarak. Bunu yazar çok iyi anlayıp sonunda da bize ufak bir sürpriz de yapıyor. Bu sürprizin ne olduğu da okuyuculara bırakalım.

Peki Galip nasıl bir karakter? İlk kitapta ne gibi ipuçlarıyla karşılaşıyoruz? Galip için biraz çapkın diyebiliriz. Gördüğü her kadınla ilgili değerlendirmelerini okuyucuyla paylaşır. Mavi gözlerine güvenen bir adam.Bu çapkınlığına rağmen yalnız bir adam. Takıntılı olduğu Sevda’sı vardır,avukat.Fakat Sevda, Galip’in işinin getirdiği düzensizlikten dolayı ondan ayrılır. Ancak kahramanımızın aklı, sonu olmayacağını bilse de ondadır.Sevda’nın hayatında artık başka bir erkek vardır.Galip her sabah kahvesini parka bakan salonun penceresinden dışarıyı izleyerek içer.O sabahların birinde köpeğini parkta gezdiren bir kızı serserilerden kurtarır.Kızla tanışır,aralarında bir çekim olur ve görüşmeye başlarlar.Galip’in bundan sonraki kısımda, hayatında net olmasa da Aylin vardır. Var olduğu anlarda ona Sevda’yı unutturur.

Serinin ilk kitabı olduğu için Aylin’in rolünün henüz bitmediğini çok rahat düşünebiliriz. Bu ilk kitapta iki cinayet vardı, klasik kalıplara yakın bir şekilde sonuçlandılar. Serinin öteki kitaplarında aynı mı olur diye düşünürken aslında netleşmemiş şeyler de var. Sevda ya da Aylin, Galip’in hayatında hangisi olacak? Galip’in mezarını ziyaret ettiği ortağının başına ne geldi? Tabi en son olarak da evinin önünde kimlerden dayak yedi ve bunun hesabını kimlerden soracaktı Galip?

Kitabımızda anlatımın birinci tekil kişi bakış açısıyla yapılması, Galip’in gözüyle İstanbul’un gezilmesi, sanki onun arabasındaymışız ya da yanındaymışız hissini veriyor. Galip’in bir rutini var işe giderken. Bunu bizler de yaşıyoruz onunla birlikte. Onun ruh halini, kişiliğini anlamamız açısından da gayet iyi bir yaklaşım. Hayatının monotonluğu bazen cümlelere de yansıyor. Arka arkaya gelmiş kısa sıralı cümleler Galip’in ruh halini başarılı biçimde veriyor. Kişiliğe uygun dil yakalanmış diyebiliriz, bu da yazarın başarı hanesine eklenmeli. Komiser Galip; gerçekten dinlenmek, bir kadın tarafından sahiplenilmek, düzen kurmak istiyor. Okuyucu olarak sevebileceğimiz bir karakter, serinin daha ilk kitabında bir yakınlık duyuyoruz. Çünkü onun da takıntıları, beklentileri, yenilgileri, hayata küskünlükleri var. Kahramanla okuru daha da yakınlaştırabiliyor bu temel insani nitelikler…

 

  • Beyoğlu Çıkmazı
  • Yazar: Çağatay Yaşmut
  • Türü: Polisiye
  • Baskı Yılı: 2. Baskı, 2013
  • Sayfa Sayısı: 232 Sayfa
  • Yayınevi: Oğlak Yayınları

 

Funda Şamiloğlu

Ağrı Doğubeyazıt’ta doğdu, Manisa’da büyüdü. Liseyi İzmir’de, üniversiteyi Çanakkale’de okudu. Memleketin bu bölgelerinde sayısız okul değiştirdi. Cimnastikle çok küçük yaşlarda tanıştı, uğraştı. Cimnastikçi olabilirdi ama aile mesleği olan öğretmen, Türkçe öğretmeni, oldu. Okumayı, yazmayı, denizi, kahveyi, çocukları en çok da yağmuru seviyor. Yağmuru etrafındaki insanlara sevdirme gibi bir gayreti var ve yaşadığı sürece de devam edecek. Sevdiği şeyler arasında olan okumayı kalıcı hale getirmek isteğiyle yazmaya başladı. Bu işin aşk işi olduğunu söyleyenlerin önünde saygıyla eğiliyor.
Funda Şamiloğlu

Latest posts by Funda Şamiloğlu (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *