Responsive banner image
 

Çocukluğunu yaşayamadan olgunlaşanlar…

1

Salka Valka, Nobel ödüllü İzlandalı yazar Halldôr Laxness’in Yordam Kitap tarafından yayımlanan kült romanıdır.

“… ahlâk anlayışları çökmüş, ama dinî duygularla şişirilmiş balıkçıların acı dolu hayatları…”

Kırmızı Kedi Temmuz 1

Salka Valka, Nobel ödüllü İzlandalı yazar Halldôr Laxness’in Yordam Kitap tarafından yayımlanan kült romanıdır. Ülkemizde kısa zamanda kendi okurunu yaratabilmiş bu değerli romanın başarısında, kuşkusuz yazıldığı 1930 İzlanda’sı ile günümüz Türkiye’sinin benzerliği rol oynamaktadır. Yazarın o küçük kasabayı tasvirinde yer verdiği çöken ahlâk anlayışı ve şişirilen dinî duygular, tam da bize, kurumlarımıza ve yönetim anlayışımıza göredir. Bir neslin yetiştiği bu on dört yıllık süreçte İslami çizgileri daha da belirginleşen Türkiye, insanlık değerlerinden hızla uzaklaşan bir yapıya büründü. Çocuk hakları, kadın hakları, sözün özü insan hakları birçok kere ihlal edildi. Beklediğimiz, toplum olarak ihtiyaç duyduğumuz, birliğimizin temeli saydığımız adalet bir türlü yerini bulmadı; bir de adalet algımızdan yara aldık. Ve tüm bunlar din kisvesi altında gerçekleştirildi. Din, kanun dışılığın, insanlık dışılığın meşrulaştırıcısı oldu. Karaman’da, Soma’da, Siirt’te tacize uğrayan çocuklar; öğretmenleri tarafından tecavüze uğrayan hatta intihar eden gençler; parkta, metroda, evde taciz edilen kadınlar; sokakta öldürülen gençlerimiz oldu. Buna karşın iktidarca korunan katiller gördük; sözüm ona tevekküle sığınıyorlardı. Bu örneklerdeki kişilerin yaşadıkları olaylar zaman, mekân ve içerik bakımdan farklı olsa da ifadelerinde aynı bakış vardı:

Kader! Böyle sınanıyoruz! İyilik de kötülük de, zenginlik de fakirlik de Allah’tan!

Maddiyatın olmadığı yerde güç kabul edilenler!

Başa gelen her şeyin çekileceğini kabul edenler, içlerindeki o isyan kıvılcımını bastırmak için tüm bu olanların ilahî bir güç tarafından kendilerine gönderildiğini ve kader deyip, sessizce, yazılanı yaşamaları gerektiğini düşünürler. Ya da bu düşünceyle var olmanın toplumsal bir karşılığı olduğunu, maddiyatın olmadığı yerde manevi güç kazandırdığını var sayarlar. Salka Valka’yı okumaya başladığımız ilk satırlarda da karşımıza benzer biri, yoksulluğun kendisinden aldığı saygınlığı dine olan bağlılığını göstererek kazanacağını düşünen Sigurlina çıkar. Kızı Salka Valka ile birlikte İzlanda’nın güneyine gitmek ister Sigurlina. Ama başladıkları bu yolculuk Kuzey’de, küçük bir balıkçı kasabası olan Oseyri’de son bulur. Hayatları bu küçük kasabada, kendileri gibi yoksul insanlarla geçer.  Zaten zor olan yaşamlarının geldikleri bu kasabada da kolaylaşmayacağının işareti ise geldikleri vapurda bulunan yolculardan birinin uzaktan görünen küçük Oseyri kasabası için söylediği şu cümlelerle verilir:  “Allah bilir buranın insanları nasıl yaşarlar, nasıl ölürler? Sabah uyanınca ne konuşurlar? Neler söyledikleri önemli değil, asıl ne hissederler, onu merak ediyorum. Şu bit kadar köyde, hiçbir şeyin zerrece önemli olmadığını görmezler mi?”

Evet, köyde hiçbir şeyin zerrece önemi yoktur ve dışarıdan gelen bu biri kadın, biri çocuk iki yabancı kendilerine yer edinmekte oldukça zorlanırlar. Sigurlina, dul bir kadın olarak dine bağlandığında toplumda daha kolay kabul göreceğini düşünerek kendini Selamet Ordusu’na adar. Ahlaki değerlerden yoksun bu Ordu’da işler, iman dolu kahkahalar atan erkeklerin kadınları taciz yoluyla sömürmesi ve sonrasında söyledikleri ilahilerle ruhlarını rahatlatmaları şeklinde ilerler. Bir süre sonra para ve kalacak yer bulamayan Sigurlina, kasabadaki birçok erkekle birlikte olmaya başlar. Bir gün, bir adamla nişanlanır. Ne var ki, bu adam içkili olduğu bir akşam kızını, Salka Valka’yı taciz eder. Taciz kitaptaki şu satırlarla anlatılır:

“… O Steintor denen adam arsızın biri. Çok iğrenç bir adam. Keşke ölse.”

“Niye böyle konuşuyorsun yavrum? Çok ayıp ama.”

“Ayıpmış. Ne kadar geri zekâlı olduğunu bilseydin, böyle demezdin. Sen dün gece koyunların peşinden denize inmiştin ya, yaşlı kadın da uyuyordu, o da mutfaktaydı. Ben de yanından geçiyordum, sonra o, o beni elledi, geri zekâlı aptal!”

“Nasıl yani, elledi?”

“Nasıl olacak… Böyle şeyler anlatılır mı? Elledi işte. O pis adamlar vardı ya, büyük kızları elliyordu, öyle işte. Buramı, buramı, bir de buramı elledi. Sonra bana bir şeyler fısıldadı.”

Çocukluğunu yaşayamadan olgunlaşanlar…

Salka Valka, o günden sonra kadın kimliğini, yazgısını reddederek, annesi gibi olmamaya karar verir. Diyeceğini sakınmayan, güçlü, idealleri olan Salka, bu özellikleriyle yaşıtları arasından sıyrılır ve çocukluğunu yaşayamadan olgunlaşmak zorunda kalır. Annesinin intiharıyla yalnız kalan Salka Valka, kimsenin desteği olmadan çalışmaya ve para kazanmaya başlar. Artık hayatını tamamen kendi elleriyle kuracaktır.

İlerleyen sayfalarda Salka Valka, güçlü bir işçi kadın portresi olarak karşımıza çıkar. Balıkçıların düşük ücret karşısında örgütlendiği bir sendika kurar ve işçileri kapitalizmle savaşmaya zorlar. Çocukluğundan itibaren köydeki tek arkadaşı olan Aldarnur’un, Oseyri’ye geri dönmesiyle birlikte Bolşevizmle tanışır. Aldanur’la olan arkadaşlığının güçlenmesi Salka’yı Bolşevizme biraz daha yaklaştırır. Salka, işçilerin saatlerce, günlerce çalışarak zengin ettikleri patronlara karşıdır. Bununla birlikte Bolşevizmin getireceğine inandığı eşit ve adaletli bir düzeni de hayal edilemeyecek kadar güzel, ama bir o kadar da uzak bulur. Bu durum Salka’da bir sorgulama süreci başlatacaktır: Bolşevizm gerçekten Aldanur’un anlattığı gibi bir şey miydi? Yaşadıkları bu kapitalist sistemin aksine işçilerin, çocukların, kadınların bir arada eşit şartlarda yaşayıp, benzer şekillerde beslenip, aynı koşullarda öğrenim görebilecekleri; adaleti ve ahlakı papazların tekelinden kurtarabilecek bir sistem miydi?

Romanda Salka Valka üzerinden, yaşadığı köyün ve buradaki köylülerin durumu ustaca betimlenir. Köydeki herkes fakirdir, cahildir, açtır. Bir gün kapitalizmi savunurken, diğer gün köyün refahının Marksizmde olduğunu söylerler. Yazar, ahlakı, dini, kapitalizmi, Bolşevizmi, sendikalaşmayı, sosyalizmi, grevleri, yarattığı bu zengin karakterler aracılığıyla sorgular. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında Laxness, Birinci Dünya Savaşı’nın ardında bıraktığı dönemin ağır şartlarını, kötü ekonomik koşullarını, bir kuru ekmeğe muhtaçlığı, adeta direncin, umudun simgesi olan küçük bir kız üzerinden okura aktarmaktadır.

1930 İzlanda’sında 2017 Türkiye’sine

Salka Valka, etkileyici bir roman. Çünkü biz bu hikâyeyi ve nicelerini dünyadaki çoğu halkla ortak “kader” doğrultusunda yıllarca yaşadık, hâlâ yaşıyoruz. Kitabın satırlarında yer alan, kapitalizmin işçiler üzerindeki yıkıcı etkisine, çoğalttığı yoksulluğa, dinin kitleler üzerindeki uyuşturucu etkisine de aşinayız. Çünkü geleneksel üretim tarzından vazgeçerek yoksul birer proletaryaya dönüşen Oseyri köylülerinin süreci günümüz Türkiye’sindeki köylülerin yoksullaşma sürecinden çok da farklı değildir. Bununla birlikte şaşkınlığa uğrayan insanların çaresizlikle dine sığınmalarını, zenginliğin ve fakirliğin farkını da biliriz. İşte bu yüzdendir ki 1930 yılının İzlanda’sında yazılan bu kitap –ne yazık ki– değişmeyen şartlar nedeniyle hâlâ güncelliğini korumaktadır.

Salka Valka, hayatının her alanında mücadele eden, başkaldıran, yenen belki de yenilen ama inancını hiçbir zaman kaybetmeyen ve bu inançla var olan okurlar için…

  • Salka Valka
  • Yazar: Halldôr Laxness
  • Çeviri: Mehtap Gün AYRAL
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2011
  • Sayfa Sayısı: 416 Sayfa
  • Yayınevi: Yordam Kitap

 

Paylaş

1 Yorum

  1. Kasım İvgen on

    Elinize sağlık bugünkü Türkiye’nin çok ihtiyacı var bu kitaplara herkesin okuması dileğiyle teşekkür ederim.

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *