Responsive banner image
 

Düşme Arzusu

0

Toplumun bir bütün olarak suç ortaklığını kabullenmesiyle kötülük tüm hücrelere yayılan bir hastalık haline dönüşür. Bu kötülüklerden uzaklaşmak, toplumun içinden çıkmayı sağlayacak denli alçalmakla mümkün gibidir Clamence’e göre.

İnsanın kendisini sorgulamasını sağlayan, kötülüklerini, çirkinliklerini, zaaflarını gösteren romanların çoğunun kahramanları alçalmayı, düşkünlüğü bir tercih olarak benimsemişlerdir. Mesela Dostoyevski’nin birçok romanında karşımıza çıkan, yeraltına çekilmiş, kendini komik, rezil, alçalmış durumlara düşürerek görünür olmaya çalışan karakterleri bu açıdan tipiktir. Kahramanlarının yaşamlarındaki bölünmeyi aşmak için daha çok alçalmalarını, düştükleri çukurun içine daha çok batmalarını anlatır Dostoyevski.

KirmiziKedi_5

Roman karakterlerinin olumsuz olarak resmedilmesini Kundera’ya soracak olsaydık, bu alçalmayı düşme arzusuyla açıklardı bize: “Gözü daha yükseklerde bir yerde olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır… Bizi çağıran, bizi kışkırtan, altımızdaki boşluğun sesidir göz kararması; düşme arzusudur, bu arzunun karşısında dehşete kapılır, kendimizi korumağa çalışırız” . Modern insanın temel çabalarından biri düşme arzusundan kurtulma isteğidir. Bunun için çeşitli yöntemler geliştirir: Kredi kartları, düzenli iş, durmaksızın yenilenen cep telefonları, kredi ile ev alma telaşları insanları düşme arzusunun çekiciliğinden uzaklaştırır. Peki, nesnelerin gözlerini kamaştırmasına izin vermeyenler ne yapacaklar? Ya da düşme arzusunun ahlaki bir tercih olduğunu iddia ettiğimizde, ki öyle, nasıl bir tepkiyle karşılaşacağız?

Yaşam Acemiliğine Terfi

Camus’nün düşme arzusunu gerçeğe dönüştüren kahramanı Jean-Baptiste Clamence’in monoloğundan oluşan Düşüş romanı, modern insanın sıradanlığını, umarsızlığını, normlara bağlı ama açgözlü yaşamını işlerken yanıtlar bu soruları. Dostoyevski’nin kendi içinde bölünmüş kahramanlarından farklı bir hikâyeye sahiptir Clamence. Çünkü iş konusunda da (avukattır), kadınlar konusunda da (iflah olmaz bir çapkın olarak tanımlar kendisini), statü konusunda da (başarılı ve karizmatiktir) sıradan ölçütlerin üzerindedir. Karşımızda bir yaşam acemisi, mahalle maçlarının mutsuz kalecisi, gençlik filmlerinin yalnız punç bekçisi yoktur. Oyunu kurallarına göre oynamış, “bir iş, bir aile, örgütlenmiş boş zaman” döngüsünde, kimi küçük eksikleri saymazsak, yer edinmeyi başarmıştır. Gündelik yaşamla iç içe oluşunu itiraf eder: “Yaşamla uyuşmam eksiksizdi, yaşama ilişkin hiçbir alayı, hiçbir büyüklüğü ve hiçbir köleliği reddetmeden, yukarıdan aşağıya yaşama katılıyordum” .

Kahramanımız, yaşamında dönüm noktasına ulaşana kadar, kendisini tehlikeye atmadan yaşayanlarla, hayatı sahip olma hırsı ile sabitleyenlerle, kronik duygusuzlarla aynı safta yer alır. İyilikleri hesaplı, başarıları görecelidir. Ama bunlardan rahatsızlık duymadan yaşamını sürdürmektedir. Genç bir kızın kendini köprüden atmasına ve ölmesine tepki vermeyişiyle kendine gelir. Artık içinde onun her oyununu izleyen ve buna kahkahalarla gülen bir öteki yaşamaktadır. Bir köre yardım edip, sokaktaki insanlardan onay alırken, Clamence’in ikiyüzlülüğüne güler içindeki öteki. Bir kadını aldatırken içindeki ötekine toslar. Artık hayat ustalığından hayat acemiliğine terfi etmektedir: “Bana öyle geliyordu ki, hiç öğrenmemiş olduğum, ama yine de çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum”. Bu unutkanlık kendisinin iyi vatandaş, vatanına hayırlı bir avukat, güvenilir dost normlarını sorgulamasına yol açar. Çünkü artık yaşam bir çeşit saçmalığa dönüşme eğilimindedir. Gerçek ilişkilerin, gerçek iyiliklerin, gerçek mutlulukların, gerçek acıların yaşamımızda yeri yoktur. Çünkü her türlü gerçeklik gündelik yaşamın dışına itilmiştir. Bu durumda insanların ölüme kadar sadece vakit geçirdikleri bilgisi gerçeğe dönüşür.

Clamence, bu noktada insanların masumluğunu sorgular. Çünkü bir insanın masum olduğunu iddia etmesi safdilliktir. Yaşanan acılara kötülüklere, çirkinliklere, düşkünlüklere gözlerimizi kapamışken masum olduğunu iddia etmek düpedüz sahtekârlıktır: “Masumluğun kambur yaşamaya zorlanması varsayımını bir an bile göze alamam. Kaldı ki, hiç kimsenin masum olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz, oysa herkesin suçlu olduğunu kesinlikle onaylayabiliriz. Her insan başkalarının suçuna tanıklık eder, inancım ve umudum bu benim”. Toplumun bir bütün olarak suç ortaklığını kabullenmesiyle kötülük tüm hücrelere yayılan bir hastalık haline dönüşür. Bu kötülüklerden uzaklaşmak, toplumun içinden çıkmayı sağlayacak denli alçalmakla mümkün gibidir Clamence’e göre.

Okuru Şüpheye Düşürmek

Alçalmanın ya da Camus’nün ifadesiyle düşüşün ahlaki bir tercih olarak önerilmesi, bir direniş olarak mı yoksa bir çeşit yüzleşme olarak mı ele alınacağı tartışma konusudur. Çünkü Camus’nün absürd fikri ile birlikte düşünüldüğünde, alçalma bir çeşit ayna işlevini görür. İnsan yaşayarak kendi yaşamına değer verir ama öleceğini bildiği için tüm yaptıklarının anlamsızlığının farkındadır. Bu durumda içine düştüğü ikilem insanı eylemsizliğe sürükleyebilir Camus’ye göre. Yaşamın saçmalığı bilgisi dolayımıyla eylemsizliğe sürüklenme ile yaşamına bir anlam yaratma arasında bir tercih yapmak insanın ahlaki sorumluluğudur. Ama Camus bu noktada okura cevap vermekten kaçınır. Ona göre bu noktada tercih insanın kendisine bırakılmalıdır. Bize sunulan yaşamın anlamsızlığını her metninde vurgularken, bir çözümü okurlarına çok görmesi ise yazarın eksikliği mi yoksa gerçek gücü müdür? Bu soruyu cevaplamak gerçekten zor. Diğer taraftan okurun kararsızlığa itilmesi, kendi yaşamına dair sorular sormasına engel olmuyor. Camus’nün sürekli olarak okuru şüpheye düşürmek istediğini göz önüne alırsak amacına ulaştığını, bunu da inanılmaz güçlü bir dille gerçekleştirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

  • Düşüş
  • Yazar: Albert Camus
  • Çeviri: Hüseyin Demirhan
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2016 (28. Baskı)
  • Sayfa Sayısı: 99 Sayfa
  • Yayınevi: Can Yayınları
Doğuş Sarpkaya

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.
Doğuş Sarpkaya

Latest posts by Doğuş Sarpkaya (see all)

Paylaş

Cevap Yazın