Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Defne’yi Beklerken

0

Yaptığımız tüm hataların aslında kendi hikâyemizin bir parçası olduğunu ve o hataların hayatlarımızı özel kıldığını kızına anlatsaydı anlar mıydı Defne?

Sevdiğim bir kitabı okurken, içinde yazar ve kitap adları geçiyorsa, inceleyip okumak için hemen not alırım. Severek okuduğum Ahmet Büke’nin Mevzumuz Derin isimli güzel romanın kahramanı Bedo bir bölümde Defne’yi Beklerken’i okuyordu. İyi ki not almışım, Haydarpaşa Kitap Günleri’nde Günışığı standında görür görmez aldım.

Say Yayıncılık

defneyibeklerken

İlk gençlik romanı olarak değerlendirilen bu roman, tüm yetişkinlerce okunmalıdır diye düşünüyorum. Son derece akıcı ve çok rahat okunuyor. Rahat okunması kimi eserlerde rastlanıldığı gibi edebi tat almanın önüne geçmiyor aksine kitap bende tekrar okuma isteği uyandırdı.

14 yaşındaki Defne içine kapanık ve yalnız bir genç kızdır, odasında baygın bulunup hastaneye kaldırılır, annesi Defne’yi beklerken odasında bulduğu günlüğü okumaya başlar. Annesi ile beraber biz de bekleme salonunda onun günlüğünü okuyup, hayatının akışına, duygularına, akran zorbalığına maruz kalışına, yalnızlığına tanık oluyoruz.

Defne’nin annesi hırslı ve iş yaşamını başka her şeyin önünde tutan bir kadındır. Çocukluğunda yoksunluğunu çektiği imkânları kızına sunarak, sonuçta tüm çabalarının kızı için olduğu düşüncesi ile ona zaman ayırmaması konusunda kendini rahatlatır. Kızını kayak tatiline gönderebiliyor, özel piyano dersleri aldırabiliyordur. Bu anne profili bana çok tanıdık geliyor. Bir dönem plaza beyaz yakalı çalışanlarını yakından gözlemleme olanağım oldu. İşleri mesai saati olan 6’da bitse de fazla mesaiye kalan, toplantıdan toplantıya koşmakla, senelerdir yıllık izinlerini kullan(a)mamış olmakla övünen, gece yarısı ya da sabah çok erken iş e-postaları gönderen birçok insanla karşılaştım. Çocuklarına zaman ayırmak elbette söz konusu olmuyor, çoğu günler eve döndüklerinde çocuklar çoktan uyumuş olduğundan onları göremiyorlar bile. Bu başka bir yazının konusu olmalı belki, kitaba geri döneyim.

Defne’nin babası roman yazmaya çalıştığı için çalışma odasında kitapların arasına gömülen ve yine kızına zaman ayırmayan bir karakter. Defne’nin evde iletişim kurabildiği tek kişi bakıcılığını üstlenmiş olan eğitim seviyesi düşük fakat iyi niyetli ve sevgi dolu Mimi’dir. Defne kendisiyle dalga geçilmesi gibi okulda yaşadığı bazı olayları, sorunlarını anlatır Mimi’ye. Mimi gerçek anlamda yol gösteremese de en azından onu dinler, “çay iç, geçer” ya da “onlar öyle demek istememişlerdir, sen yanlış anlamışsındır” gibi sözlerle rahatlatmaya çalışır.

Defne’nin annesi günlüğü okudukça akıllı ve mutlu diye tanımladığı kızını aslında hiç tanımadığını anlar. Kızının yaşadığı sorunları okudukça üzülür ve maruz kaldığı zorbalıklar karşısında çok öfkelenir. Defne’ye sınıfından bir grup öğrenci tarafından küçük düşürücü isim takılmıştır ve rahatsız edilmektedir, zorbalıkları cinsel tacize kadar ulaşmıştır. Defne’nin cinsel tacize uğradığında hissettikleri ibret vericidir. Böyle bir durumda bağırmasını söylemiştir annesi Defne’ye fakat o anda bağırması gerektiğini bilmesine rağmen Defne’nin sesi çıkmamıştır, utanmış, suçluluk duymuş ve kimseye anlatamamıştır. Güncel ve önemli bir konu olduğu için üzerinde düşünülmesi gerekiyor.

Bu kitapta aile içi iletişimin çocuk yetiştirmedeki önemini açık seçik kavrıyoruz. Çocukla geçirilen zamanın hiçbir maddi ölçüyle kıyaslanamayacağı sonucunu çıkarıyorum kendi adıma.

Defne’nin annesi bu günlüğü okuduktan sonra aynı anne olmayacağının sinyallerini veriyor, özellikle kitabın sonlarına doğru.

Kitabın bir yerindeki şu sözler çok hoşuma gitti:

Yaptığımız tüm hataların aslında kendi hikâyemizin bir parçası olduğunu ve o hataların hayatlarımızı özel kıldığını kızına anlatsaydı anlar mıydı Defne?”

Gerçekten 14 yaşımdayken annem bana bunu anlatsaydı, anlar mıydım ve yine hata yapmaktan korkan birisi olur muydum diye düşündüm, cevabı bilemiyorum ama duymak iyi gelirdi herhalde.

  • Defne’yi Beklerken
  • Yazar: Aslı Der
  • Türü: Genç Roman
  • Sayfa Sayısı: 144 Sayfa
  • Basım Tarihi: 2016
  • Yayınevi: Günışığı Kitaplığı

Ayşegül Gezgin

1978’de Aydın’da doğdu. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi Turizm İşletmeciliği bölümü mezunu. İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerini okul ve kurslarda öğrendi. Çeşitli sektör ve görevlerde çalıştı, en çok çeviri yapması gereken işleri sevdi. Kitaplar en iyi arkadaşları, okumak ve yürümek vazgeçmek istemediği bağımlılığı. Eşi ve oğluyla Kadıköy’de yaşıyor. Doğal yaşamı hissedebileceği ortamlarda bulunmaya çalışıyor. Doğal ve samimiolan herkesi ve her şeyi seviyor.
Ayşegül Gezgin

Latest posts by Ayşegül Gezgin (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *