Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Evinin duvarına gömülen şair

0

İnsan her gittiği yere ocak tanrılarını da götürürmüş… Şiir arastasının parasız yatılılarından Cemal, evlerini de taşıdı yeni evlere.

Şelaleye/ Düşmüştür/ Zeytinin dali;/ Celaliyim/ Celalisin/ Celali.” (Cemal Süreya)

KitapEki
KitapEki

12 Eylül 1980 öncesi devrim durumundan sonrası ise devlet ve hapishane durumundan Cemal Süreya ile şahsen tanışmadım. Tarih alınır tarih satılır, veresiyemiz yoktur, geleneğine bağlı olarak “düz” tanışmaların da “alınıp satıldığı” şiir arastasında esas önemsediğim Cemal’in şiiri üzerinden tanışmanın poetik ve politik değeridir. Hal böyle olunca, Kadıköy’deki hâllerini anlattığı şiirindeki; “Birden bire/ Bir çiçek/ Rıhtım taşının aralığından/ Uzatmış başını/ Bir çiçek yolumu kesti!” dizeleri “tanışma” anlamı yüklenerek okunabilir. Günün birinde bir şairin şiirleri yolumuzu kesebilir ve bizlere yeni anlam dünyalarının kapılarını açabilir. “Bir ahırın içinde gezdirilen gül kokusu”, “Uçurumda açan çicek” soyundan Cemal Süreya’nın şiirleriyle tanışmanın poetik ve politik kıymeti budur.

Dil, memleket ve mekân sürgünü olan, travmalarıyla şiirleriyle de baş etmek isteyen Cemal, “Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka/ Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” demişse bir bildiği olmalı… TYS’nin (Türkiye Yazarlar Sendikası) örgütlediği ve son evinin duvarına çakılan plakete “Biliyorsun ben hangi şehirdeysem/ Yalnızlığın başkenti orası” dizeleri yazılması da mekânın poetikası ile de ilgili… “Ev” demişken, “yalnızlık” demişken sesinde “uykusuz Türkçe” olan Cemal Süreya’nın “8.10 Vapuru” şiirinden bazı dizeleri unutmak olmaz: “Sesinde ne var biliyor musun/ Ev dağınıklığı var/ İki de bir elini başına götürüp/ Rüzgârda dağılan yalnızlığını/ Düzeltiyorsun// Sesinde ne var biliyor musun/ Söylediğin sözcükler var/ Küçücük şeyler belki/ Ama günün bu saatinde/ Anıt gibi dururlar// Sesinde ne var biliyor musun/ Söyleyemediğin sözcükler var.” Belki de o, söylediği sözcükleri evin çekmecelerine ve sevgililerinin kulaklarına, söyleyemediklerini de şiirlerin içine gizlemişti…

İnsan her gittiği yere ocak tanrılarını da götürürmüş… Şiir arastasının parasız yatılılarından Cemal, evlerini de taşıdı yeni evlere. Çünkü, evlerin düş kuran bilinç olduğunu bilirdi… Bir şiirinde, “Hiçbir semtte berberin olmadı/ 1954-1980 yılları arasında/ 26 yılda 28 ev değiştirdin;/ Leke kuşağı nasıl bilmez seni!” diye tarihe dilnot düşmesi her eve yarı kayıtlanması, bir araf hali olsa gerek. Taşınırken gideceğini bilmenin huzursuzluğu… Bir eve, mekâna şiir postunu serip postnişin olmak, sonra da görülen lüzum üzerine o evden taşmak ve taşınmak, şiirlerine yenilmeyen ve yanılmayan şairin forsu olsa gerek… Öte yandan, evden eve zorunlu ve sorunlu göçerlik huyu, Cemal Süreya’nın zorunlu iskâna dayalı ata yadigarı göçerlik durumundan kalma bilinçaltı oyunu olarak da okunabilir. Fors, demişken Sivas’ta öldürülen Metin Altıok’un, onun için yazdığı “Şapka” şiiri de sokağa uğrasın ve şairin evinin kapısını tıklasın: “Cemal’in imzasındaki fotör/ Bazen başında da olurdu/ Yalnız bir amatör/ Biraz mahçup dururdu./ Ve Cemal hep bir yerlerde/ Unuturdu o şapkayı/ Ama şapkaydı belki de/ İsteyen unutulmayı!// Kolay değildi doğrusu/ Öyle bir başta durmak/ Hem bir şairin forsu/ Hem de eşya olmak.” Kolay değildir doğrusu, Cemal ile evli olmak ve Cemal’in evi olmak… Nedense, Cemal’in şapkasını taammüden unuttuğu gibi, kaldığı evi ve sokakları da unuttuğunu, ayaklarının onu eski evlere taşıdığını düşünürüm… Cemal, “Sığınacak yer kalmadı Chagall’daki eşeğin gözünden başka” dese de, her ev, hem sığınılacak hem de firar edilecek mekândır onun için…

Lokman Hekim’in, seksen yıl yaşayan kartal ömrü bahşedildikten sonra, kendine yedi kartal yılı ömür seçmesi bilgisinden yola çıkarak “Kehanet 1985” şiirini yazmıştı Cemal: “Lokman şair senin hayatın/ Yedi kırlangıcın hayatı kadar/ Altısını ardı ardına yaşadın/ Bir kırlangıcın daha var.” Önceki ismi Cihanserasker olan, şimdi şairin ismiyle anılan bu sokakta, aşağı yukarı bir kırlangıç ömrü yaşadı… Hikâyesi ve şakası olan bir sokaktır burası. 1990’ların ortasında, belediye sokağın adını değiştirir ama “Cemal Süreyya” olarak çift “y” ile yanlış yazarak imlâ hatası yaparsa da, şairin öte dünyadan azarlaması üzerine doğrusuyla değiştirir. Geçtiğimiz yıllarda doğanın kucağına yatıya giden şair Cenk Koyuncu ise “Şair çalar!” geleneğine uyarak bir başka şakaya imza atar: Düz rakıya dadandığı bir gece tabelâyı çalar… Şair, Süreyya Evren ise, Cemal’in “Süreyya” soyadından attığı ‘y’ harfini sokakta bulup ekleyerek Süreyyya Evren’i olarak bir harf terfi eder. Velhasıl, bereketli ve hareketli bir sokaktır, “Cemal Süreya Sokağı…” Yolun sonunda “Bir şair kendinden başka/ Nereye gidebilir” dizelerinin sahibi Arif Damar, üst sokaklardan birinde “Yurdunun kokularını gümrükte bırakma” diyen Kıbrıslı şair Fikret Demirağ oturur yıllarca….

Semih Poroy’un çizdiği plâketin asıldığı son oturduğu evin önündeki buluşmanın ilk konuşmasını TYS Genel Başkanı şair Mustafa Köz, şair-sokak ve ev bağlamında örneklerle yaptı… Necati Güngör, Semih Poroy, Osman Çakmakçı, M. Ali Işık, Müslüm Çelik konuşmalarıyla Cemal’in düz yazı kulağını çınlattılar… Turgut Toygar, Akın Art ve Sezai Sarıoğlu Cemal’in eline şiirlerini döktüler. Nevzat Karakış ise bir türküyle evin önünü akladı, pakladı… Cemal’in karısı Zuhal Tekkanat (Elif Sorgun), kızkardeşi Perihan Bakır, yeğeni Dicle Bakır ise, “Bir bardak su içsem şimdi/ Yaralarımdan dökülür” dizesinin Cemal özeti gibiydiler…

Özetlemek gerekirse bir unutmama muhabbetiydi bu buluşma… Cemal Süreya’nın, “Hamza” şiirinde “Büyük bir ihtimalle ölmüştük/ Şehir kan kıyametti ayaklarımızda/ Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk/ Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün/ Hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü/ Yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını/ Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü/ Doğrusu iyi idare etmiştik/ Doğrusu iyi haltetmiştik/ Yaşayanlar unutmuştu bizi/ Biz öldüğümüzle kalmıştık.” dizelerine yedirdiği siteminin tersi, anlamlı bir muhabbetti; Cemal öldüğüyle kalmamıştı… Tutulmamak üzere verilmiş sözlerin tersiydi bu buluşma; şair sözünün ve şiirin sözünün tutulması… Arkadaşı Turgut Uyar’ın “Bütün söz vermelerin tarihçesi” dizesi uyarınca buluşmak yakışmıştı sokağına ve evine…

“Aritmetik iyi, kuşlar pekiyi” diyen Cemal buluşmasına katılanlar, onun “Aşklar da bakım istiyor öğrenemedin gitti” dizesine nazire, kaldığı evi, sokağı ve hatıraları bakımdan geçirerek tarihten birer yıldızlı aferin aldılar… Tarih devamını erdirsin, şiir utandırmasın, diyerek girişteki şiirinden çoğalttığımız cümlelerle bitirelim…

Sokağa
Düşmüştür
Cemal’in dali,
Cemal’iyim
Cemal’isin
Cemal’i…

(Sezai Sarıoğlu bu yazıyı 27.06.2011 tarihinde kaleme aldı.)

Sezai Sarıoğlu

Sezai Sarıoğlu

1950 Ordu/Ünye doğumlu. Deneme türündeki ilk kitabı 1994’te “Terspektifler” ismiyle yayımlandı. 1996'da yayımlanan “Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler” isimli kitabıyla, röportaj dalında ÇGD (Çağdaş Gazeteciler Derneği) ve Musa Anter Gazetecilik Ödülü’nü kazandı. 2001'de yayımlanan ve sekiz baskı yapan “NAR TANELERİ-Gayriresmi Portreler” isimli sözlü tarih çalışması akademik çevrelerde kaynak-örnek kitap olarak gösterildi. “annemin şarkı sandığı” isimli şiir dosyasıyla“İnsan Hakları Ödülü”, “kuşkırıntıları” isimli şiir dosyasıyla“Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü” aldı.. İstanbul/ Kadıköy'de altı yıl süren "nehirmuhabbetler" isimli söyleşilerde "muhabbet ehli" olarak adlandırdığı bir grup arkadaşıyla birlikte pek çok yazar, şair, müzisyen, yönetmen ve akademisyeni konuk olarak ağırladı.

2012'de yayımlanan "aşk dediğin haram olur" şiir kitabı altı, 2015'te yayımlanan "Çerkesim, Türküm, Kürdüm, Sosyalistim" isimli anı kitabı iki, 2016'da yayımlanan "kurutma kâğıdı" isimli şiir kitabı iki baskı yaptı. Kültür sanat dergilerinde şiirleri, edebiyat yazıları ve şiir eleştirileri yayımlanıyor. Sözlü tarih, insan ve mekân ilişkilerini içeren tarih çalışmaları sürüyor. Türkiye’de ve yurtdışında şiir dinletileri yapıyor.
Sezai Sarıoğlu

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *