Responsive banner image
 

Ezeli düşman ve ebedi dost…

0

Iris Murdoch’un Deniz Deniz adlı romanı adıyla da karşıtlığın birlikteliğini çağrıştırıyor bize. İyiyle kötünün, gerçekle yalanın, güzelle çirkinin iç içeliğini…

Deniz ve deniz… Ezeli düşman ve ebedi dost…

KirmiziKedi__5

Iris Murdoch’un Deniz Deniz adlı romanı adıyla da karşıtlığın birlikteliğini çağrıştırıyor bize. İyiyle kötünün, gerçekle yalanın, güzelle çirkinin iç içeliğini… Böyleyse eğer mükemmelliği aramak boşuna mıdır? Tek çıkışımız kusurluluğumuzu kabul edip öncelikle kendimizi affetmemiz midir?

W. Shakespeare, Fırtına adlı oyunun sonsözünde şöyle konuşturur Prospero’yu:


Ne perim kaldı buyruğuma uyacak
Ne de sanatım, kimseyi efsunlayacak;
Yani sonum perişanlık bu durumda,
Tabii, dualarınızın desteği olmazsa.
Merhamet duaya hiç dayanamaz çünkü,
Hemen bağışlar kusurların tümünü.
Siz gelin hoşgörün, salıverin beni;
Bağışlanmak isteyen bağışlamayı bilmeli

Fırtına’da kardeşinin ihanetiyle dükalığı gasp edilen Prospero’nun öyküsü anlatılır. İnsanüstü güçleri olan, mükemmel sayılabilecek Prospero, kızı Miranda ve eğitmeye çalıştığı yarı insan yarı yaratık-henüz insanlaşamamış- kötülük timsali Calibanla uzun yıllar mecburi bir inzivada yaşar. Çıkardığı fırtınayla düşmanlarını cezalandırır fakat öldürmez. Prospero oyunun sonunda kötülükleri affeder. İnsanlık halinin kaosuna geri döner. Zaten kendisi de güçten düşmeye başlamıştır ve “yeryüzünde insanlar olmalıdır.”

Prospero güçleri sayesinde yaşadığı adada olayların akışına yön verir, Charles Arrowby de tiyatroda. Ünlü bir yönetmendir kahramanımız. Ve “tiyatro hayata benzer, bütün sanat dallarının en bayağısı, en ölçüsüzce yapmacığı olsa bile, hayat gibidir. … en ‘gerçekçi’ haliyle bile, gündelik yalanlarımızı söylediğimiz düzey ve yöntemlerle ilişkilidir”

Murdoch’un yarattığı karakterin mesleği, kurguyu oluşturmaya ve bu kurguya başarıyla yerleştirilmiş düşünceleri vermeye çok elverişli.

Günün birinde insanlardan uzak, doğayla iç içe yaşamaya karar verir Charles Arrowby. Popüler basında bir “tiran”, bir “baş belası”, “güç manyağı canavar” olarak tanımlanan Charles, kendisi hakkında düşünecektir sonunda. Kendi içine dönmesini sağlayıp kendisini bencillikten kurtaracağına inandığı bir günlük-roman yazmaya başlayacaktır. Fakat doğada ve sakin kasaba yaşamında aradığı huzuru bulamaz. Seyrine doyum olmayan denizin -can da alabilen- çetin bir yüzü olduğuna tanık olur. Kasabalılarla ilişki kuramaz. Masumiyete, arınmaya bu inziva yaşamıyla kavuşacağını düşünürken çevresini geçmişte acı çektirdiği insanlar sarar. Yani iblisleri peşini bırakmamıştır.

Kasabada, ilk aşkı Hartley’e rastlar. Charles’a göre Hartley’nin terkedişi, onun masumiyetini öldürmüştür.

Hartley’e, ‘Bana güvenmedin. Pekala, o halde şimdi ve sonsuza kadar ne denli haklı olduğunu göstereceğim sana!’ demiş oluyordum. Belki de bütün aşk ilişkilerim Hartley’e sonuç itibarıyla ne kadar haklı olduğunu göstermeye çalışan kötücül girişimlerdi. Ama haklı olmasını beni terk etmesine borçluydu. Artık sevilmediğinizde içten içe ölüyorsunuz.

Bütün bu düşüncelerine rağmen kendini adayıp arınacağı aşkı bulduğunu düşünür Charles. Bir yandan da bencilliği gözlerini kör eder. Harley’nin ne hissettiğini anlamak istemez. Onu kocasından -sözüm ona- kurtarmak için bir savaşa girişir. Hatta bir ara Hartley’i evinde tutsak etmeye kadar götürür işi. Hartley bu durumu, Charles’ın onun hayatının yönetimini ele geçirecek kadar kendisini üstün hissetmesiyle açıklar. Ölmek istediğinden söz eder.

Bu bölümde Calibanlaşmış bir Charles vardır. Bu tutsaklık hikayesini okuduğumda, John Fowles’in 1963’te yazdığı ilk romanı Koleksiyoncu’yu hatırladım. Koleksiyoncu’daki karakterlerin isimleri Fırtına’dakilerle aynıdır. Romanda Caliban, Miranda’yı kaçırıp gözlerden uzak bir evde tutsak etmiş ve ölümüne neden olmuştur.

Zihnin derin kısımları için zaman kavramı öyle önemsiz ki” diyor, romanın bir yerinde Charles. Gerçekten de çocukluk aşkının ve çocukluk kıskançlığının unutulmazlığını görüyoruz onun hayatında. Kendisine hep rakip olarak gördüğü -Tibet rahibi ve savaşçı bir şair olan- kuzeni James hem can düşmanı hem adeta tamamlayıcısı Charles’in. Zaten romanın sonunda, hayalinde yarattığı bu ebedi düşman ebedi dosta dönüşüyor.

Çerçeve hikaye ve Charles’in yazdığı günlük-roman, Prosperos’un hikayesinden farklı olarak “açıklamayla, teslimiyetle,uzlaşmayla, her şeyin zihin huzuru içinde daha mutlu, dostane,esrarengiz bir değer kazanmasıyla ve bütün tutku tüketilmişken” bitmiyor. Çünkü “insanın yarım bıraktıklarının sonu gelmiyor. Zaman, tıpkı deniz gibi, bütün düğümleri çözüyor.” Murdoch, insanın yarım kalmış meselelerinin hiç bitmediğini, her şeyin “müphem tahminler”e dayandığını gösteriyor bize.

Roman bir sonsözle bitiyor. Bu bölümün bir yerinde şöyle diyor Charles:

Önceki sayfalarda ne kadar bencil görünmüş olmalıyım. Ama çok mu istisnai biriyim? Kişisel tatminimizin ışığında yaşamalıyız; hani şu mantığımızdan bile daha önemli olan gizli, yaşamsal, yoğun iç dünyamızda. Aziz olmadığımız sürece bu şekilde yaşamamız gerekir, aziz diye bir şey var mı? Ruhani varlıklar var, James belki de onlardan biriydi ama aziz diye bir şey yok.

Deniz Deniz’de bir çerçeve zamandan söz etmek mümkün. Çünkü olay örgüsü kurulurken bir yandan da Charles’ın  yazdığı günlük-anı-romanın çatısı ortaya çıkıyor. Olan biteni birinci kişi ağzından dinliyoruz. Böyle olunca da kahramanımızdaki duygu geçişlerini, iç çatışmaları görmek kolaylaşıyor.

Iris Murdoch yirmi altı roman, sekiz felsefe kitabı, sekiz tiyatro oyunu yazmış bir felsefeci ve gerçekten yetkin bir yazar. İnsanın güçten düşme ve ölüm karşısındaki çaresizliğini; her koşulda hayatta kalma güdüsünü, bu güdüyle duygudan duyguya geçme halini; bencilliğin, mülkiyetçiliğin ve kıskançlığın yıkıcılığını bir roman kurgusu içinde çok iyi anlatmış. Kendi gerçeğimizi kabul etmek, sahici olmak, aşkı yeniden icat etmek, mülkiyetçi ve cinsiyetçi bakışımızı terk etmek bizi bizi daha doyumlu ve mutlu kılar mı diye düşündüm ben de romanın sonunda.

Mekanla -doğayla- insan ruhunu birleştiren Deniz Deniz, olay örgüsünün okuyucuyu kendisine çekişiyle, çok katmanlı yapısıyla, karakter yaratmadaki başarısıyla diliyle ve Nuray Önoğlu’nun yetkin çevirisiye okunası bir kitap.

  • Deniz Deniz
  • Yazar: Iris Murdoch
  • Çeviri: Nuray Önoğlu
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Ağustos 2016
  • Sayfa Sayısı: 512 Sayfa
  • Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Nalan Arman

Nalan Arman

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü mezunu. Kitap incelemeleri yazıyor ve İzmir'de yaşıyor.
Nalan Arman

Latest posts by Nalan Arman (see all)

Paylaş

Cevap Yazın