Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

“Bu topraklar en çok ‘İktidarsız’ üretiyor…”

0

İktidarsızlar, üç ana karakter üzerinden kadın-erkek ilişkilerinin vahim, hazin ve matrak yönlerini açığa vuran bir roman.

Şizofrengi Dergisi, yayımlanmasının üzerinden yıllar geçse de hâlâ okuyanları için efsane mertebesinde. Fatih Altınöz zorunlu olmadıkça bunu anlatmıyor ama bu derginin kurucusu ve kıymetli yazarlarından birisi. Bundan önce deneme, roman ve senaryo da yazmıştı. Son eseri yedi yıl önceydi. Şimdi ansızın, İktidarsızlar ile karşımıza çıktı. İktidarsızlar, üç ana karakter üzerinden kadın-erkek ilişkilerinin vahim, hazin ve matrak yönlerini açığa vuran bir roman. Fatih Altınöz ile sahalara dönüşünü ve son eserini konuştuk. Şarap da vardı.

KitapEki
KitapEki

Tanımayanlar için başlangıç, bilenler için de Fatih Altınöz’ü hatırlatma babında anlatmak gerek. Bilemiyorum belki de unutturmuşsunuzdur kendinizi. Ansızın çıkıp geldiniz. 7 yıl olmuş son kitabı yazalı…

Evet. Çok sık yazmıyorum. Yazmayı da düşünmüyordum. Denk geldi, diyelim. Yirmi yıl kadar önce epey yazı yazmıştım. Bir doygunluk yapmış sanırım. Yazı ile ifade edebileceklerimin hepsini ifade etmişim gibi bir his vardı içimde.

Bu aslında çok duyduğunuz, belki duymaktan da sıkıldığınız bir sorudur ama olsun. İnsan cevaplaya cevaplaya farklı cevaplar türetiyor. Sorayım o zaman: Psikiyatr olmanızın yazarlığınızdaki etkisini ya da katkısını merak ediyorum.

Evet. Klasik ve baş belası bir soru. Cevaplaya cevaplaya aynı cevap kemikleşiyor bence. Tam tersi aslında. Siyasal okumak istiyordum. İyi okul denilerek, biraz da etrafımın itelemesiyle tıp fakültesine girdim, çocuklukta. İkinci yıl şok geçirdim, Anatomi laboravutarında. Başıma ne geldiğini, nereye girdiğimi o zaman daha iyi anladım. Tıpta ne yapacağımı bilemedim. Üçüncü yıl okuduğum bir Freud çevirisinin de etkisiyle kapağı psikiyatriye atmaya karar verdim ve rahatladım. Yazarlık için bir züccaciyecinin mesleği bir psikiyatrınkinden daha kolaylaştırıcı olabilir. Psikiyatride dinlediğiniz gerçek hikâyelerden yemininiz dolayımıyla da sorumlusunuz zira. Ayrıca öyle psikiyatrlar tanıdım ki yazma edimine kabzımallardan bile daha uzaktılar. Ancak edebiyata, sinemaya zaten ilgili olan birine psikiyatri ilaveten bir şey kazandırabilir. O kazandırdığının adı da derinlik olmalı.

İktidarsızlar’ı okurken altını çizdiğim ya da ortamlarda satmayı planladığım şahane cümleler var. Kahramanlarınızın ağzı biraz bozuk; buraya yazmam uygun olmaz. Kitapta dediğiniz gibi “Hoş değil.” Sadece gözlem sonucu elde edilecek bir lügat değil bu kitapta karşımıza çıkan. Nerede büyüdünüz, nasıl ortamlarda bulundunuz, anlatmanızda sakınca yoksa tabii…

Öyle bir soru sordun ki, bu soruya insanın ‘yetimhanede’ yanıtını vermesi gerekiyor sanki. “Yetimhanede büyüdüm. Akşamları da sokaklarda ona buna silah gösterip bazı dökümanlar elde ederdik. Sonra da onları harcardık.” Yok yahu. İyi aile çocuğuyum. Babamın ağzından çıkan en ağır laf, ‘gereksiz’di. İçimdeki öfke sanırım benim ağzımı bozduran. Couch’a uzanmışken başka sorular da alayım!

Peki ya çocukluk? Orada var mı bir sıkıntı?

Açıl bana, diyorsun yani. Çocukluk benim için yitik bir ülke gibi. Pür huzur. Tek bir negatif anım yok neredeyse. Sonrası kötü oldu. Dünyaya ışınlandım gibi geldi.

İktidarsızlar’daki üç ana karakter, Taksici Nuri, “medyacı” Faruk, bir de emekli Bahtiyar çok beter adamlar. Ve bu üçünden de bu topraklarda sürüsüne bereket… Sanki kalkınmamızın önündeki en büyük engel, ülkedeki tüm aksaklıkların müsebbibi gibiler. Ne yapacağız biz bu adamlarla?

Zor soru. Çıkış yok bence. Bu toprak bunlardan üretiyor en çok. Burası imparatorluk artığı bir memleket. Çeşitli yerlerden, teruarlardan fideler sökülüp burada rastgele çaprazlanmış. Ortaya çıkan ürünün erkek suretinde olanları pek çok ortak özellik arz ediyor.

Kitaptaki karakter medya devi Faruk Bollu, üzerinde çokça gıybet çevrilebilecek, acaba bu mu şu mu konuşmaları yapılabilecek, tartışmalı bir isim. Kitabı magazin sayfalarına taşır desek yeridir. Kafanda somut birisi var mıydı kitabı yazarken?

Yönetici düzeyindeki hiçbir gazeteci ya da medya elemanı ile dostluğum olmadı. Tanımam, etmem. Bir kolaj karakter Faruk. 30 yıllık medya tarihinden, yazılıdan görseline pek çok tipin bir karışımı.

Psikiyatr gözüyle bakınca Türk erkeğinin son durumu nasıl görünüyor?

Ümitsiz. Türkiye’de erkekler, kadınlar cinsellik, çocuk bakımı ve büyütülmesi, beslenme gibi belli ve malum nedenlerden hayatlarında bulunsun, ama çok ayak altında dolaşmasınlar, çok kafa ütülemesinler de biz erkek erkeğe maça, meyhaneye, muhabbete rahat rahat takılabilelim havasındalar.

İlişkiyi taşıyamayan ya da bozan diyelim, kadın mı erkek mi?

Bunlar büyük sorular. Her ilişkiye göre farklı yanıtları olur. Atmosferdeki genel hava basıncının ilişkileri tar-u mar ettği kanısındayım. İnsanlar gönüllü olarak tıkıldıkları 70-80 metre karelik küçük beton deliklerin pencerelerini, kapılarını kilitleyerek dışarıdaki yüksek basınçtan hayatlarını koruyamıyorlar.

Peki, bütün suç erkeklerde mi?

Ben erkekleri yazdım. Kadınları da başka biri yazsın, mesela bir ergen. Yeni nesil bir gencin elinden Türkiye’deki kadınları okumayı çok isterim.

Tüm bunların ışığında şunu soralım: Bu erkekler ne etti size?

Yahu biçare insan kime ne edebilir? Ne ederse kendine.

Bu kitap aslında bir senaryo olarak düşünülürken, üçüncü bir karakteri ekleyerek kitap haline çevirdiğiniz bir çalışma. Bunu sizin Figen Şakacı ile yaptığınız söyleşiden öğreniyoruz. Kitaptan filme evrilir mi peki tekrar?

Umarım. Okuyanlar hikayenin çok görsel olduğunu söylüyor. Ancak film yapımcılarının ne tür mizaha ilgi gösterdikleri ortada.

Yine kitapta bir yandan da ilgilisine çok güzel paslar var: Şarap ve viski konusunda. Açalım mı biraz bu konuyu?

Açalım bakalım. Eşim Türkiye’nin açık ara en kalifiye şarap uzmanı, bir uluslararası tadımcı. Aynı zamanda yüksek alkollü içkiler konusunda da uzmandır kendisi. Çok ağır bir eğitim daha almakta şu anda. Bu amaçla gezmediğimiz şarap bölgesi kalmadı desem yeri var. Ben de ona asistanlık yapıyorum. Fakat benim daha avantajlı bir konumum var. O tadıyor, ben içiyorum. Şarap konusunda ortalamanın çok üstünde bir teorik bilgim olduğunu söyleyebilirim. Zira kendimiz de on yıldan fazladır amatör olarak üretiyoruz. Ancak bir ‘taster’ değilim. Söylediğim gibi ben uzmanlar gibi tadıp tükürmüyorum, emeğe saygımın çokluğundan olsa gerek, ben içiyorum.

Fatih Altınöz’ü ilk kez bu kitapla tanıyanlar eski kitapları da okumak isteyecekler. Nereden başlasınlar?

Önce dergi vardı. Şizofrengi. Künyesinden, sayfa altlarından, bazı imzalı-imzasız yazılarımdan başlayabilirler. Sonrasında kitaplar var. Kutsal Aile, ilk romanım. Daha önce denemeler de vardı pek çok konuda.

  • İktidarsızlar
  • Yazar: Fatih Altınöz
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Nisan 2017
  • Sayfa Sayısı: 182 Sayfa
  • Yayınevi: Çınar Yayınları

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *