Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları

0

Freud’un çalışmalarına modern bir bakış sunarken Fromm, Freud’u ve psikanalizi eleştiri süzgecinden geçiriyor.

Freud’un buluşlarını tek tek ele alan Fromm, “Yansıtma” konusuna gelince şöyle bir değerlendirme yapıyor: “Bu buluş Freud’un o büyük dehasının bir sonucudur ve de bilime kazandırdığı özgün ve ilginç konulardan biridir. Ondan önce hiç kimse hastanın doktoruna karşı duygularını ve düşüncelerini araştırmak zahmetine katlanmamıştı. Hastaların kendilerini “tanrılaştırmalarını” büyük bir zevkle karşılayan doktorlar, bunu yapmayanlar için de «kötü hasta» damgasını vurmuşlardır. Gerçekte bu yansıtma olayı psikiyatristlerin kendi narsist duygularını güçlendirdiği için onlara zararlı bile olmaktaydı. Hastaların kendilerine hayran olmalarının tadını çıkarırken, çoğu kez bunu gerçekten de kazanıp, kazanmadıklarını hiç düşünmüyorlardı bile. Freud ise bu olayı incelemiş ve onun hak edilmiş bir hayranlık belirtisi olarak değil de, çocuğun ebeveynine duyduğu hayranlığın bir tekrarı ve yansıtılması olduğunu ortaya koymuştur.”

KitapEki
KitapEki

freud-du%cc%88s%cc%a7u%cc%88ncesinin-bu%cc%88yu%cc%88klu%cc%88g%cc%86u%cc%88-ve-sinirlari_2016_1b_kpk

Can alıcı bir konuyu ele alıyor, Fromm: “Narsisizm kavramıyla Freud insan denen varlığın anlaşılması konusuna büyük bir katkıda bulunmuştur. Temel olarak insan kendini iki karşıt biçimde davranmaya ayarlayabilir; insan en önemli ilgi alanı olan sevgisini ya da Freud’un tanımına göre Libidosunu (cinsel enerji) ya kendi üzerine veya dış dünyaya, insanlara, doğaya, düşünce sistemlerine ve insanlarca üretilmiş şeylere yöneltebilir.”

Fromm’a göre Freud, insanı sözde bilimsel bir değerlendirme ile “psişik bir araç” olarak görme yanlışından kendini kurtarabilmiş olsaydı buluşunu çok daha geniş bir biçimde geliştirebilirdi. Freud ne yapmalıydı sorusu sorulmadan yanıt veriyor Fromm: “Önce narsisizmin yaşamda kalma olayı üzerindeki rolünü, yaptığından daha fazla olarak vurgulaması gerekirdi, Freud’un. İnsanlarda narsisizmin azaltılması insancıl açıdan bakıldığında zorunlu bir şeydir. Ama biyolojik açıdan insanı yaşamda kalmaya, yaşamaya itmesi bakımlarından da normal ve arzulanan bir duygudur narsisizm. Kendi amaç ve ihtiyaçlarını başkalarınınkinin önüne almayan bir insan nasıl yaşamda kalabilir, silinip ezilmeden? Böyle bir durumda yaşamı koruyan ve sürdüren egoizmin enerjik özellikleri yok olacağından, o canlı ölüme mahkûm olurdu. Her canlının kendi türünün devamı için biyolojik açıdan belirli ölçüde bir narsisizme ihtiyacı vardır. Beri yandan bireylerin dinsel ve ahlaksal hedefleri de, bu narsisizme sınır koyan niteliklerdir. Bundan da önemlisi, Freud’un narsisizmi sevginin karşı kutbu olarak tanımlama başarısını gösteremeyişidir. Bunu başaramamış olmasının nedeni de, onun sevgi anlayışının yanlışlığında yatar. Freud için sevgi erkeğin kendisine yaklaşan bir kadına duyduğu ilgi ve onunla beraber olması demekti. Elde edilmiş bir kadın tarafından sevilmek erkeğe güç verir. Ama erkeğin de aktif olması, yani kadını sevmesi onu zayıflatır, gücünden düşürür.”

Narsist sanatçılar, yazarlar, politikacıları da ele alan Fromm “Kendine aşık olmak” diye  tanımlanan narsisizmin, gerçek sevginin karşıtı olduğunu belirtir. Çünkü gerçek sevgi deyince, kuşkusuz insanın kendisini unutup sevdiği insana kendinden çok önem vermesini anlıyoruz. Narsisizmle akıl arasındaki karşıtlık da önemli bir olgudur.

Dinsel azizlik, görev bilinci, iyilik ve sevgi, gurur ve alçak gönüllülük gibi değişik maskeler altında belirebilen Narsisizm’i gösterip “Kral çıplak” diyor Fromm.

Fromm’un düşüncesine göre Narsisizmin yayıldığı alan, kibirli ve kendini beğenmiş insandan, en sakin ve basit bir kişiliğe kadar genişler. Yani bir sürü değişik karakter kendi yapıları içinde çeşitli narsist özeliklere sahip olabilirler. Her insan kendi narsizmini saklayacak ve gizleyecek çeşitli hileleri bilir. Bunu yaparken de, niye böyle yaptığını ve hatta böyle bir maskeleme içinde bulunduğunu bile fark etmez. Narsist bir insan başkalarını kendisine hayran bırakmayı becerdiği zaman mutludur ve tatmin bulmuştur. Ama bunu başaramamış, başkalarını kendi yaptıklarına hayran bırakamamışsa, yani narsisizmi yaralanmışsa, havası alınmış bir balon gibi söner ve kendi içine kapanır. Ya da vahşileşir, önü alınamaz bir kızgınlıkla dolar.

Bir kimse, “Bu dünyanın en olağanüstü insanıyım, en temiz, en akıllı, en çalışkan ve herkesten daha kültürlüyüm. Kısaca ben dünyada yaşayan bütün şeylerden üstünüm,” derse, onu dinleyen herkes o kişinin akli dengesinin yerinde olmadığını düşünecektir. Ama aynı şeyi ulusuna yansıtarak tekrarlarsa, bu kez herkes onun düşüncesine katılmaya başlar. “Benim halkım en güçlü, en kültürlü, en yetenekli ve en barışsever halktır,” diyen birine kimse deli demez, tam tersi milliyetçi bir vatandaş olarak değerlendirir onu. Aynı şey dinsel narsisizm için de geçerlidir. Milyonlarca din taraftarı, kendi dinlerinin gerçeğe götüren tek yol olduğunu ve gerçeğin tekeline sahip bulunduklarını söylediklerinde, herkes bunu normal karşılar. Soğuk ya da sıcak bir savaş sırasında narsisizm daha tehlikeli biçimlere bürünür. Kendi halkını eksiksiz, kültürlü ve barışsever; düşmanlarını ise hain, kötü, saldırgan ve zalim olarak görmeye başlar bireyler. Gerçekte çoğu kez iyi ve kötü tarafları ile karşılaştırılacak olurlarsa, milletler birbirlerinden pek de farklı değillerdir. Her ulusun kendine özgü meziyetleri ve yanlışları vardır… Yapılan bu gözlem ve değerlendirmelerin doğru olan yanları çoktur. Ama eksiklikleri de vardır. Buradaki yanılgı ve tehlikeli olan kendi ulusunun kötü, karşı ulusların ise iyi yanlarını görmemezlikten gelişte yatar. Bir savaş hazırlığının en önemli hareket kaynağı grup narsisizmini canlandırmaktır. Buna savaş başlamadan çok önce başlanır, gitgide yoğunlaşarak artar ve ülkenin savaşa hazır hale gelmesine yol açar. Endüstri toplumlarında narsisizmin artmasının ilk nedeni, insanların birbirlerinden soyutlanmaları, yabancılaşmaları ve düşmanca hislere, ayrılıklara kapılmalarıdır. Bu düşmanca tavır, uygulanan ekonomik sistemin kaçınılmaz bir sonucudur. Riski başkalarına aktarmak ve kendi kazancını diğerlerinin sırtından, onların zararı pahasına çıkarmak üzere kurulmuş bir ekonomik düzen, insanları da birbirlerine rakip kılmıştır. İnsan karşısındakini ezmek yerme, ona saygı göstermedikçe, onu yok etmek yerine, ona önem vermeyi düşünmedikçe ve sahip olmak yerine, paylaşmayı gerçekleştirmeye hazır olmadıkça narsisizm artarak büyür.

Veba, kolera, grip salgını olur da Narsizm salgını olmaz mı? Fromm Narsisizmin gelişmesinde en önemli etkenin, son yıllarda endüstri toplumu üretimlerinin kutsallaştırılması olduğunun altını kalın kalemle çiziyor ve uyarıyor:  “İnsan kendini yeni Tanrı olarak ilan etmiştir sanki(…)

İkinci yaratılışına olan hayranlığı, aslında kendine hayran oluşudur insanoğlunun. Kömür ve petrol enerjilerinin kullanımı, yeni devreye giren atom enerjisi ve zekâsının sonsuz yetenekleri onun kendisine baktığı bir ayna olmuşlardır önünde. Bu ayna insana onun güzelliğini değil, gücünü ve buluş yeteneğini göstermektedir. İnsanlık gölde kendi güzelliğini seyrederken boğulan Narcissus gibi, bu aynaya bakarak boğulacak mı acaba?

Ne dersiniz?

  • Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları
  • Yazar: Erich Fromm
  • Çeviri: Aydın Arıtan
  • Türü: Psikoloji
  • Baskı Yılı: Temmuz 2016
  • Sayfa Sayısı: 200 Sayfa
  • Yayınevi: Say Yayınları

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *