Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Hasan Ali Toptaş’tan bir kayboluşlar anlatısı; Gölgesizler

0

Zaman var zaman yok, mekân var mekân yok, bir an var, bir an yok. Gölgesizlerle dolu bir yerde yaşıyoruz kitapla birlikte. Bir kaçmaca kovalamaca oynamak istiyorsanız Hasan Ali Toptaş’tan Gölgesizler mutlaka okunmalı.

Biz de gölgelerin arasında kaybolmaya başlıyoruz sayfalarda ilerledikçe. Olaylar da birbirini takip etmiyor, mekânlar da. Başta direniyorsunuz bağlantı kurmak için, sonra olanı olduğu gibi okumaya alışıyorsunuz. Hayat gibi yani.

KitapEki
KitapEki
KitapEki

Üst kurgunun yer aldığı bir roman Gölgesizler. Mekân sıçrayışları ile birlikte birbiri ile bağlantısız görünen olayların arasında buluyorsunuz kendinizi. Bilinç akışı tekniği kullanılmış. İsmi ve tam olarak nerede olduğu belirtilmeyen bir köyde bir dizi kayboluşlar meydana geliyor ve aslında bütün olay örgüsü bu kayboluşlarım etrafında tamamlanıyor.

Dikkat çeken karakterler

Cıngıl Nuri, Cennet’in oğlu, berber, muhtar ve karısı, Reşit, Ramazan ve köyün en güzel kızı Güvercin dikkat çeken karakterler.

Romanda bir anlatıcı var. Anlatıcı, bölümler arasında aslında hem kendini hem de iç sesini anlatıyor.  Anlatıcımız, roman yazan bir kişi. Bir gün köyün berberine gidiyor. Berberin bu kişinin roman yazdığını bildiğini diyaloglardan anlıyoruz. Berber dükkânında dikkat çeken bir şey var ki; o da aynanın kenarına asılı olan güvercin resmi. Bu, aslında başlarda çok da anlamlı gelmiyor ama daha sonra Güvercin isimli bir kız karakter ortaya çıktığında kafamızda soru işaretleri oluşmaya başlıyor. Güvercin, kayboluşlar dizisinde bir zincir halkası. Bir gün birden bire ortadan kayboluyor. Uzun süren aramalardan sonra tam ümit kesilmişken onu Cennet’in oğlu buluyor fakat Güvercin’in hamile olduğu anlaşılıyor.

Romanın kurgusunda öyle bir şey var ki düşünüyorsunuz; bu yer gerçekten var mı, diye. Bu kişi gerçekten anlatılan olayı birebir yaşamış mı, yoksa bu da bir üst kurgu mu? Hatta bazı mekânların aslında orada var olmadığını anlıyorsunuz. Böyle olunca da romanın gidişatı hakkında herhangi bir tahminde bulunamıyorsunuz. Aslında romanın tam olarak bir gidişatı da yok. Günlük hayatta da öyle değil midir? Olaylar yaşanır ve bu yaşanan olayların bazı sonuç ihtimalleri vardır ve bu ihtimallerden sadece bir tanesi gerçekleşir. Ama bu romanda öyle bir seçenek dizgesi yok.

Romanda verilmeye çalışılan

Belki de romanda verilmeye çalışılan; gerçek hayatta da hep bazı olayların gölgesinde yaşıyoruz, bazı kişilerin gölgesinde kalıyoruz, var olmayan şeyleri varmış gibi yaşıyoruz ve bunların sonuçlarını yaşıyoruz, hayatımız buna göre şekilleniyor ve sonra bir bakıyoruz ki aslında o bizim hayalimiz, varsayılanımız. Bütün yaşadıklarımız da o kurgunun etrafında ağlanmış. Eğer biz kurguyu öyle kurmazsak hayat belki daha farklı şekillenecek. Roman belki bize bunu sorgulatmaya çalışıyor. Zaman- mekân ilişkisi, varlık- yokluk ya da kişilerin olaylara bakış açısı, bakış açısına göre yaşanacaklarının şekillenişi Ama tabi bunu anlatmaya çalışırken de kolay bir dil kullanmamış Toptaş. Dil, çok basit ve sade ama üst kurgu çok ağır bastığı için sürekli olarak o mekânı canlandırmak, o kişilerin davranışlarını,  tepkilerini görmeye çalışmak zorunda kalıyorsunuz. İçinizden bir ses, sizi hep tahmin etmeye sürüklüyor. Ama tahmininiz her ne olursa olsun, bir yerde asılı kalıyor.

Romanın tamamı boyunca semboller görüyoruz. Bir çok ana düşünce sembollerle verilmeye çalışılmış. Cennet’in oğlunun, delirdikten sonra sık sık kullandığı “Kar neden yağar, kar? cümlesi örneğin. Kar bütün izleri kapatır ya da en ufak bir iz bile karda belli olur ama kar yağmaya devam ettiği sürece o iz yine kapanır. Belki, karda yürüyüp izini belli etmemek sözü ile de roman karakterleri arasında bir bağlantı da kurulabilir.

Romandaki köyde insanların karakterlerinde ortak özellikler göze batıyor. Bu da günümüz dünyasını çağrıştırıyor açıkçası. Nedir bunlar? Bir kere; olaylara karşı sessiz kalma, kimliksizleşme. Düşündüğünü savunamama. Kendini ifade etme korkusu, var olma çabasını sürdürememe, kadın istismarı ve töre.  Bütün bunlar da romanın içerisinde.

Romandan uyarlama bir film; Gölgesizler

Romanı okuduktan sonra iki şey zihnimde netleşti. Birincisi; aradan bir süre geçtikten sonra ben bu romanı tekrar okumalıyım. İkincisi; romandan uyarlanan Gölgesizler isimli filmi izlemeliyim. Filmi izledikten sonra muhtemelen kitapta biraz daha anlamlandıramadığım noktalar daha anlaşılır olacak. Bu, işin büyüsünü bozar mı, bilmiyorum. Çünkü kitaptaki bütün mekânlar şu an benim hayalimdeki mekânlar. Genel olarak, önce kitabı okuyup arkasından filmini izlemek hem pozitif bir durumdur hem de insanı böyle bir handikapa sokar. Ama sanki özellikle bu roman için, evet izlemek gerek; belki bazı şeyler daha da netleşir. Hayır izlememek gerek; bu döngü kafamda böyle kalsın ve ben uzunca bir süre daha, bu neden böyle oldu, şu olay/kişi gerçek miydi diye düşüneyim.

Kitabı okurken yaptığım araştırmalar sonucunda öğrendiklerinden bazılarını da sizlerle paylaşayım. Birincisi, Uçurtma Avcısı ve Heba gibi kitapların da yayın haklarına sahip olan yayınevi tarafından kitabın yayın hakları satın alınarak kitap İngilizce’ye çevrilmiş. İkincisi, Toptaş bu romanıyla 1994 Yunus Nadi ödülünü almış. Üçüncüsü, Candan Erçetin Gölgesizler filmi için ilk kez bir film müziği yapmış.

Hasan Ali Toptaş aynı zamanda doğunun Kafka’sı olarak adlandırılıyor. Bu bize, içimizdeki bir değeri biraz daha fazla anlamamız, izlememiz gerektiğini anlatıyor. Kendi adıma söyleyeyim, bu kitaptan sonra Toptaş’ın kitaplarını arka arkaya okumak ve onu bir bütün olarak incelemek istiyorum.

Hele ki kitabın sonu bana, “yoksa büyülü gerçekçiliğe mi yaklaşıyor?” diye düşündürdükten sonra…

  • Gölgesizler
  • Yazar: Hasan Ali Toptaş
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Kasım 2016
  • Sayfa Sayısı: 240 Sayfa
  • Yayınevi: Everest Yayınları

 

Okuma önerisi!

Kuşlar Yasına Gider – Hasan Ali Toptaş

Serdal Keskin’in incelemesi; “Kuşlar Yasına Gider
yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ

Everest Yayınları etiketiyle yayımlanan Hasan Ali Toptaş’ın Kuşlar Yasına Gider kitabı, “İçimdeki ses uzaklara çekilmişti” cümlesiyle başlıyor. Roman yollarla, yolculuklarla, türkülerle ve ölümlerle devam ediyor.

Belma Alper Uğurlu

Belma Alper Uğurlu

Bilim Uzmanı, Fizik Öğretmeni ve Yaşam/Aile -Öğrenci Koçu. Öykü, deneme ve şiir yazıyor. Yazıları ve şiirleri birçok edebiyat dergisinde ve internet sitesinde yayımlanmakta. Çeşitli panel, söyleşi ve edebiyat etkinliklerinde görev aldı. Amatör tiyatrocu.
Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği, İlim ve Edebiyat Eserleri Meslek Birliği, Egeli Araştırmacı ve Yazarlar Birliği, Egeli Kadın Yazarlar Platformu üyesi ve Aydın Yazarlar ve Şairler Derneği’nin kurucu üyesidir.
Yayımlanmış üç şiir ve bir öykü kitabı bulunan Alper Uğurlu, beş ortak kitapta da yazıları ve şiirleriyle yer aldı.
Belma Alper Uğurlu

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *