Domenico Starnone’den çarpıcı bir aile portresi: Bağlar

Napolili yazar Domenico Starnone’un son romanı Bağlar, kaçınılmaz etkilere sahip bir ağın etrafındaki aile bireylerini anlatan, kübizmin çok perspektifli bakış açısıyla çizilmiş çarpıcı bir aile portresi.

Ailevi bağlar, kriz anlarında oluşan her bir düğümle bir ağ gibi büyür. Ve aile bireyleri, bu ağı atan birer avcı ya da buna yakalanan birer ava dönüşebilir. Belki de her ikisine birden. Napolili yazar Domenico Starnone’un son romanı Bağlar, böylesi kaçınılmaz etkilere sahip bir ağın etrafındaki aile bireylerini anlatan, kübizmin çok perspektifli bakış açısıyla çizilmiş çarpıcı bir aile portresi.

Bir evlilikte hem aldatılan hem de evliliğine bağlı eş olmaya karar verildiğinde, ne olur? Veya hem özgür bir eş hem de ailesine bağlı bir baba olmak seçilirse, nereye varılır? Bu sorulara yanıt arayan Bağlar, kendi içinde üç kitaptan oluşuyor. Domenico Starnone, krizin muhatabı aile bireylerinin farklı bakış açılarını ustalıkla sergileyip bunu polisiyevari bir kurgu unsuru olarak kullanmak suretiyle, 141 sayfalık romana elli yılını devirmiş bir aile kesiti sığdırıyor.

Birinci Kitap: 1970’li yıllar. Yer Napoli. İtalya genel olarak ekonomik ve sosyal hayat açısından büyük değişimlerin merkezidir. Refah seviyesi artmış, bireysellik ön plana çıkmış ve tüketim alışkanlıkları farklılaşmıştır. Kalıplaşmış değerler tekrar sorgulanmaya başlamıştır. Böyle bir arka plana sahip Bağlar, aldatılan eş Vanda’nın kocası Aldo’ya ailevi bir krizin tam ortasındayken yazdığı mektuplarla başlıyor. Sandro ve Anna adında iki çocuğa sahip Vanda’nın mektuplardaki yansıması yalnız, çaresiz, öfkeli ve inatçı.

“Unuttuysan şayet, sana hatırlatayım muhterem beyefendi: Eşinim ben senin. Bir zamanlar bu hoşuna gidiyordu; şimdi ise, aniden seni rahatsız eder oldu, biliyorum. Görüştüğün o pek kültürlü insanların karşısında mahcup olmamak için beni hiç var olmamış, yok sayıyorsun, biliyorum. Düzenli bir hayat sürmek, akşam yemeklerini evde yemek, canın kiminle isterse değil de benimle yatmak kendini salak gibi hissetmene neden oluyor, biliyorum.” [1]

Bağlar’ın ilk bölümüne özgü bu kurgu seçimi, bir yandan Aldo’yu karısının bakış açısıyla tanımamızı sağlarken, eksik bıraktığı unsurlarla onunla ilgili yeni sorular üretmeye yöneltiyor.

Vanda’nın tarihleri belirsiz, cevaplanmamış mektupları, onun duygusal durumunu yansıtmanın yanı sıra kocası ile geçmişleri, ekonomik durumları, sosyal çevreleri, krizin ortasındaki halleri ve çocukları hakkındaki merak düğümlerini çözmemize yardımcı oluyor. Bağlar’ın ilk bölümüne özgü bu kurgu seçimi, bir yandan Aldo’yu karısının bakış açısıyla tanımamızı sağlarken, eksik bıraktığı unsurlarla onunla ilgili yeni sorular üretmeye yöneltiyor. Mektuptan mektuba geçerken, Vanda için gizem unsuru teşkil eden meseleler, örneğin; kocasının beraber yaşadığı sevgilisi Lidia ve yeni hayatı, okur için aynı derecede önem kazanıyor. Kocası Aldo, tıpkı Vanda için olduğu gibi, her mektupta satır satır elimizden kayıp gidiyor. Eve uğramayan bir eş, çocuklarıyla ilgilenmeyen bir baba, tek başına idare etmek zorunda kaldığı ev işleri ve masrafları. Vanda’nın elinde kalanlar bunlar.

İkinci Kitap: Bağlar’ın bu ikinci bölümünde, bu kez Aldo’nun bakış açısından neler olup bittiğini öğreniyoruz. Yıllar geçmiştir. Aldo, krizi atlatmış ve bir şekilde evliliğinden vazgeçmemiştir. Ancak, romanın kritik bir sahnesinde, Aldo’nun aklından geçen sorular, karısı Vanda ile sürdürdüğü evliliğini tekrar sorgulatıyor. Aldo, darmaduman olmuş evine bakar ve şöyle düşünür:

Domenico Starnone, Bağlar’ı bir dönüş hikayesi olarak tasarladığını ve dönmeyi ya da başka bir deyişle evliliği sürdürmeyi incelemeyi, bununla birlikte gelen duygu durumlarını ve etkileşimleri resmetmeyi amaçladığını söylüyor.

“Ama korunacak bir şey yoksa korunmanın ne anlamı vardı ki? İçeri yöneldim. Evin altüst olmasından ziyade boş binanın sessizliği beni daha çok kaygılandırıyordu. Ben de karım da içimizi boşaltamıyor, uğradığımız zararı, neyle karşılaştığımızı kimseye gösteremiyor, bu olanlar karşısında dayanışma göremiyor, tavsiye alamıyor, etrafımızda bir nebze olsun sıcaklık hissedemiyorduk.” [2]

Evdeki eşyaların dağıldığına şahit olduğumuz bu sahne, zıt bir etki yaratarak, Aldo için bir netleşme, hayatını gözden geçirme ve evliliği hakkında tekrar düşünme olanağı haline gelir. Domenico Starnone, Bağlar’ı bir dönüş hikayesi olarak tasarladığını ve dönmeyi ya da başka bir deyişle evliliği sürdürmeyi incelemeyi, bununla birlikte gelen duygu durumlarını ve etkileşimleri resmetmeyi amaçladığını söylüyor. Bu doğrultuda, Aldo’nun bakış açısını ele alan ‘İkinci Kitap’ romanın en uzun bölümü.

Romanın İtalyanca orijinal adı Lacci, ayakkabı bağcıkları anlamına geliyor. Bir diğer anlamı dizginlemek, zapt etmek. Yerinde bir tercihle, Türkçe’de bu anlamı karşılayan ve ailevi ilişkilerin kaçınılmazlığına ve sınırlayıcılığına dair daha geniş bir çerçeve çizen ‘bağlar’ sözcüğü tercih edilmiş. Ve Bağlar ya da orijinalindeki Lacci adının neden seçildiğini aydınlatan sahne yine, Aldo’nun bakış açısı ile yazılan ‘İkinci Kitap’ bölümünde. Sözcüğün kendisi gibi, günlük hayatta ıskalanabilecek, sıradan ve abartısız bir sahne. İçinde Aldo, ve çocukları Sandro ve Anna’nın yer aldığı bir buluşmadır bu. Oldukça naif gözükse de aile içi bağların nasıl kendini sezdirmeden, doğru anı bekleyen saatli bir bomba gibi aileyi ve bireylerini parçalayabilecek potansiyele sahip olduğunu ima eden bir buluşma. Romanın son bölümünde karşımıza tekrar çıkacak olan Anna, burada baba ile oğul arasındaki bilinçsiz bir etkileşimi fark ettirecektir. Ağabeyi Sandro’nun, ayakkabı bağcıklarını tıpkı babası gibi bağladığını dile getirir. Baba oğulun bağcıklarını bağlama şekilleri gülünçtür. Ve babadan oğula geçenlerin bununla kalmayacağına dair ilk emaredir.

Vanda ve Aldo’nun bakış açılarından anlatılan bölümlerdeki cevaplanamayan sorular böylelikle okurun nezdinde yanıtlanacaktır.

Vanda’nın yazdığı mektuplar ve ayakkabı bağcıkları dışında, romanda aile bağlarını somutlaştıran başka eşyalar da var. Bunlardan bazıları;  para, fotoğraflar, bir sözlük ve bir küp. Bu kişisel eşyalar, okurun karakterleri tanıyıp duygusal derinliklerine inmesinde ve aile içindeki konumlarını tayin etmesinde büyük rol oynuyor.

Üçüncü Kitap: Romanın üçüncü ve son anlatıcısı, artık bir yetişkin olan ailenin kız çocuğu Anna’dır. Burada Anna’nın ailevi bir anıya dair sorduğu tek bir soru, nihayet Pandora’nın kutusunu açacak ve düğümler çözülecektir. Vanda ve Aldo’nun bakış açılarından anlatılan bölümlerdeki cevaplanamayan sorular böylelikle okurun nezdinde yanıtlanacaktır. Bu bölüm tamamlandığında, Sandro dahil, her aile bireyinin farklı bakış açısı bir araya gelecek ve ailevi kriz ve etkileri, okur nezdinde, kübist bir tablo gibi tamamlanmış olacaktır.

Domenico Starnone, roman boyunca bir öykücü titizliğiyle hareket ediyor ve dil kullanımında tasarruflu davranarak odağından asla sapmıyor. Paylaşılan her ayrıntı, karakterlerin yansıtılmasında ve olayların gelişimini takip etmekte belirleyici role sahip. Bu nedenle, kurgusu kadar dil açısından da zarif dokunuşlarla örülmüş sık dokulu bir roman. Meryem Mine Çilingiroğlu çevirisiyle yayımlanan Bağlar,  Yüz Yayınları’nın yayınladığı ilk romanı olma özelliğini taşıyor. Yüz Yayınları, 21. Yüzyıl çağdaş dünya edebiyatına ait sıkı öykü kitapları ile sadık okurlar kazandı ve yayımladığı bu ilk romanı, yeni bağlar kurmak için sağlam bir sebep.

[1] Domenico Starnone, Bağlar (İstanbul: Yüz Yayınları, 2018) syf.11

[2] A. g. e. syf. 46

  • Bağlar
  • Yazar: Domenico Starnone
  • Çeviri: Meryem Mine Çilingiroğlu
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2018
  • Sayfa Sayısı: 141 Sayfa
  • Yayınevi: Yüz Yayınları

0 Reviews

Write a Review

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Güzin Ayan

Read Previous

Faruk Şüyün’ün Manavı, Aktarı, Kuruyemişçisi

Read Next

Amerikan edebiyatının yapıtaşlarından biri: Çimen Yaprakları

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *