Responsive banner image
 

Bir Gündüz Düşçüsü: Edgar Allan Poe

0

Poe, Freud’un bahsettiği gündüz düşçülerinden biriydi ama asla rüşvetçi yazarlardan değildi. Çünkü o, gündüz düşlerini maskeleme konusunda oldukça ketum davranmıştır. İnsanın karanlık yönünün tiksindirici ya da itici özelliklerini arındırmayı seçmemiş, insanın kendisiyle yüzleşmesini, gölgesiyle barışmasını sağlayacak dehşet verici öyküler anlatmıştır.

Freud, Yaratıcı Yazarlar ve Gündüz Düşleri denemesinde, yazarların gündüz düşlerini törpüleyerek bizlere sunduğunu söyler. Egosunun isteklerini yansıtan ve en gizli düşlerini hikâyenin içine yediren hikâyeci, fantezilerini tiksindirici ve itici özelliklerinden arındırarak bize iletir: “Yazar, değiştirip tebdili kıyafete sokarak, bencil gündüz düşlerini yumuşatır ve fantezilerin sunumunda sağladığı salt biçimsel –yani estetik- haz ürününü bize sus payı olarak verir. Bu tür haz ürünlerine teşvik ödülü ya da ön-haz adını veriyoruz. Bunların amacı, derin fiziksel kaynaklardan gelen çok daha büyük hazzın boşalmasını mümkün kılmaktır”. Yazarın yaşadığı yaratım anı bir taraftan gündüz düşlerini denetlerken diğer taraftan yazarı mutsuz eder. Okuruna çıplak yakalanmanın verdiği bir tedirginlik halidir bu mutsuzluğun kaynağı.

KirmiziKedi_5

Freud bu görüşleri yazarken Edgar Allan Poe’yu göz önünde bulundurdu mu bilinmez. Lakin Poe, Freud’dan yaklaşık seksen yıl önce Eleonara öyküsünde gündüz düşçülerinden bahseder: “İnsanlar bana deli dediler, ama deliliğin ileri düzeyde zekâ olup olmadığı, fevkalade olan şeylerin çoğunun, derin olan her şeyin düşünce sayrılığından, genel aklın zararına yüceltilen ruh hallerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorunu henüz çözümlenmiş değil. Gündüz düş görenler, sadece geceleri düş görenlerin ıskaladığı birçok şeyi bilirler. Bulanık düşlerinde sonsuzluğu bir an için görür gibi olurlar ve uyandıklarında büyük sırrı neredeyse çözmenin kıyısına gelmiş olduklarını görmekten heyecanla titrerler. Parçalar halinde, İyilik hikmetinde ve bundan daha da fazla olmak üzere kötülük hikmetinden bir şeyler öğrenirler”. Öykünün başında yer alan bu değerlendirme kendini ele verme ya da hikâyecinin iç döküşü olarak okunabilir. Çünkü Poe’nun karanlıkların derinliklerine inen öyküleri, insan fantezilerinin, kötülüklerinin çok katmanlılığını yansıtan metinlerdir. Gündüz düşçülerinin iyilik ve kötülük hikmetlerine ve dünyanın sırlarına ermelerinin olanaklarının tartışıldığı bu bölüm, Poe’nun hikâyelerinin kaynaklarını anlamamız açısından önemlidir.

İnsan Ruhunu Okuma Becerisi

Poe’nun gözlemciliği, analitik zekâsı ve dizginlenemez hayal gücü üzerine pek çok değerlendirme yapıldı. Yazdıklarının çok yönlülüğü, bugün pek çok türün babası olarak anılmasını sağladığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Dupin öyküleriyle modern polisiyenin, Hans Pfaall Diye Birinin Benzersiz Serüveni ile bilimkurgunun, pek çok öyküsüyle de gerilim, korku ve fantastik edebiyatın önünü açtığından bahsedilir sıklıkla. Ama alt türlerin babası olduğu için değil, bu türlere daha başlangıçta sınıf atlattırdığı için önemli bir yazardır Poe. Betimleyici ayrıntılarındaki zenginlik, analitik çözümlemelerindeki tutarlılık, bilimsel öngörülerinin pek çoğunun kanıtlanabilirliği, öykülerdeki hayal gücünün derinliği ya da genişliği değildir bu sınıf atlamayı gerçekleştiren. Gerilimi her daim üst noktada tutması, yazdıklarını tuhaf, rahatsız edici bir örüntüyle sunabilmesi, fikirlerindeki yenilikçilik ya da duyguları yansıtmasındaki başarı da değildir sadece. Poe’nun büyük yazar olmasını sağlayan, tüm bu özellikleriyle birlikte, insan ruhunu okumadaki becerisidir. Bu beceri tutarlı bir yol izlemesinden kaynaklanmaz. Hatta pek çok noktada tutarsızdır. Yazdıkları kolayca ibret verici öyküler olarak da okunabilir. Lakin bu ‘nasihatleri’ verirken, kendi yaşamında pek çok yanlışa kapı açmıştır: Alkoliktir, kumarbazdır, hayatına yön vermede beceriksizdir. Püriten ahlakını dışlamaz ama kapısı aylaklığa sonuna kadar açıktır. Normal olana dair düşmanca bir tavrı yoktur ama anormal olanla daha çok ilgilenir. Öyküleri kendi yaşamına yazılmış bir ağıt olarak okunabilir ama yazdığı hiçbir öyküde yaptıklarından dolayı bir hayıflanma duyduğunu sezinlemezsiniz. Modern insanın örgütlü kötülüğünden bahseder ama muhalif bir kimliği olduğuna dair hiçbir ipucu vermez. Dahası kölelik karşıtlarına duyduğu öfke ya da yeni yerler keşfetmeye yönelik hissedilir emperyal coşkusu bu muhalifliği bastırır. Poe’nun başarısının kaynağı dünya karşısında ikili bir bakışa sahip olmasıdır. Müthiş gözlemciliği ve zekâsı ise dünyanın çift kalpliliğinin atışını duymasını sağlamıştır.

İyinin ve Güzelin Gölgesi

Ursula Le Guin, Çocuk ve Gölge adlı denemesinde, insanlardaki çift kalpliliği görmenin üzerinde durmuştur. Le Guin’e göre yaratıcı yazarlar karanlık yönlerini simgeleyen gölgelerini yanlarında taşımalıdırlar. Jung’un gölgeler kuramına yaslanarak yaptığı değerlendirmesinde, gölgelerin bireyin kendisine özgü olduğunu, gölgesiyle yaşamayı öğrenmiş bir insanın gerçekten yaşamaya başlayacağını savunur Le Guin. Benliğimize içkin olan, her daim iyiliklerimizle dengelemek zorunda olduğumuz gölgeler: Hırslarımız, ihanet tasarılarımız, intikam arzumuz, cinnetin eşiğinde yaşadığımız her dakika. İnsanı anlatmak isteyen sanatçı, karakterini yaratırken gölgesini de unutmamalıdır. Çünkü gerçekleri anlatmak istiyorsa, okuru aydınlığa ulaştırmayı tasarlıyorsa karanlıklardan geçmeyi göze almalıdır. Ursula Le Guin’in mükemmel cümlesiyle ifade edersek, “…eğer sanatçı kötülüğü görmezden gelirse, hiçbir zaman Işık Hanesine giremez”.

Poe, iyinin, güzelin gölgesini görme gücü sayesinde insanlığın durumunu yansıtmayı başarmıştır. Neredeyse bütün öykülerinde –ister Dupin’in analitik çözümlemelerini, ister Arthur Gordon Pym’in inanılmaz öyküsünü, ister Kara Kedi’nin dehşetengizliğini, istersek de Randevu’nun romantikliğini ele alalım- ortaya bir kötücüllük yayılır. İnsanın içinde olanları, gündüz düşlerinde tasarladıkları Poe’nun ana konusudur. Ligeia öyküsünde Bacon’dan yaptığı alıntı onun güzelliğin hangi boyutuyla ilgilendiğinin kanıtı gibidir: “Bacon, güzelliğin biçim ve cinslerinden söz ederken, pek yerinde olarak, ‘Orantılarında bir tuhaflık bulunmayan mükemmel güzellik yoktur’ der”. Poe’yu ilgilendiren güzelliğin içindeki tuhaflıktır. Tuhaf olanın, anlamsız olanın, dehşet verici olanın kaynaklarına inmenin derdindedir. İnsanın gölgesinin nerelere kadar uzayacağını matematiksel bir kesinlikle hesaplamaya çalışır sanki.

Ego ile Gölge Arasında

Poe’nun egosu ve gölgesi arasında salınımlarını öykülerinde izlemek mümkündür. Aslında gölgesiyle en net hesaplaştığı öykülerinden biri olan William Wilson bu açıdan önemlidir. Dorian Gray’in portresine esin kaynağı olan bu öykü, edebiyat tarihinin en iyi zıt karakterli ikiz yorumlarından biridir. İyi-kötü, alçak- yüce, aydınlık-karanlık ikiliklerinin en dolayımsız şekilde anlatıldığı zıt ikiz öyküleri, insanın egosu ile gölgesi arasındaki çekişmeleri yansıtmak konusunda başarılı olmuştur. Aynı adı taşıdığı ikizi tarafından yaptığı kötücül planlar sürekli baltalanan William Wilson, en sonunda ikizini öldürür. Pek çok hikâyesinde olduğu gibi burada öldürülen kişi, kendi benliğinin bir parçasıdır. Benliğine karşı işlediği bu cinayet bir çeşit intihar olarak okunabilir. Kardeşini doğru yola çevirmeye çalışan ikizin son sözleri bu anlamda önemlidir: “Sen kazandın! Ölüyorum. Ama bundan böyle sen de ölüsün; Dünya, Ahret ve Umut için ölüsün! Sen bende yaşıyordun ve ölümümde, senin kendi görüntün olan şu görüntüde, gör kendi kendini nasıl katlettin.”

Poe’yu yazmaya iten nedenleri tam olarak anlayabilmemiz muhakkak ki mümkün değil. Lakin tüm öykülerinde sezilen arayışın sebeplerini araştırmamız neden yazdığı sorusuna yanıt bulmamızı kolaylaştırabilir. En başa dönersek: Poe, Freud’un bahsettiği gündüz düşçülerinden biriydi ama asla rüşvetçi yazarlardan değildi. Çünkü o, gündüz düşlerini maskeleme konusunda oldukça ketum davranmıştır. İnsanın karanlık yönünün tiksindirici ya da itici özelliklerini arındırmayı seçmemiş, insanın kendisiyle yüzleşmesini, gölgesiyle barışmasını sağlayacak dehşet verici öyküler anlatmıştır. Bunun için insan doğasının en derin ve geniş alanlarına yayılmış, gününün şartlarının ötesinde bir dünya tahayyülü kurabilmiştir. Nefesini Yitirmek öyküsünde: “…uzak ve belirsiz şeyler uğruna açık ve kabul edilebilir şeyleri reddetmek insanın sapkın doğasının özelliklerinden biridir” derken, tam da yayıldığı alanın tehlikelerini anlatmaktadır. Poe’nun neyi aradığı konusunda sadece bir tahminle yetineceğim: Kendi elleriyle öldürdüğü ikiz kardeşini yeniden bulmak, hayata döndürmek için durmaksızın hayal gücünün derinliklerine dalmıştır. Belki de Poe’yu yazmaya iten neden budur: Umutsuzluğu, yenilmişliği, olmamışlığı, eksik kalmışlığıyla gölgesini aramak.

  • BÜTÜN ÖYKÜLERİ (2 Cilt)
  • Yazar: Edgar Allan Poe
  • Çeviri: Hasan Fehmi Nemli
  • Türü: Öykü
  • Baskı Yılı: 2015
  • Sayfa Sayısı: 1415 Sayfa
  • Yayınevi: İletişim Yayınları
Doğuş Sarpkaya

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.
Doğuş Sarpkaya

Latest posts by Doğuş Sarpkaya (see all)

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *