Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Evet İsyan

0

İsyan şiirleri bunlar. Etrafımıza bir duvar örerek yarattığımıza inandığımız korunaklı, huzurlu evrenin çatlaklarından sızan, sele dönüşen şiirler…

Küçük İskender’le, iki yıl önce Harput Kültür ve Sanat Günleri kapsamında gittiğimiz Elazığ’da tanıştım. Şiir üzerine yaptığı konuşmayı soluksuz dinlemiş, çok etkilenmiştim. Şiiri hayatına kelimenin tam manasıyla karmış, onu hayatıyla bir etmiş bir şair vardı karşımda. Şiiri umut etmenin, baş etmenin, direnmenin, kendini var etmenin ve belki de en zoru, tüm yükleriyle birlikte yaşamı sürdürmenin yoluna dönüştürmüş bir şair… Şimdi konuşmayı tüm detaylarıyla anımsayamasam da şiirin şüpheyle olan ilişkisine özellikle dikkat çektiğini hatırlıyorum. Yazdığınız şiire dair şüphenizi kaybettiğiniz anda, iyi şiirin de uzağına düşersiniz demişti. İskender, sözünü ettiği şüpheden hiç vazgeçmediğini son kitabı Mayıs Giremez’de de gösteriyor kanımca. Son derece üretken bir şair olmakla birlikte tekrara düşmedi, her kitabında yeniden ve yeniden sersemleten, yüze bir tokat gibi inen şiirler kaleme aldı.

KitapEki
KitapEki

Sel Yayıncılık’ın nisan ayında piyasaya sürdüğü Mayıs Giremez’de, şairin diğer kitaplarında olduğu gibi, bizi yüzleşmeye çağırıyor, hayatta kalabilmek için bir yola dönüştürdüğümüz günün acı gerçeklerine sırt çevirme alışkanlığımızdan koparıyor. “Yaralıları bırakıp ölüleri sayan” bir “kalabalık”a dönüştüğümüz gerçeğini vuruyor yüzümüze. Her gün uyandığın sabahlar bunlar, gecenin karanlığında olan bitenler ise bunlar diyor. Okur ise bütün bunların içinde nerede durduğunu anlamaya, görmeye çalışıyor.

Kitabın açılış şiiri olan Onların Efsanesi günümüz dünyasında insanın varoluşunun savaş ile barış ekseninde sıkışıp kaldığını, insanı belirleyen en temel tercihin bu ikisi arasında yapacağı seçimden ibaret olduğunu sezdiriyor. İkinci şiir ise Ece Ayhan’ın Meçhul Öğrenci Anıtı şiirine bir göndermeyle Devlet Öldürme Töreni başlığını taşıyor. Bu şiir, kutsal addettiğimiz kavramların içlerinin boşaldığına, devletin sahile vuran bir ölü gibi çaresiz, hükümsüz ve işlevsiz hale geldiğine dikkat çekiyor. Görmezden gelmekle kaybolmayan acı, ölüm ve bir daha ölüm, morglar, cesetler, kan, karanlık, gece, şiddet, entrika, riya, öfke, intihar, devrilen mülteci botları, bombalar ve saldırılar: “Ateşimiz sıfırın altında bin derece / Yani o derece sıcağız ki pat pat patlıyoruz mısırlarca / Patlıyoruz meydanlarda, yataklarda, kürsülerde / İyi ki sıcağız, iyi ki patlıyoruz”…

Sert ve isyan eden şiirler ardı ardına sıralanıyor kitapta. Kimi şiirlerse öylesine naif ki şaşırtıyor. Bombanın, gazın, kavganın içinden karanfil uzatan bir el gibi hem şaşırtıyor hem mutlu ediyor. Tam bir sistem eleştirisi olarak okunabilecek bu şiirler, yakın tarihin lekelerini kırmızı kalemle daire içine alıp gözümüze sokuyor. Hem Kemalizmi, hem Osmanlı’nın yüceltilişini, hem de İslamcı politikayı eleştiriyor şair: “Profesyonelce değil istiklal mi, ölüm mü diye sıkıştırmak”, “Varsa yoksa her tarafımız sadrazam, his tarafımız pis cennet” ve “Günahkârlar bazen cehenneme gider / Bazen lider olur sis indiyse gece dolu ülkeye”. İskender bizi rahatça kurulduğumuz koltuklarımızdan kaldırıyor. “Eşiklerde, ölmüş çocuklardan kalan eski ucuz spor ayakkabıları” getirip koyuyor önümüze. Çirkinliğimizi hatırlatıyor, midemiz bulanıyor.

Mayıs 2013’te başlayan Gezi Parkı olayları direnişin, mücadelenin, haklılığa olan inancın ve örgütlenmenin simgesi haline gelmişti. Mayıs iktidarın politikalarına ve baskısına rağmen devam etti yoluna. Gezi’nin yarattığı birlik duygusu, bulanmış sularımızın içinde önce kendimizi bulmayı sonra da kendimizi silip başka suretleri biz kılmayı mümkün hale getirdi. Kendimizi unutmanın en güzel haliydi belki de bu. Kitabına verdiği isimle söz konusu mücadeleye esaslı bir selam çakan İskender, şiirlerinde çizdiği karanlık tabloya rağmen umudu fısıldıyor. Daha da önemlisi doğru soruları soruyor: “Ya hâlâ bir ümit varsa su kenarlarında / Ya hâlâ büyümekten yanaysa yangın ve öfke / Mesela şu masada bıraktığın çorba kasesi ve kaşık / Mesela meydanda yere fırlattığın gaz maskesi / Mesela meydanda tekmelediğin fişek, polis ve devlet / Ya yarım kaldıysa özleye özleye biriktirdiğimiz hayatımız / Vaat edilen her özgürlük kısıtlı ve yanlışsa / Ya ben hangi sevdaya başvursam herkes bana karşıysa / Sen bana karşıysan ve ben senin karşındaysam / Karşı karşıya duran her şey düşman mıdır ya da nedir”…

  • Mayıs Giremez
  • Yazar: Küçük İskender
  • Türü: Şiir
  • Sayfa Sayısı: 131 Sayfa
  • Basım Tarihi: Nisan 2016
  • Yayınevi: Sel Yayıncılık

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *