Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Dizelerinde Gömülüdür

0

Ahmet Erhan Burada Gömülüdür, şiirlerinde, kitaplarında. Ahmet Erhan dizelerinde gömülüdür.

Ahmet Erhan’ın kıymetli anısına…

Ahmet Erhan 1958 yılında Ankara’da doğdu ve 2013 yılında aramızdan ayrıldı. Öldükten sonra tıpkı Ahmet Erhan gibi hepimizin anılacağı belli bir aralık olacaktır muhakkak, az ya da çok. Ahmet Erhan, 2013 yılında bizi modern(!) dertlerimizle baş başa bırakıp anne-babasının, Behçet Aysan’ın, Metin Altıok’un yanına gitti. Onu bizden ayıran, çok genç yaşta öğrenip şiirlerinde sürekli bahsettiği ölümdü. Topluma dayatılan tüm mutluluk oyunlarına mukabil kelimelerin, cümlelerin ve o çok sevdiği şiirin hüzünlü ve kederli yanını seçmişti Ahmet Erhan. “Çocuklar, ilk silah sesinde yaşlanacakmışçasına / Sıkıca tutuyorlar oyuncaklarını / Ve bir namluya dönüşeceklerinden kuşkulanarak çiçekler / Kırmak istiyorlar saksılarını[1] diyecekti ilk yayımlanan şiir kitabında. Erken yaşlarda kaybettiği babasından “öldüğünde alkolik bayrağını aldığım gibi meyhaneye koştum” diye bahsetti sonra. Kırılgan ve hassas mizacı yüzünden hayata küsmüştü belki de. Genç yaşta kaybettiği arkadaşları, Adana Demirspor’da oynarken yaşadığı sakatlık onun hüznünü güçlendirdi, geliştirdi. Ahmet Erhan ilk eserinde, kendi yaşıtlarından beklenmeyecek olgunlukta şeyler yazmıştı. Hüzünden, acıdan, kederden bahsediyordu yazdığı satırlarda ve yayımlanan son kitabı dahil bu kaygıların üstesinden gelmeye çalıştı.

KitapEki
KitapEki

Her ne olursa olsun, ne yaşamış olursa olsun o yaşta birinden beklenmeyecek dertler gibiydi. Belki de kendi çocukluğumdan, çocukluğumu yaşadığım 90’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başına kıyasla böyle diyordum belki. Hem ben babamı yitirmemiştim henüz. Ahmet Erhan, yaşadığı bütün zorlukların üstesinden yazdığı şiirlerle, dostlarla yaptığı edebiyatlı ve şiirli sohbetlerle gelmişti. Hüzünle yoğrulan bir zihin elbette hüzünlü şeyler üretecekti. Ölümü hissettiyse ölüme dair şiirler yazacaktı insan. O da öyle yaptı. Alacakaranlıktaki Ülke için Behçet Necatigil Şiir Ödülü’ne layık görüldüğünde tören alanında olan kıymetli şair Edip Cansever “evlat ne çok bahsetmişsin, daha gençsin oysa, kimden öğrendin ölümü” diyecekti ona.

Çevremde hiç akranım kalmadı sonra[2] dedikten yıllar sonra çok sevdiği Behçet Aysan’a, Metin Altıok’a, Uğur Kaynar’a, Asaf Koçak’a veda edip daha da yalnız kalacağını kim bilebilirdi?

Biri çıkıp da, bu geceki ayın görkeminden söz etmeyecekse
Artık ölebilirim, diyebilirsin
Yanımda, yöremde yıkıntılar
Ve yüreğimde, aynı ülkenin nüfus cüzdanını
Taşıdığım birinin kurşunu var.[3]

Ahmet Erhan… Doğum adıyla Erhan Bozkurt, Türkiye’nin yaşadığı siyasi buhran dönemlerinden birinin gençlerindendi. Şiirlerini o atmosferden beslenerek kaleme almıştı. Faili meçhul cinayetler, sağ-sol çatışmaları, öncesinde erken yaşta yitirdiği babası, sonrasında Madımak Olayı… Yazılacak çok şey vardı belki insan ruhuna dair. Kafi miktarda aşk şiirleri, keyifli içkiler, kadınlar… Çevresinde bu kadar yıkım olurken Erhan’ın mutlu, neşeli şeyler yazması beklenemezdi haliyle. Zihninden neler geçtiğini anlamak için ya onunla aynı devri aynı şartlar altında yaşamak ya da şiirlerini sürekli okumak gerekti. “Her insanın hatıraları arasında herkese anlatmadığı, yalnızca dostlarına açtığı şeyler vardır. Ama dostlarına bile açmadığı, yalnızca kendine (o da sır olarak) açtığı şeyler de vardır. Nihayet bazı şeyler de vardır ki, kendine bile anlatmaya korkar onları.[4] der Dostoyevski. Bu satırları okuduktan sonra Erhan’ın bize anlatamadığı şeyleri ve hatta kendisine dahi söyleyemediği şeyleri olabileceğini düşündükçe tüylerim ürperdi. “Anne ben geldim, ağdaki balık / Bardaktaki su kadar umarsızım / Dizlerin duruyor mu başımı koyacak? / Anne, ben geldim, oğlun, hayırsızın…” dizelerini okuyunca, “insan bunları yazdıktan sonra nasıl yaşamaya devam eder,” fikri uyandı zihnimde.

Yüreğimi bir kalkan bilip, sokaklara çıktım.
Kahvelerde oturdum, çocuklarla konuştum.
Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum
Bugün de ölmedim anne.[5]

diye anlatıyordu dönemini. Eline hiç silah almadığı halde yedi defa kurşunlandığını; dördünü solcuların üçünü de sağcıların sıktığını hayretle anlatıyordu. Oysa ne bir haram yemişti ne de kimsenin canına kıymıştı. Onu tanıyıp da kendisinden zarar gören hiç kimse olmamıştı. Ahmet Erhan’ı anlamak ve yaşamak onun şiirlerini okumakla mümkündür sadece. Şiirleri okunduğunda, benim burada anlatmaya çabaladığım her şey deryada bir katre olur ancak. Yazarlar ve şairler eserleri ile anılmalı, onlarla anlaşılmalıdır. Emrah Serbes, “Edebiyat tarihi şahane şeyler yazmış berbat adamlarla dolu,” diye bir laf etmişti. Edebiyat dünyasında şahane şeyler yazmış şahane insanlar da vardır ve bir tanesini burada anmaya çalıştık. Ahmet Erhan’ın hayattaki son arzusu bütün şiirlerini bir arada matbu bir şekilde görmekti ama ömrü yetmedi. Arzusu, bütün şiirlerini bir arada “Burada Gömülüdür” ismiyle son bir kez yayımlatabilmekti, Ahmet Erhan Burada Gömülüdür, diyebilmek için, beni toprakta aramayın demek için. Usta bir şairin haklı bir talebidir şiirlerinin arasına gömülmek… Bu dünyadan giderken bütün hüzünlerini şiirlerine bıraktı. Kendisi de orada sonsuza dek. Maalesef, toplu şiirlerini bir arada göremeden hayata veda etti. Bu, o dönemin yayıncılarının ve ona sahip çıkamayan biz okurlarının en büyük ayıbıdır.

Ahmet Erhan, arkadaşı Fatih Terim’le beraber Adana Demirspor’da futbol oynarken ağır bir sakatlık yaşayıp futbola veda etmişti. Bu, Türk Futbolu için çok büyük bir kayıp, Türk Şiiri içinse –futbol terimiyle- müthiş bir transferdi. Futbolu ve edebiyatı sevenler için, meşin yuvarlak bir anlam daha kazanacaktı Albert Camus’dan sonra.

Ahmet Erhan Burada Gömülüdür, şiirlerinde, kitaplarında. Ahmet Erhan dizelerinde gömülüdür.

Anne ben geldim, ağdaki balık
Bardaktaki su kadar umarsızım
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne, ben geldim, oğlun, hayırsızın…

[1] Alacakaranlıktaki Ülke, 1981
[2] Ölüm Nedeni: Bilinmiyor, 1988
[3] Alacakaranlıktaki Ülke, 1981
[4] Yeraltından Notlar, Can Yayınları, 2016
[5] Alacakaranlıktaki Ülke, 1981

Ahmet Deniz

Ahmet Deniz

Editörlük yapıyor, öyküler yazıyor. 1994 yılının Eylül ayında Rıfat Ilgaz ve Oğuz Atay’ın da doğduğu kentte, Kastamonu’da doğmuş olmakla –muzipçe- övünür.
Ahmet Deniz

Latest posts by Ahmet Deniz (see all)

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *