Responsive banner image
 

“Bir kişi çünkü, dünya demektir. Dünya da hikâye…”

0

Nermin Yıldırım, hala merhameti, vicdanı, duyarlılığı, toplumsal sorunları dert edinecek, herkesin sustuğu bugünlerde bas bas bağıracak nadide yazarlardan biridir.

Haruki Murakami’nin kitaplarla ilgili çok sevdiğim bir sözü vardır; “Rüyada bile olsa kitapları anlamak, onları okumak harika bir şeydir” diye. Bu söz okuduğum her iyi kitabın akabinde aklıma gelir. Rüyada bile harika olan bu his gerçekte çok daha harika olduğunu tekrar tekrar anlamış, birebir yaşamış oluyorum. Bu yazıyı bu hislerle yazdığımı belirtmem lazım. Bizim her şeye rağmen iyi kitaplara ihtiyacımız var. Ruhsal bunalımlarımızı, dünyevi, maddi dertlerimizi, kaygılarımızı, kinlerimizi bu kitaplar sayesinde biraz da olsa unutabiliyorsak, gözyaşlarımız dinebiliyorsa hem kitaba hem yazara hem de edebiyata teşekkürü bir borç bilmemiz lazım. Ben de bu yazı vesilesiyle Nermin Yıldırım’a teşekkürü bir borç bilerek ona teşekkür etmek istiyorum. Bu yıllın en güzel kitaplarından biri olacağına da inanıyorum.

Kırmızı Kedi Haziran 1

Nermin Yıldırım kısa bire süre içerisinde edebiyatta çok değerli eserler kazandıran genç yazarlarımızdan biri, kendisiyle İzmir 22. Kitap Fuarı’nda bir iki dakikada olsa çok samimi bir sohbetimiz olmuştu. Daha önceki eserlerini okuyanlar Nermin Yıldırım’ın diline, kurgusuna, karakterlerine, hayal dünyasına, olaylara ve zamana bakış açısına aşinadırlar. Yazar aynı bakış açısıyla kitabını, “Dokunmadan”ı ele alsa da bu sefer çok daha farklı bir yetkinlikle okurunu selamlıyor. Ömer Türkeş, Elif Tanrıyar gibi eleştirmenlerin de dediği gibi “Dokunmadan” kitabı yazarın en iyi kitabıdır hiç şüphesiz.

Peki, nedir bu kitabın konusu? Kitabın konusu; hala vicdanını kaybetmemiş, hala toplumsal ve bireysel kırgınlıklara duyarlı, kalbinin bir yerlerinde hala acıyı yaşayacak kadar insani nüans barındıran, olaylara, kişilere, zamanın ruhuna yabancı kalamayan 29 yaşındaki Adalet’in bir yandan hayatı bir yandan yolculuğu bir yandan geçmişi bir yandan da geleceğidir. Adalet, bir oyuncakla bize hayat dersi verecek kadar bilge, yıllar önce kırdığı kalbi tekrar kazanmak, onarmak için istasyondan istasyona, caddeden caddeye, sokaktan sokağa, şehirden şehire gezecek kadar naif ruhlu, doğru bildiğinden ödün vermeyecek kadar da inatçı bir karakterdir. Toplumda görmek istediğimiz bir kadın karakterdir Adalet. Bu zorlu yolculukta bir de her zaman yanında olan, hastanede, yolda, arabada, trende kendisine eşlik eden bir Hülya’sı var. Hülya bir oyuncak ayı, Mahsun’dan zorla aldığı tekrar geri vermek için yollara beraber düştüğü yol arkadaşı. Sonu hüsranla biten ruh arkadaşıdır Hülya. Adalet’in kaderi aslında Hülya’nın kaderidir. Sonu hüsranla biten bir kaderin iki kurbanı…

Yazar, Adalet’in hikâyesini anlatırken toplumsal hafızamıza pek işlemeyen daha doğrusu bir yanın, yani doğunun belleğinde yer edinmiş ama diğer yanını, yani batının umurunda olmayan trajik olaylara yer veriyor, mesela çocuğun cesedini dolapta saklayan ailenin dramına… Sadece bunla kalmıyor yazar, küçük gelinlerin yaralarına, toplu taşıma araçlarında kadınların maruz kaldığı çirkinliklere de değiniyor az da olsa. Yani aslında yazar Adalet’in hala pak vicdanında bizlere de seslenmek istiyor. Olaylara duyarsız kalmamak adına usta bir şekilde toplumu, bizi eleştiriyor. Ve bakın bu cümlelerle bizleri ne güzel anlatıyor; “İnsanlarda içlerinin karanlığını, ruhunu emdikleri başka insanların aydınlığıyla besleniyor. Anlasana, herkes birbirinin katili. Ama sorsan, herkes Çobanyıldızı, herkes inciltildi, herkes aldatıldı. Peki, o zaman inciten kim, kim kırdı bunca insanı? Şunu kafana sok artık, kötülük bu türün hamurunda var” (S.31), “İnsan denen mahlûk, üst katta birinin eti çürürken, alt katta saçını kurutup, çamaşır yıkayıp, televizyon izleyebiliyordu”(S.170).

Adalet’in bu vicdan yolculunda yalnız olmadığından bahsetmiştik. Yanında Hülya’sı olduğunu söylemiştik. Bir de Adalet’i hastanede görür görmez Adalet’e âşık olan Sadi Seber var bu yolculukta kendisine eşlik eden. Öyle bir sever ki Adalet’i fiziksel ve ruhsal hallerini beynine kazır Sadi Seber. Çeşitli oyunlarla, planlarla Adalet’e yakın durmayı, onunla tanışmayı başarır. Beraber bulmaya çalışır oyuncak ayının aslı sahibini yani Mahsun’u. Bulmaya ramak kala Adalet, Sadi Seber’i yanında istemez, kendisinin gitmesinin asla istemese de o anki ruh haliyle onu kendinden uzaklaştırmayı başarır. Sadi Seber’in mektubuyla başlar ertesi güne. Sadi Seber’in kendisine âşık olduğunu öğrenen Adalet içten içe sevinir ama pişmanlığın verdiği vicdan azabını acısını da iliklerine kadar yaşar. Sadi Seber’in mektubu kitabın en dokunaklı en muazzam, aşkın en gerçekçi hallerini ve özeliklerini anlatan bölümlerden biridir.

Yazar her bölümden önce, çeşitli yazarlardan, şairlerden aldığı birbirinden değerli alıntılarla bölüm hakkında bize ipucu da veriyor aslında ve bu şekilde okuru da bölüme, hikâyeye dahil ediyor. Yukarıda Adalet’in ve oyuncak ayının ortak kaderinden bahsetmiştik. Bu sürpriz sonu okurlara bırakmak istiyorum. Yazıyı çokta uzatmadan, son olarak okurların dili –eski ve yeni kelimelerin harmanlanışından gelen bir bütünlüğe özellikle dikkat edilmeli-, kurgusu, akışı son derce iyi olan bir kitapla karşı karşıya olduklarını bilmelerini isterim. “Dokunmadan”ın bir merhamet romanı olduğunu da söylemek doğru olduğunu düşünüyorum. Nermin Yıldırım, hala merhameti, vicdanı, duyarlılığı, toplumsal sorunları dert edinecek, herkesin sustuğu bugünlerde bas bas bağıracak nadide yazarlardan biridir.

  • Dokunmadan
  • Yazar: Nermin Yıldırım
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 6.Baskı Mart 2017
  • Sayfa Sayısı: 314 Sayfa
  • Yayınevi: Hep Kitap
Doğan Yalçın

Doğan Yalçın

1994 yılında Muş’ta doğdu. Iğdır Haydar Aliyev Fen lisesinden mezun oldu. Halen Afyon Kocatepe Üniversitesinde Biyomedikal üçüncü sınıf öğrencisi.
Doğan Yalçın kendisini şöyle anlatıyor; En büyük zaafım çok hayal kurmamdır diye düşünüyorum. Hem de imkansız türlerden.
Bazen; ”oğlum bir mühendis için bu hayaller biraz saçma değil mi?” diye sorduğum oluyor. Bazen de ‘’Edebiyata ve kitaba bu kadar önem ve zaman verdiğinden okulu bittiremeyeceksin’’ der durur şeytani tarafım. Nerden bilsin hayallerle yaşadığımı, hayallerimin de edebiyat ve kitapla yaşadığını.
En sancılı, sıkıntılı, yokluk zamanlarımda en büyük kahramanım hayallerimden kendime biçtiğim rollerdi.
Belki de bu da hayal kurmanın zaaf olduğunu sanmamın zaaflığıdır. Kim bilir…
Doğan Yalçın

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *