Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Çocuklar İnsandır

0

Emekçi Çocuklarına Hikayeler emeğin, emekçi çocuklarının hayatı yeniden üreten öykülerinin yazıldığı; öyküsü anlatılmayanların, dilsizlerin dili olmayı başarmış kitaplardan biridir. Okuyalım…

“Çocuk edebiyatına ben inanmıyorum. Yine çocukları küçümseyerek, çocuk sayarak dünyada bir çocuk edebiyatı doğmuştur. Elbet içlerinde ilginçleri, şaheserleri de var. Yetişmeden dolayı vardığım sonuçlara göre çocuk edebiyatı diye bir şey yoktur halkta…”

KitapEki
KitapEki

Bu cümleler, 12 Eylül 1975 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde, Kemal Özer’in Yaşar Kemal ile yapmış olduğu röportaja ait. Yaşar Kemal, aynı röportajda “çocuklar insandır” der. Bu cümleden yola çıkıp yorumlayacak olursak, çocukları akvaryumda yaşayan kimseler olarak görmemek; yetişkinlerle aynı dünyada yaşadıklarını ve yaşadıkları dünyanın sorunlarıyla, tıpkı yetişkinler gibi, baş etmek zorunda olduklarını kabul etmek gerekir. Yediği dondurmasını köpeğiyle paylaşan, “Lösemi Çocuklara Yardım” kampanyasını duyarak saçlarını bağışlamaya karar veren ve dahası “yerde sürünen karıncaya, gökteki kuşa” bile yardım eden bu koca yürekli insanların edebi kalıpla sınırlandırılması pek de hoş olmasa gerek.

İyicil bir hayat felsefesiyle yaşanan çocukluk, ilk gençlik çağlarının masumiyeti ve sonrasında, hayatın farklı getirileriyle erginliğe varıyor. Edebiyat, hayatın satırlara yansıyan betimlemesiyle, iyi-kötü geçirdiğimiz tüm bu yıllarda bizimle oluyor. Ne var ki yetişip edebiyattan dem vurur hâle geldiğimizde çocuk edebiyatının –çoğunlukla– kısıtlı bir anlatımla kısır söylemler yarattığını fark ediyoruz. Hayal gücü ve yapabileceklerinin sınırı olmayan çocuklarda düşüncenin yolunu açmak yerine düşünülmüş bilgileri sunan kitaplara rastlıyoruz. Ve ortaklaşmadığımız, emekten yana olmayan, gerçekten uzak pek çok hikâyeye…

Şimdi elimizde okurunu, bir çocuk gibi değil; bir dost havasıyla muhatap alan bir kitap var: Emekçi Çocuklarına Hikayeler. Hermynia Zur Mühlen’nin kaleme aldığı kitap, Dipnot Yayınları tarafından Devrim Ekinci çevirisiyle bu yıl yayımlandı. Sosyalist yazar Mühlen, kitabında, toplumsal adaletsizliği, yoksulluğu, fedakârlığı ve sorgulamayı çapraşık sistemlerin sonuçları üzerinden öyküleyerek anlatıyor. Okurlarında mücadele ruhunu körüklüyor ve toplumsal duyarlılığı uyandıran hikâyelere yer vererek her yaştan okur için keyifli bir okuma sağlıyor.

“Cesur olun, bir arada cesur durun, bu kavgayı siz kazanacaksınız!”

Kitap dört öyküden oluşuyor ve her bir öykü yaşanan eşitsizliği ortadan kaldırmaya yönelik mesajlarla son buluyor. Rüzgârın, çalışmaktan bitkin düşmüş insanların kulaklarına “Cesur olun, bir arada cesur durun, bu kavgayı siz kazanacaksınız!” diye fısıldayarak umut aşıladığı ilk öykü: “Gül Ağacı”. Sevgili Gül Ağacı, onu hiç görmeyen ve hatta dallarına dahi su dökmeyen bir kadına ait olduğunu öğrenir. Kadın, satın aldığı ev ile birlikte kendisine de sahip olmuştur. Gül Ağacı’mız, üzerinde hiçbir emeği olmadığı hâlde kendisine sahip olunmasına anlam veremez. Çiçeklerini kimselerle paylaşmaması, sadece sahibesine sunması istenilen Gül Ağacı, dikenlerini kalkan ederek bu duruma karşı gelir. Türlü eylemlerle gücünü gösterir ve bu sebepten dolayı cezalandırılarak bahçeden gönderilir…  Ama hepsi bu kadar değildir elbet, henüz hikâye bitmemiştir…

Yaşanabilir yerler bulmak umuduyla…

Bir diğer öykümüzde, bir serçe, yaşadığı ortamın adaletsizliğinden bıkarak, kendisi ve kardeşleri için “yaşanabilir” yerler bulmak umuduyla yolculuğa çıkar. Bu hikâyede, küçük bir serçenin bedeninden kat kat büyük zorluklara nasıl göğüs gerdiğini ve fedakârca sonlanan hayatını okuyoruz. Küçük bedenlerin aslında, görünüşlerinden çok daha cesur, uçsuz bucaksız hayal gücüyle sınırsız işler peşinde olduklarını bu satırlarda tekrar görebiliyoruz.

 “Neden? Neden? Neden?”

Son öyküye geldiğimizde karşımıza meraklı, konu ya da yaşanan ne olursa olsun, bunun ardındaki sebebi öğrenmek isteyen Paul çıkıyor. Öfkeler, endişeler ve meraklar hep bir ağızdan, dünyanın bütün dilleriyle aynı soruyla ifade edilir: “Neden?” Paul da dünyaya geldiği bakımevinde, altmış yıl başkalarına hizmet eden bir adamın emekli olduktan sonra neden yalnız ve yoksul kaldığını; tüm gününü çalışarak geçiren birinin daha az çalışan birine göre neden daha kötü şartlarda yaşadığını sorgular. Ve daha nicesini: “Anne, çok acıktım ben. Neden yiyecek hiçbir şeyimiz yok?”, “Bu şehirde sıcaktan bunalıyorum; neden ben de okuldaki zengin arkadaşlarım gibi tatile gidemiyorum?”, “Bütün gün çalışıyorum ama aldığım ücret ancak karnımı doyurmaya yetiyor. Neden? Neden? Neden?”

Yaşadığımız coğrafyalar ne kadar farklı olsa da çoğu hikâyede ortaklaştığımız noktalar elbet vardır. Dünya halklarının benzer çocukları, farklı coğrafyalarda çoğu kez aynı “kader”i yaşıyor. Birçok çocuğun, belki henüz anlamlandıramadığı ama üstesinden gelmek zorunda olduğu adaletsiz bir dünya var. Ve bu dünyanın çıkarımı olan yoksulluk. İşte bu ortaklık, bizleri dinlediğimiz masallarda, okuduğumuz kitaplarda, hiç olmadığımız bir hikâyede buluşturabiliyor. Çocuklarıyla benzer koşullarda büyüyen, mahkûm bırakıldıkları yaşam koşullarına göğüs gerebilmek için uzun saatler boyunca çalışmak zorunda kalan anne ve babaların pek çoğu, kendi yaşadıklarını çocuklarının yaşamaması için var olan düzen(sizlik)e boyun eğdiğini dile getiriyor. Ve bu söylem var olan düzenin devamından başka hiçbir şeyi perçinlemiyor. Bize düşen görev ise, çocukların böylesi bir mirası devralmamasını sağlamaktır.

Emekçi Çocuklarına Hikayeler emeğin, emekçi çocuklarının hayatı yeniden üreten öykülerinin yazıldığı; öyküsü anlatılmayanların, dilsizlerin dili olmayı başarmış kitaplardan biridir. Okuyalım…

  • Emekçi Çocuklarına Hikayeler
  • Yazar: Hermynia Zur Mühlen
  • Çeviri: Devrim Evci
  • Türü: Çocuk-Öykü
  • Baskı Yılı: 2017
  • Sayfa Sayısı: 114 Sayfa
  • Yayınevi: Dipnot Yayınları

 

 

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *