Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Bir an önce çıksın da okuyalım dediğiniz kitap…

0

Polisiyeyi geçmişe yolculukla birleştiren Kan ve Gül, Alper Canıgüz’ün yazdığı ve elinizden bırakamayacağınız fantastik bir roman…

Belki de, hayatın kontrolsüz bir düşüş olduğunu kabul edip ona mutlu bir son aramak yerine, iyi bir hikâye olmasına gayret etmeliydim.

KitapEki
KitapEki

Doğumumdan bir yıl önce olan 1975 yılında çıkmasına rağmen özellikle Türk filmlerinde bolca duymuş olduğum için “Kan ve Gül” şarkısı benim için gayet tanıdık bir parçadır. İsmini ve söyleyen şarkıcı olan İskender Doğan’ı bilmesem de, internette açıp dinleyince hemen hatırlayıverdim “Seviyorum, seviyor musun? Ağlıyorum, gülüyor musun? Özlüyorum, gidiyor musun? Sevdikçe, itiyor musun? Peki öyle olsun…” nakaratını. Şarkıyı dinlerken yetmişlerin ve seksenlerin havasını tek bir parça ile anlatmak mümkün olabilir belki de diye düşündüm. Bu ve birkaç şarkı ile daha… Nasıl da uzak ama aynı zamanda nasıl da yakın bir geçmiş değil mi? Geçmişi düşünüp de “hey gidi günler…” diyen biri değilim, ya da henüz yaşım gelmemiştir bunu söylemeye ama Alper Canıgüz’ün April Yayıncılık’tan çıkan Kan ve Gül romanına başladığımda hafiften bir nostalji yapmadım diyemem doğrusu.

“Benim şanssızlığım ya da şansım, en mükemmel şarkımı yirmi yaşında yazmaktı. Mükemmellik, tanımı gereği, bütünlük ve teklik içerir, bu nedenle o noktadan sonra yapmam gereken, o şarkıya yakışır bir hayat sürmekti. Çünkü ben bir sanatçı değil, sanatın kendisi olmayı tercih ettim.”

Yazımın sonunu bekleyemeden söylemeliyim ki, ismini yazının başında bahsettiğim şarkıdan alan roman harika. Psikoloji eğitimi almış olduğu için ilgimi çeken Alper Canıgüz’ün 2000 yılında çıkan ilk romanı olan Tatlı Rüyalar’ı o dönemlerde okuduğumda bir hayli beğendiğimi hatırlıyorum. Ama sonra diğer romanlarını okuma fırsatı elde edememiştim ki, yeni romanı neredeyse dumanı üstünde tüterken elime ulaştı ve bir günde okuyup bitirdim.

Eh, neticede olgunluk dediğin, hayatı daha fazla acıyla kabullenme yetisi değil midir?

Romanın anlatıcısı olan Aziz boşanmış olduğu eski eşi Nergis ile çocukları Zeynep için görüşmeye devam eden, kırklı yaşlarının başında, çevirmenlik yapan bir adamdır. Aslında hayali Sait Faik’in tüm eserlerini İngilizceye kazandırmak olsa da Paradise isimli yayınevine niteliksiz aşk romanları çevirme işinden bir türlü vazgeçememektedir. Ayrılmalarının üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen Aziz, eşini hala sevdiğini düşünmekte ve özlemektedir. Hem işinde yaşadığı hayal kırıklığı, hem de eski karısına sevgisinin devam etmesi onu depresif, alkole eğilimli ve kaybedenlerden olduğunu düşündüren biri haline getirmiştir.

“Kan ve Gül’e baktın mı?”

“Nereye?”

“İskender Doğan’ın kuru temizleme dükkânı. Kan ve Gül. Haftanın yedi günü, yirmi dört saat açıktır.”

Bir gün Aziz kızı Zeynep’in dans gösterisine gideceği için dolabının derinliklerinden çıkardığı ve uzun zamandır kullanmadığı ceketine ayar çekmesi için bir kuru temizlemeci ararken üniversitedeki amatör tiyatro grubundan eski bir arkadaşı olan Fulya ile karşılaşır. Aziz, pek de bir oyun çıkaramadıkları ekipten ayrıldıktan sonra gruba başka birinin katıldığını öğrenir Fulya’dan. İlginç bir kişi olan Abdül, ekibe katıldıktan bir süre sonra evinde ölü bulunmuştur. Kimin öldürdüğü de bulunamamıştır.

Kuşkularımda haklıydım. Rüya, koma, paralel evren, alacakaranlık kuşağı… Sebebi ne halt idiyse, ortada kesin olan bir şey vardı: 1994 yılına dönmüştüm.

Ertesi günü dans gösterisi için mezun olduğu Boğaziçi Üniversitesi’ne gitmiş ve gösteri henüz başlamışken çıkan yangın bütün her şeyi tepetaklak eder. Paniklemiş kalabalığın içinde kızını aramaya çalışan Aziz bir kaza geçirir ve bayılır. Uyandığında kendini okulunun bahçesinde ve öğrenci olduğu zamana dönmüş halde bulur. Neler olup bittiğini anlamaya çalışan Aziz oyun çıkarmaya çalışan tiyatro ekibinin buluşmasına gittiğinde Abdül ile tanışma fırsatı yakalar. Aziz her ne kadar kendisini çok sinirlendirse de geldiği zaman olan gelecekten bildiği kadarıyla çok yakın zamanda cinayete kurban gidecek olan Abdül’ü korumaya ve katil adayının kim olduğunu bulma işine girişir. Bu arada müstakbel eşi Nergis ile olan ilişkisi garip gelişmeler gösterir. Acaba Aziz bütün karmaşanın ortasında Abdül’ün ölmesini önleyip, üstüne bir de katil adayını bulabilecek midir?

Her şey nasıl da başka türlü olabilirdi diye düşünüyordum. Bir anlığına orada değil de şurada olsan, o tarafa değil de başka tarafa baksan, kıçını sol elinle değil sağ elinle kaşısan, bir sözü söylesen, ötekini söylemesen… Kaderin acımasız ağları aslında ne kadar da zayıf bağlarla örülmekteydi.

Kan ve Gül, kahramanla birlikte okuru zamanda yolculuğa çıkaran fantastik bir polisiye roman. İnsan geçmişe dönebilse ve daha önceden yapmadığı tercihleri yapsa, olaylar nasıl gelişebilirdi diye düşündürüyor. Yaptığımız bazı hataların muhteşem sonuçlara yol açabileceğini kafamıza adeta kakıyor. Bazen ne yaparsak yapalım olacağın önüne geçemeyeceğimizi anlatıyor. Ve kafanızın içinde sorular, düşünceler dolaştırırken hızla bitiveriyor. Özellikle ikinci yarısında hızlı tempolu, merak uyandıran, okudukça heyecanlandıran, bu etkisiyle sayfa üstüne sayfa çevirten bu kitabı okumanızı yürekten tavsiye ederim. Ve umudu kaybetmeyip okumaya devam edelim derim…

“Güle rengini veren kandır”, derken ne demek istediğini şimdi anlıyordum. Hayatımızdaki güzelliklerin, felaket addettiğimiz bazı başka şeylerin neticesi olduğunu anlatmaya çalışmıştı ben kaz kafalı kulunuza. Kendine acımak, geçmişe yazıklanmak faydasız ve anlamsız bir işti.

  • Kan ve Gül
  • Yazar: Alper Canıgüz
  • Türü: Polisiye, Roman
  • Baskı Yılı: Nisan 2017
  • Sayfa Sayısı: 212 sayfa
  • Yayınevi: April Yayıncılık

 

Perge Dündar

Perge Dündar

Okumayı, gezmeyi, izlemeyi, kukla/oyuncak yapmayı, dikiş dikmeyi, oyun oynamayı seven pedagog ünvanlı ama rehber öğretmenlik yapan bir insan.
Perge Dündar

Latest posts by Perge Dündar (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *