Responsive banner image
DeliDolu
 

“Çünkü Şiir Tarih” midir?

2

Travmatik bir zamana ver coğrafyaya sıkışan şiirler… Şiir tarih midir? Evet!

Fesih Vural, “merkezden” uzaklarda yazan bir şair. Uzaklarda yaşayan. Uzak ne ki? Uzak, herkesin olduğu yerde olmayan; büyük kentler/metropoller, daha açıkçası İstanbul, Ankara ve İzmir dışı… Üç öykü ve bir şiir kitabından sonra, yayımlanan yeni şiir kitabı; Suskun Sesler Ülkesi (Artshop, Nisan 2016) yayımlandı.

KirmiziKedi__3

2016 Türkiye’sinde yazılmış bir şiir kitabında, okuduğumuz şiirlerden süzülen kimi sözlerden bazıları; “öteki, göç, mülteci, uzun menzilli silahlar, namluda kadrolu parmak, kan tarlaları, Dicle, Van Gölü, dili vurulan öyküler, nemrut, mayınlı sınırlar, Ezidi anne, tora damlar, Vurulan Ceylan…” Bunlar, uzakta gibi görünen ama hepimizin yakınındaki yaşam özetleri sanki. Şair Fesih Vural, seçtiği bu dilsel biçemle, dışarıda olmanın telaşını taşıyan bir yazma eylemi içinde olduğunu düşündürtüyor. Tanık olmanın, belki de tanıklığın ötesinde yaşananların içinde olmanın ağır sorumluluğu derdini anlatmaya girişiyor. Bir yandan insani görev, bir yanda şair olarak estetik gerekler ve zorunluluklar!

Okuduktan sonra anımsamayı zorunlu kılan bazı dizeler; “yağmurda kurusun cesedim”, “beyazı unutmaz siyaha boyanan söz”, “hiç koklanmamış (çiçek olan) anne sütü”, “kapısına kelepçe vurulmuş coğrafyama”, “babasının mezarında pabucunu unutan çocuk”, “saksıda mayın tarlası”, “kundak tebessüm kokmuyor”, “yoksa tabutum sığmayacak kışa…” Bütün bu dizeler, her şeyden öte, gelecek için bir dil arkeolojisinin verileri olarak kalabilecekler. Travmatik bir sıkışmışlığın etkisi altındaki bir coğrafyanın ve zamanın şiirleri…

Fesih Vural’a kitabı ve şiir dolayımında bazı sorular sorduk. Şaire olan mesafeyi aşamadığımız için sorularımızı yazılı olarak ilettik.

Travmatik bir zamana ve coğrafyaya sıkışan şiirler

– Suskun Sözler Ülkesi adlı şiir kitabınızla ilgili olarak, birkaç sorum var. Baştan söylemem gerekir ki, bu soruları yanıtlamanız ve mutlaka sorular doğrultusunda bir şeyler söylemeniz gibi bir zorunluluğunuz elbette yok. Soruları sevmeyip, aslında hiç sormadığım soruların yanıtını da verebilirsiniz. Ya da yanıt yerine başkaca şeyler söyleyebilirsiniz. Sorulardaki sayılar da sizi yanıltmasın ve bağlamasın. Bu sayılar sizden öte, metnin kolay okuması için konulmuştur.

  1. Şairlerin, genelde sanatçıların tanıklığından söz edilir. Aslında bu tanıklık, 2016 Türkiye’si için biraz steril bir saptama gibi geliyor bana. Çünkü yaşadığımız bu zorlu koşullarda, tanıklık, bir dereceye kadar, tüm yaşanmışlıkların tam içinde değil de kıyısında olma halini anlatıyor sanki. Elbette görmek ve gördüğünü göstermek, görülenleri toplumsal beleğe aktarmak çok önemli. Sırf bu işlevi yerine getirmenin bile, yaşadığımız bir coğrafyada ve zaman diliminde yaşama mal olduğunu da ayrıca “tanığı” oluyoruz sıklıkla. Burada tanıklığın iki hali var özetle. Siz kendinizi nasıl ve nerede görüyorsunuz? Andığım iki tanıklık bağlamı dışında da başka konular olabilir… Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Fesih Vural; Çok da steril olmayan bir coğrafyada yaşama tutunanların tanıklığı, söyleyecek sözü olanın tanıklığından çok daha önemli bence. Aslında herkes herkesin tanığı. Sözü olan da tanık, sözünü bir başka bahara öteleyen de. Söz konusu tanıklık şiirin büyülü sesiyle olmuşsa bu tartışılmayacak bir gerçeklikteki tanıklıktır. Çünkü şiir tarihtir. İçinde geçtiğimiz, geçmekten olduğumuz ve geçeceğimiz zamanın puslu olmayan tek aynasıdır. Bu ayna, yüzünde hakikatlerin her rengini size sunar. Tarih kitaplarında okuduğumuz birçok olayın zamanla unutulup gittiğine tanık olmuşuzdur. Ama bir şiirin dizeleriyle bu tanıklık anlatılmışsa; okuyan, okumayan okula giden gitmeyen toplumun her katmanında nasıl bellekte yer edindiğini ve asırlarca dilden dile anlatıldığını biliyoruz. İşte şiirin tanıklığı budur. Şair de bu tanıklığın emekçisidir. Otuz üç kurşun olayını tarih kitapları da yazmıştır ama herkes Ahmed Arif’in dizeleriyle anımsar. Şiir, toplumun gerçek belleğini oluşturan ve kuşaktan kuşağa aktarandır.

  1. Birinci soruya tamamlayıcı bir soru olarak, şiirin ve sizin şiirinizin yaşama tanıklığı ya da yaşama müdahalesi ne oranda mümkündür?

Fesih Vural; Yukarda da anlattığım gibi genelde şiirin böyle bir misyonu üstlendiğine inan biri olarak, bu yolun bir yolcusu olmanın kıvancını yaşadığımı söyleyebilirim. Bu kitabımda da bu örnekleri sıklıkla görmek mümkün. Vanlı Muharrem’in dramını “tabutum sığmıyor kışa “ ve Liceli Ceylan başta olmak üzere bu ve buna benzer acıları dizelerimde yaşayarak dile getirmeye çalıştım. Çünkü şair yaşanan her acıyı kendi mahallesinde yaşanmış kadar yakın yaşar. Ve bunları sesinin ulaştığı herkese haykırmaya çalışır. Bu sesten birileri rahatsız olmalı. Ali Şeriatının dediği gibi “ Sizi rahatsız etmeye geldim .”Belki de şairin sesi biraz da böyle çıkmalı. Birilerinin rahatsız olmasına hizmet etmeli şiir.

  1. Van’da yaşayan, “Doğu”da yazan bir şair olarak, merkez ve çevre paradigmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sosyolojik bir kavram başlığı altında ele alınan ve Samir Amin’e göre bir Avrupa merkezli kaynağa sahip olan bu paradigmanın edebiyat alanında bir başka dillendirilişi de metropol/metropoller ve taşra! Buna merkez-çevre dikotomisi de diyebiliriz. Bu anlamda kendinizi dışarıda, taşrada gibi görüyor musunuz? Böyle görüyorsanız, bu komunun size ve şiirine olumlu ya da olumsuz etkileri nelerdir? Örneğin ben kendimden bir örnek verecek olursam; uzun süre “merkezde” yaşadıktan sonra, şimdi artık dışarıdayım ve edebiyatın iktidar mahfillerinin gözetim ve denetimden uzakta, manzume kıvamında metinler yazmaktan hiç beis görmüyorum. Çünkü nasılsa şuara meclisinde kaybedilecek bir iskemle korkusu yok!

Fesih Vural; Bu soruya ünlü Şair Rilke’nin “…insanlar karşısındaki yerimi açıklığa kavuşturacağım diye fazla zaman ayırmayın. Hem insanlar karşısında bir yerinin olduğunu kim söyledi?” sözünü anımsayarak başlamak isterim. Evet, taşrada yaşayan ve yazmaya çalışan biri olarak yazdıklarımla hep bir yerlerde olma ve görünme hevesi yaşamışımdır. Bu oluş kendini ispatlama olarak düşünülebilir ama daha çok yazdıklarımızın bir yerlere ulaşması anlamı var. Yoksa aksi halde yazdıklarınız sadece sizin okunmanızla kalıyor ve bu da sizi rahatsız ediyor. Yazdıklarınızın okunması, değerlendirilmesi ve hatta eleştirilmesi sizi yazma konusunda daha çok motive ediyor; hele ki taşrada yaşayan biri olarak. Tabi yazdıkça, okudukça iş bu ikilemden çıkıyor ve sizi artık ilgilendirmemeye başlıyor. Ama bunun için zaman gerekiyor. Bu yetiye ulaştığınızda da artık sadece yazan biri olarak kalmanız yetiyor. Kendini şiirin merkezinde görenlere zaten ulaşamıyorsunuz ulaşsanız da şiirinizi okumak bir yana bakmaları bile söz konusu olmuyor. Bunun için mutlaka isim yapmanız gerekiyor. Tabi bura da size isim verme hakkı kimin elinde bu da bir soru olarak ortada kalıyor. Ama şunu söylemem gerekirse taşra ruhunu taşıyan gerçek şiir emekçileri şiirinize dokunurken o naif yüreklerinden şiiriniz payını alıyor elbette. Bu anlamda günümüzde şiire emek veren birçok yayıncı aslında hala merkez-taşra mesafesindeki rolleri bu anlattığım görüntüden ibarettir. Birbirine yakın görünen ama belli isimler dışında birbirine görünmeyen (ki özellikle dergiler) kadar da uzaklar. Taşrada adı sanı duyulmayan birinin yazdıkları asla şiir olarak o sayfalar da yer edinmiyor. Varsa da nadirdir. Birçok dergiye baktığınız da abone olanların şiiri yayınlanır sadece.

  1. Bir de eleştirim var; kesme, parantez ve benzeri imlalarla pek çok sözcük ve dizeyi zenginleştirme ve anlamı çoğaltma tekniği uygulamışsınız. Örneğin, “bize bir tek bil(in)meyenler ‘kal’dı” (s.55), s’ezgisiyle (s.65), kim(siz)lik (s.69), s’açılmış… k’ansızlar (s.73) gibi pek çok kullanım var. Kabaca saydım, kırktan fazla bu tür örnek var. Az kullanınca okur için de bir estetik beğeni sağlayacak bu tekniğin, bu denli fazla kullanılması bana göre şiir için bir yük. Belki, bu zamanda kitap yayımlamanın, sözü iletmenin sıkıntısıyla bir kerede şiire bütün yükü yüklemek, fırsat varken her şeyi söylemek, az ile çok şiire ulaşmak… hazır yaşarken diye! düşünülmüş olabilir. Ama şiir bu kadar yükü kaldırır mı? Belki de ben yanılıyorum ve yanlış anlamış ve değerlendirmişimdir. Yine de, girişe aldığım, şiirinizdeki sözleri, imge dünyasını oluşturan ve dizeleri yazan bir şair olarak, bu uygulamaya niye gerek gördün demek isterim…

Fesih Vural; Bu eleştirinizde haklı olabilirsiniz tabii ki. Bunu biraz isteyerek ve severek yaptığımı biliyorum. Belki de içimde birikenlerin kalabalığından kurtulmak için de yapıyor olabilirim. Yazarken elimdeki kalemi kâğıdın sırtına dokundurdukça, anlatmayı bekleyenlerin ayak seslerinin aceleciliğiyle yazarım. Sanki bir ses bana “acele et sırada bekleyen o kadar var ki ,” diye haykırıp duruyor. Belki de onlardan kurtulmak içindir bir sözcüğe bu kadar yük yüklemem!

Ya da bir daha zamanım olmayabilir diye duyduğum bir kaygı mı? Lakin üzerinde yaşadığımız toprak parçası yarınlar için pek umut veren öyküler anlatmadı bize. Çünkü en eski hikâyemiz bu topraklar ama en acı hikâyelerimizin öğretisi de yine bu topraklar…

Bu topraklara benziyoruz çünkü. Dokunduğumuz her zerresi bize birçok yaşanmış hikâyeler anlatma telaşında. Her duygunun sayısız hüznü ve telafisi olmayan bir kaderin kederiyle karşılıyor sizi. Bu bir coğrafyanın (Ortadoğu’nun) rengidir. Bu renkte herkes kazandığını sanıyor ama kaybedeni de herkes oluyor. Belki de bu coğrafyanın rengini en iyi yansıtan Filistinli Şair Mahmut DERVİŞ “Defalarca ölüyor askerler/fakat kimse bilmiyor kimdir, muzaffer.” Dizeleriyle bu topraklara tanıklığı en çıplak haliyle anlatıyor.

  1. Son bir soru; şiir bitti mi, bitecek mi? Dünyada ve ülkemizde!

Fesih Vural; Şiir toprak kadar var olan bir gerçektir. Bu toprak ki varla yokluğun ucunda alıp verilen ortak nefestir. Bu nefeste her duygunun yer edindiği, sergilendiği anadan doğma bir arenadır. Bu gerçeklik bitmeyeceğine göre şiirde hep var olacaktır. İnsan ölür, öldürülebilir ama duyguları aramızda yaşamaya devam eder.

Yanıtlardan sonra bir de kendime soruyorum şairin ilk yanıtından mülhem; Şiir tarih midir? Evet!

  • Suskun Sözler Ülkesi
  • Yazar: Fesih Vural
  • Türü: Şiir
  • Baskı Yılı: Nisan 2016
  • Sayfa Sayısı: 79 Sayfa
  • Yayınevi: Artshop
Sabri Kuşkonmaz

Sabri Kuşkonmaz

Hukukçu-Yazar/Şair.
Şiir, roman, anlatı, film öyküsü ve seçki olarak yayımlanmış on altı kitabı var.
Kısa Film ve belgesel çalışmaları yaptı. BESAM kuruluşunda görev aldı. Çağdaş Hukukçular Derneği’nde YK üyeliği yaptı. PEN Türkiye Merkezi YK üyeliği ve genel sekreterlik yaptı. Edebiyatçılar Derneği ve TYS üyesi.
Hukuk Fakültesini bitirdi. Marmara Ü. İletişim Fakültesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Halen Beykent Üniversitesi’nde sinema-televizyon doktora programında öğrenci.
Otuz yıl avukatlık yaptı. Altı yıl Birgün Gazetesi'nde köşe yazarı olarak kültür sanat yazıları yazdı.
Sabri Kuşkonmaz

Kolektif Kitap
Paylaş

2 yorum

  1. Aslı durak on

    Özenle hazırlanmış Soruları ve özgün yanıtları ilgiyle okudum.Sabri Kuşkonmazı söyleşi için ve Fesih Vural’ı da seçkin dizeleri için kutluyorum.aslı durak

  2. Hüsnü Esel Arslan on

    İki ustanın keyif veren sohbeti aynı zamanda bilgi dağarcığımı yeniden harekete geçirmiş oldu. Dost yüreklere selam sevgi ve saygılar.

Cevap Yazın