Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Bir Üst Uygarlığın Süperben’i!

0

Algan Sezgintüredi; “Ben çocukken hatta gençken ayda yılda bir patlak veren “skandallar” herkesi afallatırdı. Bugün neredeyse gün başına yirmi skandal düşüyor.

Algan Sezgintüredi 5 kitaplık (Katilin Şeyi, Katilin Meselesi, Katilin Uşağı, Katilin Şahidi, Maktulün Şansı) polisiye serisinin ardından bambaşka bir tarzla okurlarıyla buluştu. Polisiye denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Algan Sezgintüredi ile yeni kitabı Süperben’i konuştuk!

KitapEki
KitapEki

Le Guin, Asimov ve H.G Wells ile bir gün fikri başlangıçta nasıl oluştu?

Üçü de çok sevdiğim, çok saydığım yazar ve düşünürler. Konuya nasıl dâhil olduklarını bilmiyorum desem inanır mısınız? Başta planlamamıştım; gidişatla birlikte geldiler adeta.

Kitapta 31 Mart 2015 önemli bir tarih peki o gün siz neredeydiniz?  

Elbette Cengiz’in olduğu yerde; küçük, şirin, nispeten sakin bir sahil kasabasında.

Yönetmen Woody Allen’ın 2011’de gösterime giren Midnight In Paris filmini izlemiş miydiniz? İzlediyseniz, hikâyenin ve kurgunun kafanızda bir şeyleri tasarlamasında bir rolü oldu mu?

Sormasanız aklımın ucundan bile geçmezdi ama evet, filmi izlemiş, beğenmiştim. Dolayısıyla olmuştur. Beynimiz, okuduğumuz, izlediğimiz, dinlediğimiz her şeyi bir kenara atar, gerektiğinde, bize çaktırmadan, haber vermeden kullanır. Yaratım süreci mi demeli, tasarlama mı, hepsinde geçerli bir durumdur bu. Oturup didiklesek benimkinde veya başka metinlerde daha çok başka şeylerin, kitapların, şarkıların, filmlerin esintileri, ipuçları çıkar herhalde.

“Olasılıklara, yapımız icabı dar pencerelerden bakma eğilimimiz var.”

Sakin hayat süren karakterlerin mucizelerle daha kolay karşılaşabileceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir yerlerde okumuştum, kuantum fiziğine göre mucizeler yahut bize mucize görünen olaylar, gerçekleşme olasılıkları hiç olmayan değil, en düşük olan olaylardır, diyordu. Olasılıklara, yapımız icabı dar pencerelerden bakma eğilimimiz var. Oysa çok, aklımızı yoracak, hiç aklımıza gelmeyecek denli çok uzun birtakım olaylar zincirlerinin sonucunda başımıza bir şeyler geliyor. Bu durumun sakin hayatla bir ilgisi var mı, bilmiyorum ama olmadığını tahmin ediyorum. Sakin hayat yaşayan birinin bunları fark etmesi daha mümkün, daha kolay olabilir.

“Aslında hiç kimse sıradan değil.”

Vedat ve Tefo sizle çok bütünleşmiş karakterlerden. İki karakter de bir anlamda sıradanlığın ardından olaylara karışarak kahramanlaşıyor. Cengiz ne ölçüde böyle bir karakter?

Esasen benzer yapılardalar. En azından sıradanlık açısından. Daha doğrusu “sıradan görünme” açısından. Cengiz de tıpkı Vedat gibi özünde entelektüel yapıya sahip ama çeşitli sebeplerle bu yönü ön plana çıkmamış biri. Aslında sıradan olmadıkları, karıştıkları olaylara verdikleri tepkilerle ortaya çıkıyor. Zaten aslında hiç kimse sıradan değil.

“Basit mi yaşamak istiyorsunuz, tanımlamanız lazım.”

Sıradanlık ve basitlik kavramı sizin için ne ifade ediyor?

Sıradanlık göreli bir kavram bence. İçinde yaşanan topluma, zamana, toplumun ve zamanın getirdiği şartlara bağlı. Bugünün sıradan bir, mesela mühendisi diyelim, yüz elli yıl önceye gitse dâhi kabul edilebilir. Basitlik de göreli. Bağlama göre içinde olumlu ve olumsuz anlamlar barındırabiliyor. Bağlamı belirleyense öznel bakış açısı: basit mi yaşamak istiyorsunuz, tanımlamanız lazım. Basit mi yazmak istiyorsunuz, neye göre, belirlemeniz lazım. Vesaire. Einstein’a basit gelen mesela bana acayip karmaşık gelecektir.

“İşini, aklı namusla, merhametle, vicdanla destekleyerek yapmak, dünyayı kurtarmak için yeterli bence.”

Andy Warhol “Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak.” diyor. Algan Sezgintüredi de “Herkes bir gün bir süreliğine süper kahraman olabilir.” Diyor mu?

Demiyor. Herkes demeyelim veya diyebiliriz belki, süper kahraman zaten. Bütün mesele ne yapmak istendiğiyle ilgili. Geçenlerde televizyonda mı yoksa internette mi gördüm, hatırlamıyorum, bir delikanlı yıllardır her gün, yaşadığı kasabanın çöplüğündeki sahipsiz köpeklere bakıyormuş. Kulübeler yapmış, aşılar bulup yapmış, yiyecek taşımış, vesaire. Süper kahraman değil mi bu kişi mesela? İşini, işi her ne olursa olsun aklı kullanmak, işini, aklı namusla, merhametle, vicdanla destekleyerek yapmak, dünyayı kurtarmak için yeterli bence.

Cengiz’in “Biraz trene bakar gibiyimdir hayata karşı.” Cümlesi, içinde felsefi açıdan neleri barındırıyor?

Çağımızda hayat, öncesini hatırlayan için hele, inanılmaz hızlı ilerliyor. Öyle hızlı ki bir soruyu soramadan bir diğeri, iki diğeri, otuz diğeri çıkıveriyor karşısına insanın. Ben çocukken hatta gençken ayda yılda bir patlak veren “skandallar” herkesi afallatırdı. Bugün neredeyse gün başına yirmi skandal düşüyor. Uyuşuyoruz ve neredeyse hepimiz trene bakar gibi kalıveriyoruz. Cengiz’in söylediği bu söz, ben ve ben yaştakilerin ve daha yaşlıların çektiğini özetliyor esasen.

Kendinizi süper kahraman gibi hissettiğiniz bir an oldu mu?

Oğlumun sorduğu herhangi bir soruyu cevaplamayı becerdiğim anlar.

Kitabınızda Kurt Vonnegut’a selam gönderiyorsunuz, Vonnegut’un hayatınızdaki yeri nedir?

Vonnegut en sevdiğim yazar. Bir şekilde, ne şekilde bilmiyorum sahiden, üniversite yıllarımda ilk okuduğumdan beri, ne hissettiğini, ne demek istediğini “anlıyormuşum” gibi geliyor bana. Benzer hisleri tattıran, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Edip Cansever, Oğuz Atay, Ursula K Le Guin gibi başka yazarlar da var ama Vonnegut benim için bambaşka. Hem güldürüyor hem ağlatıyor beni. Ve çok şey öğretiyor. Ve bir de, kitaplarını çevirme şansı ve onuruna eriştiğim için çok mutluyum.

En sevdiğiniz süper kahraman hangisi en sevdiğiniz olmasındaki önemli etkin nedir?  

Süper değil, geçim gibi, aşk gibi, denge kurmak gibi hayatın normal dertleri altında onca ezilmesine rağmen neşesinden, esprilerinden, gevezeliğinden kaybetmeyen Örümcek Adam ile benzer şartları feci sertlikle karşılamasına rağmen merhamet gösterebilen Wolwerine.

“Anlatılsa kimsenin inanmayacağı ama anlatılmak isteyen saçmalıklar türü “kaşıntılar” için en iyi ilaç, sanattır.”

Cengiz’in sadece kendisinin şahit olduğu ilginç bir olay yaşaması ve bunu insanlara hiçbir zaman aktaramayacak olmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Yazar olarak bu sizi nasıl hissettiriyor?

Karısının dediği gibi, anlatılsa kimsenin inanmayacağı ama anlatılmak isteyen saçmalıklar türü “kaşıntılar” için en iyi ilaç, sanattır. Sanat “genine” sahipseniz, öyle bir gen var zannediyorum, yaparsınız. Yoksa hiç değilse içinizi dökmüş olursunuz.

Vedat ve Tefo’nun öyküleri devam edecek mi?

Edeceğini umuyorum. Başka düşündüklerim de var; bakalım ne olacak?

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *