Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Canan Topaloğlu; “Peki biz kitaplarımızda nasıl bir duruşa sahibiz?”

0

Çocuklar, tarihin hiçbir döneminde çok da güvende değildi. Hastalıklar, şiddet, savaş, yoksulluk, insana özgü kötülükler her daim onların da yakasındaydı ve tarihin altın çağı olmadığı gibi çocukluğun da altın çağı hiç var olmadı.

Yetişkinlerin Dünyasında Çocuk Edebiyatı” dosyamız kapsamında ilk söyleşimizi Tudem Yayın Grubu Yayın Koordinatörü Canan Topaloğlu’yla gerçekleştirdik.

KitapEki
KitapEki

Çocuk kitapları, yayın dünyasında önemli bir yer tutuyor. Sedece çocuk kitapları yayımlayan yayınevleri var. Kitapçılarda ya da fuarlarda gezip yayınevlerine ve kitaplarına göz attığınızda ise birbirinden farklı niteliklerde kitaplara rastlıyorsunuz. “Hikayenin yaratılışında, editörlüğünde, çeviride ya da çizimde hassasiyet geliştirilen noktalar nedir?” sorusuna cevap bulabilmek tüm okurlar için önemli olsa gerek… “Yetişkinlerin şekil verdiği şu yaşam şartlarında çocukların sağlıklı büyümesi ne kadar mümkün?” sorusu ekseninde birçok soruya cevap aradık.

Tudem Yayın Grubu Yayın Koordinatörü Canan Topaloğlu, tüm sorularımıza detaylarıyla cevap verdi. Kitap sektöründe oldukça önemli bir yere sahip olan Tudem Yayın Grubu’nun sahip olduğu deneyimi takipçilerimizle paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz.

  • Çocuk kitabı denince akla hep sevimli hayvanların ya da uçurtmaların vb. öyküleri gelir. Ancak çocukları yetişkinlerin dünyasına hazırlamak açısından savaş gibi “istenilmeyen” konulara da değinmek gerekebiliyor. Tudem, bu konuda oldukça aktif bir yayınevi. Örneğin, Hitler Oyuncağımı Çaldı kitabında İkinci Dünya Savaşı, Kuş Olsam Evime Uçsam’da giderek yakıcı bir sorun haline gelen mültecilik işleniyor. Bu gibi dramatik olaylar, çocuklara nasıl yansıtılmalı? Bu gibi konularda nelere dikkat edilmeli?

Canan Topaloğlu: Çocuk kitaplarının geçmişine bakıldığında, “tatlı” kitaplar olarak nitelenen gelişimi düz bir çizgi olarak görmüyoruz. Doğuda ve Batıda, ticarileşmeden önce çocuklara sunulan “ev yapımı” kitaplarda da, ticarileştikten sonra sunulan “ürün” kitaplarda da çocuğu eğitmek, yetişkinliğe geçişinde ihtiyaç duyacağı yaşamla baş etme araçlarını/mekanizmalarını ona kazandıracak bilgi/malzeme sunmak en temel itkilerden olagelmiştir ve sizin deyiminizle “istenmeyen konularda” çok sayıda eser üretilmiştir. Dolayısıyla, insanoğlunun çektiği-çektirdiği acılar, ıstıraplar, yaşamının dört bir yanını saran bireysel ve toplumsal çatışmalar etrafında şekillenen çocuk kitapları yeni bir icat değil. Ancak, modern toplumun dönüşüm sürecinde, “çocuk, aile, ebeveynlik, eğitim” kavramlarının her birinin tanımının ve idealize edilmiş içeriğinin değiştiği, çocuğun gittikçe daha da uzayan süreler boyunca ailenin kanatları altında, korunaklı bir alanda yaşadığı belirli bir dönemde çocuk kitapları çok daha ılımlı, tatlı, cici bir ürüne dönüştü. Fakat bütün kitap üretimine egemen olanların bu kategorideki kitaplar olması söz konusu olamaz elbette. Bir yandan bu korumacı tutuma uygun “tatlı” kitaplar üretilirken, bir yandan da çocuğu sert konularla tanıştıran kitaplar üretiliyor.

Tudem Yayın Grubu Yayın Koordinatörü Canan Topaloğlu

Tudem Yayın Grubu olarak, çocuğun yaşamına bir yerinden değen tüm yaşam deneyimlerine dair kitaplar yapma ve çocuğun yetişkin yaşamına tabiri caizse donanımlı girmesine yardımcı olma arzusunda olduğumuz için, koleksiyonumuzda savaş, ölüm, hastalık, ebeveyn ayrılığı, güç mücadeleleri, zorbalık ve insanın kötücül doğası gibi konularda birçok kitabımız var. Şunu söylemek gerekir ki, bu konuları çocuklara aktarmanın net, hatasız, her zaman ve her yerde geçerli, yüzde yüz uzlaşılmış bir reçetesi yok. Olması da mümkün değil. Bu konularda dikkat edilmesi gereken unsurları belirleyen ve yön veren karmaşık bir mekanizma var. Yazar, editör, yayınevi üçgeninin “çocuğa uygun içerik” konusundaki uzlaşısı, içinde bulunulan dönemin toplumunun bir çocuk kitabından içeriksel ve biçimsel beklentisi bu yönü belirleyen temel unsurlardan birkaçı. Dikkat edilmesi gereken hususlarla ilintili olarak –en azından içinde bulunduğumuz dönem için ve genel hatlarıyla-  çocuğu duygusal ve düşünsel anlamda ezip geçmeyecek; hayata güvenini, inancını sarsmayacak; umutlarını zedelemeyecek; yaşamın iyiye evrilmesinde aktif rol alabileceğini hissettiren; olumsuzluklarla baş etmesi için zihinsel tamir çantasında birçok alet bulundurabileceğini ifade eden, bu aletleri biriktirmeye-yaratmaya teşvik eden bir içeriğe sahip kitaplar yapma yolunu benimsediğimizi söyleyebiliriz. Biçimsel olarak da, dili ve üslubuyla çocuğa şiddet uygulamayan, yaşa uygun ifadelere özen gösterilmesi gerekliliğinden bahsedebiliriz.

  • Bu noktada çocuklar için korku edebiyatına da değinilebilir. Korku kitapları da basan bir yayınevi olarak bu türü nasıl değerlendiriyorsunuz? Çocuklar korku hikayelerine neden ihtiyaç duyuyor? Burada pedagojik açıdan dikkat edilmesi gereken kıstaslar sizce neler?

Canan Topaloğlu: Korku edebiyatı, sözlü gelenekten beri varlığını sürdüren ve insan var oldukça da varlığını sürdürecek bir tür. Ateş başında anlatılan ilk öykülerden günümüzün karmaşık korku kitaplarına uzanan yolculukta, korku öykülerinin cazibesini hiç kaybetmediğini görüyoruz. Bu anlatı türü, insanoğlunun atalarından devraldığı ilkel korkulardan gününün insanı olarak içinde büyüttüğü “son model” korkulara uzanan çeşitliliğe sahip temel bir duygu durumuyla baş etmesini sağlayan bir araç sunuyor okurlara. İster katarsis deyin, ister kaçış deyin, ister yüzleşme deyin, isterseniz haz-acı deneyimi deyin, adını ne koyarsanız koyun, korku edebiyatı, belirli bir okur kitlesinin okuma ihtiyacını karşılıyor.

Biz yayınevi olarak, korku kitaplarını, korkulacak bir şey olarak görmüyoruz. Nasıl ki, yetişkinlerin kitap seçimlerini, duygusal-düşünsel arayışları ve dilden alacakları lezzet belirliyor; çocuk okurun da duygu durumlarını anlamlandırabileceği, ad verip konumlandırabileceği, onlara akabileceği bir nehir yatağı açabileceği ve bu sırada haz alabileceği kitaplara erişme hakkı var.

“Pedagoji”yle arasına makul bir mesafe koymayı tercih eden bir yayınevi olsak da (sonuçta çocuk psikolojisiyle ilgili ortalıkta -güvenebileceğimiz fikir/kuram/kişilerin yanı sıra-  dayanağı olmayan, gün gelip çürütüldüğünde bir kuşağın zihnini sislendirmekten öteye gitmeyecek olan, üstten/küstah bir bakışla toplum mühendisliği yapmaya çalışan bir kuramlar karmaşası ve vasıfsız pedagog kümeleri de var), elbette korku kitaplarında benimsediğimiz prensiplerimiz var. Üstteki sorunun cevabında belirttiğimiz unsurlara yakın olarak; çocuklara görsel, dilsel şiddet uygulamayan, korku duygusunu patolojik bir simayla okuruna dayatmayan, okurun duygusal gelişim sürecini zedelemeyecek kitaplar yapmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

Tudem Yayın Grubu Yayın Koordinatörü Canan Topaloğlu

 

  • Çocuklara yönelik hazırlanan birçok kitapta ya da masalda oldukça cinsiyetçi bir dil kullanılabiliyor. Hatta hikayeler de ataerkil kültürü besleyici nitelikte olabiliyor. Peki, siz toplumsal cinsiyet eşitliğini bir kıstas olarak alıyor musunuz? Kitaplarınızda bu konuda nelere dikkat ediyorsunuz?

Canan Topaloğlu: Çocuk kitaplarında cinsel kimlik ve cinsiyet rolleri konusu, aslında daha çok akademik çalışmalara konu olması gereken, üzerinde titizlikle düşünülmesi ve masaya yatırılması gereken hassas bir konu. Bu konuda, sağlam bir altyapısı olmayan biri tarafından beyan edilecek bir fikir, kolaylıkla beylik ve içi boşaltılmış ifadeler yığınına dönüşebilir ve şiddetli eleştirilere yol açabilir. Ama yine de, yayınevi olarak benimsediğimiz duruştan kısaca bahsedelim.

Cinsiyet ayrımcılığına karşı toplu mücadele, bildiğiniz gibi oldukça genç ve kısa tarihinde birçok kez farklı duruş benimseyen topluluklarca farklı kulvarlara çekilip biçiminin dönüştürüldüğü bir mücadele alanı. Bundan birkaç yüz yıl önce çocuklara yönelik yazılmış bir masalda, doğaldır ki, bugün benimsediğimiz cinsiyet rollerinin izlerini göremezsiniz, çok farklı bir betimlemeyle karşılaşırsınız. İnsanların bir dönemler farklı şekillerde yaşadığını, bu metin aracılığıyla çocuğunuzla tartışamayacaksanız ve eğer çocuğunuzun okuduğu her öykünün verilerini filtresiz içselleştirdiğini düşünüyorsanız, bu metinlerden kaçınırsınız tabii. Ama çok da anlamlı bir okuma macerası değil bu.

Peki biz kitaplarımızda nasıl bir duruşa sahibiz? Yayınevi olarak, kadının ve erkeğin aynı entelektüel düzeylerde bir yaşam sürdürme hakkına sahip olduğu, hem domestik hem kamusal alanda eş sorumlulukları paylaştığı, yüksek işlevli ve tatminkâr yaşam arayışında eş koşullara sahip olduğu bir manzara çizmeye çalışıyoruz. Ama bu demek değil ki, çocukların içinde yaşadığı koşullar, eşitsizlikler yokmuş gibi davranıyoruz. Bu eşitsizliklerin tartışmaya açıldığı ya da yan öykü olarak yer aldığı eserler de basıyoruz. Çocukların –cinsel kimlikleri ne olursa olsun- eşit yaşam koşullarında var olma mücadelelerinde yanlarında durmaya çalışıyoruz. Burada çok hassas bir konudan da küçücük bahsetmeden konuyu kapatmak istemiyorum. Modern çağda, insanların dişil ve eril özelliklerini, kötü birer nitelikmişçesine ellerinden almaya, bireyleri törpüleyip yaşamlarına zenginlik katacak unsurları bastırmalarına neden olan cinsiyetsizleştirici söylemlerden de uzak durmaya çalıştığımızı, her dişinin içindeki dişil ve eril niteliklerle; her erilin içindeki eril ve dişil niteliklerle dengeli ve doyum verici bir yaşam süreceğinin bilinciyle hareket ettiğimizi de belirtmek istiyorum.

Tudem Yayın Grubu Yayın Koordinatörü Canan Topaloğlu

  • Son yıllarda teknolojinin gelişmesi, kentsel dönüşümler, siyasi gerilimlerin, terör saldırılarının ya da tacizlerin artması ile çocuklar için çok az güvenli alan kaldı. Oyun alanlarının daralmasıyla çocuklar neredeyse balkonlara ya da tabletlere hapsoldu, diyebiliriz. Özellikle kent merkezlerinde yaşayan çocukların oyun oynayabilecekleri ya da hayvanlarla tanışabilecekleri doğal ortamlar neredeyse tamamen tükendi. Sizce bunun edebiyata yansıması nasıl oluyor?

Canan Topaloğlu: Çocuklar, tarihin hiçbir döneminde çok da güvende değildi. Hastalıklar, şiddet, savaş, yoksulluk, insana özgü kötülükler her daim onların da yakasındaydı ve tarihin altın çağı olmadığı gibi çocukluğun da altın çağı hiç var olmadı. Son yıllarda değişen şey, hayatın karanlığının biçim değiştirmesi sadece. Evet, artık oynayacakları, özgürce koşup zıplayabilecekleri kırlar yok, hayatı birlikte keşfedecekleri onlarca sokak arkadaşları, kuzenleri yok, dünyanın hepimizin bildiği ülkelerinde çocukların artık üzerine yaşamını sürdüreceği bir toprağı yok, dili yok, kimliği yok ve daha birçok şeyleri yok.

Tüm bunların edebiyata yansımasına baktığımızda, kimisi inkâra yönelik, kimisi aşırı muhafazakâr-nostalji fetişisti-gerçekdışı, kimisi de rehabilite etmeye, değişimin mümkün olduğuna inanan birtakım metinlerin üremeye başladığını görüyoruz. Kimin için, kime göre, hangisi doğru yol, tartışmaya açık. Çocuklar için kitap üretmek için yola çıkan herkes, kendine biçtiği misyonla farklı tonlarda eserleri basıyor, basmaya devam edecek. Bunların bir kısmı çocuklara dokunacak, dokularını değiştirecek, metinlerin büyük bir kısmı da hiçbir şey ifade etmeyen söz bulutları olarak tüketilip atılacak. Bu esnada da, çocukların (kuşkusuz, belirli sınıflara ait çocuklardan bahsediyoruz burada) tabletlerde, cep telefonlarında, bilgisayarlarda sürdürdükleri paralel yaşamlar -çeşitli yazarlar yıllar önce mahallelerinde bayramları ne kadar da tatlı tatlı kutladıklarını anlatırken- kesintisiz sürmeye devam edecek. Her dönemde olduğu gibi, yerleşik değerler ve yaşama biçimleriyle yeni değerler ve yaşama biçimleri arasındaki savaş da, çocuk kitaplarının da dahil olduğu her türlü mecrada kıyasıya sürecek. Ta ki, yeni değerler kısa bir süreliğine de olsa yerleşik değer haline gelene kadar.

Tudem Yayın Grubu Yayın Koordinatörü Canan Topaloğlu

  • Çocuk kitapları hazırlanırken, yani yayın sürecinde hayatımızı önemli ölçüde değiştiren birçok toplumsal olay ve kırılma yaşanıyor. Bunların yayın sürecine ve politikasına ne gibi etkileri oluyor?

Canan Topaloğlu: Bu sorunun cevabını, yukarıdaki sorularda kısmen de olsa verdik aslında. Toplumsal yaşamdaki tüm çalkantıların, çocuk kitaplarına yansımaması olanaksız. En başta, metni üreten yetişkinler tüm dünyada olan bitenden etkilendiği ve çocuklar için “daha iyi bir dünya yaratılmasına(!)” katkıda bulunma güdüsüyle hareket ettiği için, bazı dönemlerde yayınevimize gelen dosyalar genelde belirli temalar etrafında dolaşmaya başlıyor zaten. Bu dönemlerde yayın politikamızı belirlerken, güncelden kaçmadan, günceli görmezden gelmeden ama tek bir noktaya saplanıp da hayatın diğer yönlerini, güzelliklerini, çözüm olanaklarını, yaşama kişisel katkı noktalarını kaçırmadan, zengin bir tema ve ses yelpazesi sunabilmek istiyoruz. Yani, bizim için en önemli nokta, okur kitlemize, koleksiyonumuz baskın bir çatışmayla mücadele eden tek bir zihinmişçesine seslenmektense, bambaşka içsel dinamikleri olan karmaşık bir kitleye ilişki kurabileceği farklı tonlarda metinler sunabilmek.

  • Bu noktada biraz da edebiyat piyasasından bahsedebiliriz. Piyasa nasıl yön veriyor çocuk edebiyatına? Olumlu ya da olumsuz yönleri oluyor mu?

Canan Topaloğlu: Piyasa derken ne kastettiğimize bağlı. Düşünsel içeriği olan tüm ürünlerde olduğu gibi, farklı yüzlerle karşımıza çıkan eşik bekçileri kaçınılmaz olarak yön veriyor çocuk edebiyatına. Bu yönlendirmenin olumlu mu olumsuz mu olduğu ise durduğunuz, baktığınız, alımladığınız yere göre değişir ve çok uzun, çok sesli tartışmaların konusudur.

  • Teknolojinin gelişmesiyle görsel sanatlara artan ilgi, okurları basılı yayınlardan biraz uzaklaştırdı. Bu yüzden basılı yayınlardaki popüler kültür ürünlerinde önemli bir artış oldu. Çocuk okurlar da bilgisayar oyunlarına epey ilgi duyuyor. Bu durumda çocuk edebiyatı alanında verilen ürünler sizce amacına ulaşıyor mu?

Canan Topaloğlu: Görsel sanatlar derken, çizgi dizilerden, çizgi filmlerden, bilgisayar oyunlarından bahsediyorsunuz sanırım. Bu konu da çok yeni bir şey değil aslında. Her dönemde çocuklar kahramanlara; kendi kimliklerini yaratırken beğendikleri taraflarını benimseyip horgördükleri taraflarını kesip atabilecekleri örnek kimliklere ihtiyaç duyarlar. İçinde yaşadığımız zamanda da, bu işlevin büyük bir kısmını, yoğun biçimde maruz kaldıkları tv-sinema-bilgisayar kahramanları yerine getiriyor. Siz çocuğunuzu evde çeşitli ekranlardan korusanız da, yaşıtlarıyla etkileşimleri sayesinde bu renkli kahramanlardan uzak tutamayacağınız aşikâr. Ayrıca, böylesine albenili, cazip, ihtişamlı, davetkâr ekran öykülerine, dünya yetişkin nüfusunun çok büyük bir kısmı kendini kaptırmışken, çocukların kendini kaptırmasını ayıplayıp parmak sallamak riyakârlıktan öte bir şey değil.

Böyle bir bağlam içerisinde düşündüğümüzde, çocuk kitaplarını ve ekran öykülerini birbirlerini ikâme edecek yaratımlar olarak düşünmek aslında biraz da abesle iştigal etmek. Çocuk edebiyatını, çok ulvi bir amaçla yollara düşmüş, adeta kendisi başlı başına bir kahramanmış gibi düşünürsek ve onun yolunu kestiğini düşündüğümüz diğer eğlence-eğitim vs mecralarını düşman bellersek, çok da bir yol alamayız. Metinle, kitapla ilişki kurmak, diğer insani etkinlikler gibi bir etkinliktir ve okumaya meyli olan, teşvik edildiğinde okuma macerasına gönül veren çocuk okuyacak; metinle ilişki kurmaya meyli olmayan çocuk ise okumayacaktır. Okumak, bireysel, toplumsal bir seçimdir. O yüzden, çocuk edebiyatının “ulvi” amaçlarını yüceltmek ve rakipleri karşısındaki konumuna vahvahlanmak yerine; işimizi iyi yapmaya, kitaplarımızın okurun yaşamında yer edinecek, ona bir şeyler katacak, nitelikli kitaplar olması için göstereceğimiz çabaya odaklanmayı tercih ediyoruz.

Tudem Yayın Grubu Yayın Koordinatörü Canan Topaloğlu

  • Peki, çocuk kitaplarının tasarımında, kitaplardaki çizimlerde ve görsellerde nelere dikkat ediyorsunuz? Çocukların kitaplarla etkileşim kurmalarında tasarımın büyük etkisi oluyor. Buradaki püf noktalar nelerdir?

Canan Topaloğlu: Kitap tasarımında en öncelikli konumuz, yaş grubuna uygun olarak rahat okunabilirlik sağlamak. Çocuğun metinle ilişkisinde, sayfaları mücadele edilmesi gereken birer engel olarak değil, onu içine çeken bir okuma yolculuğu olarak hissetmesine yardımcı olmak. Görsel-metin dengesi konusunda ise, yaş grubunun içinde rahat hareket edebileceği yoğunlukta metnin ve görselin kitapta kullanılmasına çabalıyoruz.

Görsel okuma ve beğeni konusuna gelirsek, Türkiye’de ve dünyada çok farklı stillerle bambaşka görsel dünyalar yaratan çizerler var. Çocukların görsel dünyasını ve değişik çizgilerden öykü okuma deneyimini zenginleştirmek adına, geniş yelpazede bir görsellik sunmaya çalışıyoruz. Bu çabamızın ürünlerine, hem çocuklar hem yetişkinler için kitaplar yapan Desen markamız bünyesinde, kocaman bir yer açtık. Derdini çizgilere döken manga, grafik roman, çizgi roman, karikatür, resimli öykü kitabı, sessiz kitap gibi çok farklı türlerin eserlerini okurla buluşturan Desen markamız için tüm dünyadan incelediğimiz sayısız örnek, okurlarımıza farklı ufuklar açma yolunda bizim de ufkumuzu açıyor. Çocuklar, gençler, yetişkinler için kitap yapma maceramızda, biz de her gün onlarla birlikte yaşamda ve çizgilerde daha önce hiç görmediğimiz şeyler görüyoruz.

Gün Çağ Aydın
Takip için

Gün Çağ Aydın

1980 yılında Muğla'nın Yatağan ilçesinde doğdu.Anadolu Üniversitesi Fen Fakültesi İstatistik Bölümü mezunudur. 2004 yılından bu yana grafik tasarımcılık yapmaktadır.
Çeşitli siyasi gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı.
KitapEki'nde yayın yönetmenliği görevinde bulunmaktadır.
Gün Çağ Aydın
Takip için

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *