Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Herman Melville’in Beyaz Balina’sı; Moby Dick

0

Macera ve felsefeyi iç içe geçiren Moby Dick, hem edebiyat tarihi açısından, hem de verdiği okuma keyfiyle gözden kaçırılmaması gereken bir romandır.

Herman Melville, 1819’da New York’ta doğdu. Ailesinin maddi durumu hiç de parlak değildi ve babası, ardında yüklü bir miktarda borç bırakarak öldüğünde, on üç yaşındaki Melville için hayata atılma zamanı gelmişti. Çeşitli işlerde çalışarak geçen beş yılın ardından, on sekiz yaşında Liverpool’e giden bir gemiye ayak bastı. Gençliğinin en güzel günlerini kabusa çeviren bu adım, Melville’in dünya edebiyatına kazandıracağı büyük romanların malzemesi oldu. Yirmi iki yaşında Güney Denizleri’nde balina avına çıktı, ama zorlu koşullara dayanamayıp birkaç arkadaşı ile gemiyi terketti ve bir süre Typee yerlileri arasında yaşadı. Adaya gelen bir Avustralya gemisi ile yeniden denizciliğe döndüyse de denizcilik hayatı hep sorunlu geçti; katıldığı bir isyan sonunda hüküm giydi, Tahiti civarında yeniden yerliler arasına katıldı, bir başka balina gemisi ile Hawaii’ye kadar gitti.

KitapEki
KitapEki

Otuzlu yaşlarında Boston’a döndüğünde, artık deniz seferleri tamamiyle çıkmıştı kafasından, başka bir işi de yoktu; yazmaya başladı. 1846’da yayınlanan ilk romanları, yerliler arasında geçen günlerine aitti. Moby Dick’i 1851de tamamladı, ancak romanları yeterince ilgi görmedi. Melville, 1866’da New York gümrüğünde müfettiş olarak çalışmaya başlayınca edebiyattan bütünüyle uzaklaştı, 1891’de öldüğünde hiç kimsenin hatırlamadığı bir yazardı o, ama öldükten sonra keşfedildiğinde bir daha hiç unutulmadı…

Moby Dick

Melville’in en önemli eseri olarak Moby Dick gösterilir. Ancak bazı eleştirmenlere göre, Bartleby ve Bily Budd adlı uzun hikayeleri, daha etkileyici ve muğlaklıktan uzaktır. Doğrusunu söylemek gerekirse, Melville de otobiyografik özellikler taşıyan diğer romanlarını, felsefi bir alegori olan Moby Dick’ten daha çok sevmiştir. Yine de, macera ve felsefeyi iç içe geçiren Moby Dick, hem edebiyat tarihi açısından, hem de verdiği okuma keyfiyle gözden kaçırılmaması gereken bir romandır.

Parasızlık nedeniyle bir gemiye tayfa olarak yazılan İsmail’in bakış aşısından aktarılır hikaye; önce, dövmelerle kaplı vücuduyla yamyam Queequeg’le tanışırız. Balina avlayan gemilerde zıpkıncıdır bu korkunç görünüşlü adam, ama çok iyi kalplidir. Kısa sürede İsmail’le arkadaş olunca, birlikte Nantucket’e gelip, Queequeg sayesinde Kaptan Ahab’ın Pequod gemisinde iş bulurlar. Gemi denize açıldığında Ahab görünür; balina dişinden yapılma beyaz takma ayağı, kırlaşmış saçları, heybetli gövdesi ile başka bir dünyaya aittir sanki Ahab. Geminin sefere çıkış nedeni de avlanmaktan çok, Ahab’ın bacağını koparan beyaz balina Moby Dick’le hesaplaşmaktır.

Yolculuk süresince bir çok olayla okuyucunun dikkatini başka yönlere çeker Melville; yardımcı kaptanları ve diğer tayfaları tanıtır, başka gemilerle ilgili farklı hikayeler anlatır. Tüm bunlar, okuyucunun heyecan ve merakını daha da yoğunlaştırıp balina ile karşılaşılacak anın etkisini çarpıcı kılmak içindir. Gerilim giderek tırmanır. Ahab, neredeyse yemeden içmeden kesilmiş, bütün zamanını ucu bucağı görünmeyen okyanusu izlemeye vermiştir. Bu arada, sık sık tayfa Fedallah’ın kehanetlerine ve Ahab’ı uyarmasına tanık oluruz. Kötü son haber verilmekte ama seyir sürmektedir.

Çok uzun süren takip sonunda beyaz balina nihayet dağ gibi dikilir karşılarına. Kayıklar denize iner; av başlamıştır… Ancak kimin av, kimin avcı olduğu belirsiz bir savaş vardır okyanus üzerinde. Moby Dick, takipçileri ile oyun oynar gibidir. İlk iki gün kayıkları parçalar, zıpkın iplerini birbirine karıştırır, Ahab’ın takma ayağının parçalanmasına neden olur. Yardımcılarının ve tayfaların bütün uyarısına rağmen Ahab yine de vazgeçmez öç alma tutkusundan. Son karşılaşma trajiktir. Yaralanan balina, kayıkları ve gemiyi ardı ardına yaptığı saldırılarla parçalar, tek kurtulan Queequeg’in tabutuna sığınan İsmail’dir…

Evrensel bir çatışmanın simgesel yorumu

Forster’e göre; “gemici masalı ya da içine şiir serpiştirilmiş bir balina avı diye okuduğumuz sürece, Moby Dick kolay bir kitaptır. Ancak kulağımız içindeki ezgiyi yakaladı mı, hemen güçleşmeye başlar ve büyük bir önem kazanır. Sözcüklerin dar kalıbına dökerek söyleyecek olursak, soyut düzeyde Moby Dick’in konusu kötülüğe karşı çok uzatılan ya da yanlış yürütülen bir savaştır. Beyaz Balina kötüdür, Kaptan Ahab ise kötülükle savaşmayı öç alma eylemine dönüşünceye kadar sürdüren çılgın bir adamdır.” Melville’in bu alegorik romanında yer alan her bir karakter de simgeseldir. Ne var ki, bizlerin bu günkü yaşantımız için belki de fazlasıyla basit bulabileceğimiz ve gülüp geçeceğimiz simgeler, Moby Dick romanında umulmadık bir canlılık kazanır. Çünkü Melville’in hikayesinin gövdesi, yazarın çok yakından tanıdığı okyanus denizciliği ve balina avcılığı üzerine kuruludur, üstelik bu konularda verdiği gerçekçi ayrıntılar ve şiirsel tasvirlerle, okuyucuyu hikayenin atmosferiyle sarmayı başarır yazar.

Melville’in metninde yoğun biçimde mistisizm vardır, ancak bir din dersine, propogandaya da dönüşmez anlatılanlar. Tersine, evrensel meseleler üzerine yapılan felsefi bir tartışmaya girişir Melville. Ne var ki tartışmayı derinleştirmez, iyilik-kötülük çatışmasını irdelemez; söyleyeceklerini hikayenin içindeki olayların görkemiyle yansıtır. Bizi doğrudan ilgilendiren husus, elbette metnin barındırdığı ideoloji değildir. Ama yazarın dünya görüşünün metinde hangi biçimlerle dışa vurulduğu, simgelerin “neleri nasıl” ifade ettiği önemlidir. Eğer metnin okumasını ilahi bir iyilik-kötülük karşıtlığı içerisine hapsedersek, yazarın anlatım zenginliklerini, doğayla insan arasındaki şiirsel mücadeleyi, insani tutkulardaki derinliği/basitliği gözden kaçırabiliriz. Önümüzdeki metin, öncelikle, sürükleyici bir hikaye üzerine kurulu bir romandır, barındırdığı felsefenin ya da simgelerinin çözümü ise okuyucunun keyfine kalmış bir şeydir.

Moby Dick, roman tarihinin ilk denizcilik destanı, Mark Twain’in, Jules Verne’nin, Jack London’ın, Joseph Conrad’ın, doğa tutkunu pek çok yazar ve yönetmenin ilham kaynağı olarak bugünlere kadar varlığını ve güncelliğini korudu. Belki doğa karşısında insanın mücadelesi hiç değişmediğinden, belki hırslarımızla körleşmemiz hep sürdüğünden ya da haksızlıklara isyanın evrenselliğinden de kaynaklanıyor olabilir bu güncellik. Belki de her yaşta farklı bir anlam yükleyeceğiz metnin barındırdığı simgelere; ama Moby Dick’in edebi değeri hiç değişmeyecek..!

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *