Responsive banner image
 

Deniz Yüce Başarır’la Kitapça Bir Sohbet

0

Hep Kitap Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yüce Başarır, KitapEki Editörü Çağla Üren’in sorularını yanıtladı. Deniz Yüce Başarır, bu keyifli sohbette; edebiyata, kitaba, hayata dair fikirlerini paylaştı.

Hep Kitap kendini şöyle anlatıyor; “Kitap kokusunu hep sevdik. Yayıncı olduk. Yıllarca Türkiye’nin önde gelen yayınevlerinde bazen beraber, bazen ayrı ayrı okuduk, seçtik, yayımladık. Sonra bir gün bir araya geldik. Ne yapmak için? Türkiye’ye yepyeni bir yayınevi kazandırmak, şimdiye kadar yapılmamışı yapmak, yapılmışa da hep farklı bir açıdan bakmak için. Dünya çapında işler yapmak için. Severek okuduklarımızı, gün geçtikçe daha artacağına inandığımız okurlarımıza ulaştırmak için. Türkiye’den genç ve taze sesleri sayfalara dökmek, dünyanın çeşitli coğrafyalarından duyulması gereken sesleri hep duyurmak hedefimiz. Gündemi yaratan, günü yakalayan kitapları sunmak… Titiz, özenli, tertemiz bir çalışma anlayışıyla… Metinden görsele, kapaktan tanıtıma kadar aynı özeni hep korumak. hep kitabı ön plana almak. Kurgu ya da kurgu dışı… Edebiyat, sanat ya da yemek… hep hayat… Yetişkin, çocuk ya da genç… Bu alanların tümünde en iyi kitapları hep biz yayımlayalım istiyoruz. O yüzden hep kitap düşünen bir ekip kurduk. Okudukça hep çocuk, hep genç kalan bir ekip bu… İsmimizi de o yüzden hep kitap* koyduk. hep kitap bundan sonra yayıncılık sektöründeki herkesin hephayatında olacak.”

Kırmızı Kedi Haziran 2
  • Röportajımıza öncelikle kişisel bir soruyla başlayalım. Kitaplarla, edebiyatla ve daha somut olarak yayıncılık alanıyla ilişkiniz nasıl başladı? Neden bu alanda çalışmayı seçtiniz?

Kitaplarla ilişkim henüz okuma yazmayı bilmeden başladı. Babamın müthiş kütüphanesi, annemin bana sürekli kitap okuyan sesiyle birleşti, okumayı sökmemle birlikte bir tutkuya dönüştü. Yayıncılık macerası ise üniversite yıllarımda seslendirme yapmak için gittiğim TRT koridorlarında Sevinç Yeşiltaş ve Can Kozanoğlu ile tanışıp, o zamanların efsane kitap programı “Okudukça”nın dış seslerini okumaya ve sonra da metinlerini yazmaya başlamamla şekillendi. Artık bir sıradan okur olmaktan çıkmış, hangi kitabı hangi yayınevi yayımlıyor diye bakmaya da başlamıştım. Kapaklar, tasarımlar da ilgimi çekiyordu. Ardından CNN Türk’te yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiğim “Kitapça” geldi ve benim yayın dünyasına kanım daha da kaynadı. En sonunda CNN Türk’ten ayrıldığımda, o zamanlar Doğan Kitap’ın yayın yönetmeni olan sevgili Zeynep Çağlıyor bizimle çalışır mısın dedi… Ve o davet beni zamanla, yıllar içinde öğrenerek, deneyim kazanarak yayıncı yaptı işte.

  • Bildiğimiz kadarıyla televizyonculuk, reklamcılık, seslendirme ve tabii ki yayıncılık alanlarında çeşitli faaliyetlerde bulundunuz. Üstelik Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezunsunuz. Bunlar pek çok farklı alanı ifade etse de aslında oldukça iç içe geçmiş ve birbiriyle ilişkileri olan disiplinler. Örneğin, çocuklara kitapları sevdirmek için birçok projede yer aldınız. Psikoloji mezunu olmanız, çocuklara yaklaşımınızı etkilemiş olabilir. Kısacası, bu farklı alanlar çalışma hayatınızda birbirini nasıl besledi?

Psikoloji öyle bir alan ki, kaba tabiriyle, nereye çekseniz oraya gider. Aslında hangi mesleği icra ederseniz edin, biraz psikoloji bilgisi kimseye zarar vermezJ İşin özü oradaydı, ama ondan da önce okuma tutkusundaydı. Biraz da oyuncu bir babanın kızı olduğum için, yüksek sesle okuma tutkusundaydı. Hepsi birbirini besledi. Seslendirme televizyonculuk virüsünü soktu kanıma. Televizyonculuk beni yayıncılıkla buluşturdu, yazarları tanıdım, okuduklarıma farklı açılardan bakmayı öğrendim. Reklam metinleri yazmak, arka kapak yazılarına yansımıştır belki, ne bileyim. Amaca yönelik yazmayı reklamda geliştirdim sanırım. Ve sıra dışı’nı düşünmeyi, hedef kitlesi kim diye sormayı. Çocuklar her zaman benim için ilgi çekiciydiler. Onlarla çalışmak konusunda psikolojinin elbette yardımları oldu. Herkesin hayatı biraz böyle değil mi? Bir ipin ucundan tutuyorsunuz, ilerlerken bir bakıyorsunuz öbür ucu sizi bambaşka bir yere getirmiş, ama ip hâlâ elinizde.

  • Türkiye’de insanların okuma alışkanlığı olup olmadığı birçok kez tartışıldı ve hâlâ tartışılıyor. İnsanların yeterince okumadığını iddia edenlerin yanı sıra aslında okuduğunu, ama nitelikli okurlar olmadığını iddia edenler var. Siz de CNN Türk’te “Kitapça” isimli bir kitap programı yaptınız ve ilgi gören bir program oldu. Ülkemizdeki okuma kültürü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ülkemizde okuma kültürü gerçekten de hep tartışılan bir konu oldu. Ben meseleyi şöyle görüyorum: Okuyan bir kitle var. Evet bu kitlenin bir kısmı daha entelektüel okumalar yapıyor, başka bir kısmı da, evet, daha sabun köpüğü metinleri tercih ediyor. Sonuçta okuduklarımızdan ne anladığımız, bunu hayatımıza ne kadar yansıttığımız önemli. Hepimiz sıkı bir mesaja hayran kalıyoruz. Ama o mesajın ne kadarını gerçekleştiriyoruz? Soru bu. Ötekileştirmeye karşı çıkan metinler birçok insanı etkiliyor örneğin. Ama sonra o metinlerden etkilenen insanlara bakıyoruz, birilerini kolaylıkla ötekileştirebiliyorlar. Demek ki özümseyecek kadar okumuyoruz. İçselleştirecek, hayatlarımıza yön verecek kadar okumuyoruz. Uzun bir yol bu. Hoş, bugün dünyanın geldiği duruma da bakarsanız, dünyanın da bir yarısı okurken, diğer bir yarısı okumuyor, ya da okuduklarını özümsemiyor olmalı ki, bu kargaşa artarak sürüyor; farklı olana hoşgörü gösteremeyen liderler seçiliyor. Sonuçta okumak hoşgörünün temelini oluşturur aslında. Sanatın her dalı, haz vermenin yanı sıra, en çok başkasını anlayabilme yetisine hizmet eder.

  • Hem sizin önceki çalışmalarınıza hem de hep kitap’ın bu kadar kısa sürede yarattığı çocuk edebiyatı külliyatına bakarak çocuk okur yetiştirmenin topluma ve edebiyat ortamına sağlayacağı katkı üzerine konuşmak ister misiniz? Çocuk edebiyatı neden önemli sizce?

Okuma alışkanlığı çocuklukta gelişiyor. Çocukları kitaplarla ne kadar erken tanıştırırsanız, o kadar hoşgörülü, kültürlü, aramaya, araştırmaya, sormaya, sorgulamaya yatkın bir toplum oluşturursunuz diye düşünüyorum. Çocuk edebiyatı da bu yüzden çok önemli. Didaktik olmayan, yaratıcı, çocukların zekâsını küçüksemeyen metinler büyük küçük herkesi etkiler. Ben bayılıyorum yayımladığımız çocuk kitaplarına. Çizimleriyle, içerikleriyle çocuk edebiyatının çok güzel örnekleri hepsi de.

  • Son yıllarda yayınevlerinin, edebiyat dergilerinin ya da internet sitelerinin sayısında büyük bir artış yaşanıyor. Bu durum yayınevlerinin politikaları ve popüler kültür dergilerinin aynılığı ekseninde çokça tartışılıyor. Peki siz Türkiye’deki edebiyat ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bir yenilik gerekli mi?

Yenilik hep gereklidir. Bu bugün kötü diye değil, doğan olanı yenilenmek olduğu için, gelişmenin ve dünyanın kuralı bu olduğu için böyledir. Tabii, iyiye doğru evrilmesi burada dileğimiz. Sahip olduğumuz değerleri koruyup, üzerine koyabilmek. Birbirini kötülemeden, birbirinden beslenerek daha çok gelişebilmek önemli olan. Bugün popüler dergileri kötülemek yerine, orada kalem oynatma şansı bulan gençlere bakmak lazım. Oralardan çıkan yeni seslere kulak vermek lazım. Çünkü onlar da çağımızla ilgili bir şeyler söylüyorlar. Her şeyi katı bir önyargıyla, sabun köpüğü olarak değerlendirmenin de gelişimin önünü tıkadığını düşünüyorum.

  • Biraz da hep kitap serüveninden bahsedelim. hep kitap fikri nasıl ortaya çıktı ve nasıl bir projenin ürünü? Örneğin yurtdışından esinlendiğiniz bir ekol ya da kaynak oldu mu?

hep kitap biraz dinlemeye karar verdiğim bir dönemde çıktı karşıma. Ve dinlenmeye ara verdim. Teas Press Türkiye’de eğitim yayıncılığı da yapıyor, aslında Azerbaycan kökenli bir kuruluş. İyi bir kültür yayıncılığı girişimleri vardı. Yıllardır sektörden ağabeyim olan Kenan Kocatürk beni buldu ve bu proje için kandırdı. Hep birlikte şekillendirdik. Adından, ofisinden, çizgisinden, tasarımına kadar çok büyük bir titizlik ve heyecanla hazırlandık, aynı anlayışla da kitaplarımızı yayımladık ve yayımlıyoruz. Özel bir ekol yok örnek aldığımız; bizim yapmak istediklerimiz, sevdiklerimiz, değer verdiklerimiz belirliyor yolu.

  • Sizce hep kitap, Türkiye’deki edebiyat ve yayıncılık ortamında nasıl bir boşluğu dolduruyor?

Bir boşluk doldurmak demeyelim de, nasıl bir yer biçiyor kendine diyelim isterseniz. Her aşamasında özenin başrolde olduğu bir yayıncılık anlayışı bu. Metnin kendisinden, basılacağı kâğıda, kapak tasarımından editoryal çalışmasına, hep kitap’ın her aşamasında titizlik ve heyecan var. Kitap kokusunu sevenlerin buluştuğu, kitabı tutku olarak yaşayanların buluştuğu bir yer burası. Okumaktan hoşlandığımız kitapları okurlarla buluşturmayı hedefliyoruz. Dünyanın çeşitli coğrafyalarından bize diyecek sözleri olanları dilimize kazandırmaya çalışıyoruz, çocukları, sanatseverleri, edebiyat tutkunlarını hep kitap’ın müdavimi yapmayı planlıyoruz. Bu toprakların sağlam kalemlerini bu çatı altında toplamak istiyoruz. Var işte birtakım hedeflerimiz 🙂

  • hep kitap ile Caravaggio, Dali ya da Goya gibi birçok önemli sanatçının portrelerini yayımladınız. Bu açıdan hep kitap‘ın toplum nezdinde bir kültür birikimi yaratmaya çalıştığını söyleyebilir miyiz?

“İşte” serisinin sanatı ulaşılabilir kıldığını düşünüyorum ve bu seriyi okumaktan da, yayımlamaktan da büyük keyif alıyorum. Sanatçıların hayatlarını ve sanat anlayışlarını kolay anlaşılır, hikâye gibi anlatan kitaplar bunlar. Ayrıca, her bir kitaba özel yaratılan illüstrasyonlarla da ayrı bir zenginlik sunuyorlar okura. Yalnızca büyük sanatçıların eserlerine değil, bu yeni çizimlerle de onların ruhlarına bir başka kalemden ulaşıyor meraklısı. Elbette bu serinin bir hedefi de bu işin meraklısını artırmaktır. Sanata ne kadar çok insan yaklaşırsa, o kadar iyi.

  • hep kitap tarafından basılan eserler, birçok toplumsal konuya da değiniyor. Örneğin yayımlanan ilk kitap Geceleri Sessizdir Tahran, İran’daki İslam Devrimi’ne değinirken, Benim Adım Leon‘da küçük bir çocuğun gözünden dünyayı görüyor ve aile kurumunu sorguluyoruz. Bireysel olandan evrensel olana birçok konuya değinen hep kitap‘ın toplumsal bir işlevi de yerine getirdiğini iddia edebilir miyiz?

Yayıncılık söyleyecek sözü olanların yaptığı bir iştir. Çünkü temelinde söylenmiş sözleri daha çok kişiye ulaştırmaktır yayıncılık. Edebiyat ya da sanat hep insanı anlattığına göre, insana dair bir iştir. Bireysel anlamda da evrensel anlamda da… Toplumsal işlevi vardır elbette. Başka türlüsü düşünülebilir mi?

Çağla Üren

Çağla Üren

1994, Bakırköy doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyor. Daha önce Nazım Hikmet Akademisi Edebiyat Bölümü'nde okudu. soL Gazetesi'nde ve Genç Gazete'de (gencgazete.org) görev aldı. Edebiyat eleştirisi dergisi Rozinant'ta, polisiye edebiyat dergisi 221B'de ve dizi kültürü dergisi Episode'de yazıyor.
Çağla Üren

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *