Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
ileti
 

İnsanın Acımasızlığının Sınırsızlığı

0

Yeraltı Demiryolu’nu iyi bir roman yapan şey, sadece konuya geniş bir açıdan değil aynı zamanda derinlemesine bakmayı başarmasında.

İnsanlık tarihinin en aşağılık, vahşi ve dolayımsız ilkel birikim ve iktidar uygulamalarından biridir kölecilik. Kapitalizmin emekleme çağında sermayenin artışı, bizlere okullarda öğretildiği gibi, yeni kıtaların sınırsız yer altı zenginliklerinin sayesinde olmadı. Sömürgeciler, yerlileri topraklarından sürdükten sonra verimli arazilerde köle emeğine yaslanarak merkezdeki fabrikalarına hammadde ürettiler. Batı Afrika’daki limanlar köleleri Amerika’ya taşıdıktan sonra ambarlarını pamuk, şeker, tütün, pekmez ve rom ile doldurup İngiltere’ye doğru hareketleniyor ve bu daire durmaksızın sürüyordu.

KitapEki
KitapEki
KitapEki

Kölecilik, liberal “özür dileme” ritüelinin bir parçası olarak defalarca lanetlenmiş olsa da çoğu zaman Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Güneyli toprak sahiplerinin kötülüğü olarak görüldü. Köleciliğe dair hikâyelerde Batı uygarlığı, ilkel birikim ile köle emeği ilişkisini gizlemek için özel bir çaba sarf etti, diyebiliriz. Köleliği anlatan kurmaca eserlerin çoğunluğu içeriği vahşileştirerek gaddarlığı sömürmeyi, gerçek toplumsal ilişkileri açığa çıkarmaya tercih ettiler. Çok az sayıda edebi ve edebiyat dışı eser köleciliği bir bütün olarak ele almayı başarabildi. Bunlardan biri Colson Whitehead’in yakın tarihli Yeraltı Demiryolu romanı. Whitehead, Güney’deki plantasyonlarda yaşayan Cora’nın kaçış macerasını anlatırken köleliğin farklı etki alanlarını masaya yatırıyor kitabında.

Farklı Düzeyler

Kitabın ismi kölecilik karşıtlarının, firar eden kölelerin kaçış yolundan geliyor. Amerikan tarihinde kölelerin kaçış güzergâhına “yer altı demiryolu”, kaçarken saklandıkları evlereyse “istasyon” denirmiş. Whitehead, bu benzetmenin gerçek olduğu bir dünya yaratıyor. Köle emeğiyle yer altına yapılan demiryolları, firari kölelerin kaçışını sağlayan bir hatta dönüşüyor. Roman, güneyden kuzeye gidildikçe siyahi insanlara bakışın nasıl değiştiğini, değişen bu bakışın nasıl kendi çelişkilerini yarattığını anlatıyor. Whitehead’in K24’te yayımlanan röportajında söylediği gibi, aslında bugün de devam eden Amerikan ırkçılığının farklı düzeyleri yolculuk boyunca Cora’yı takip ediyor.

Whitehead, gerçekçi bir plantasyon betimlemesi yaratmak için kölelerin kendi aralarındaki ilişkilere odaklanarak başlıyor işe. İkinci, hatta üçüncü köle kuşağının doğuştan köle oluşunun üzerinde duruyor. Doğuştan köle olma durumu, yaşadığı dünyayı kabullenme ve uygun telafi mekanizmaları yaratma konusunda eğitici bir süreçten geçmelerini sağlıyor. Kaçmayı, isyan etmeyi ya da başka bir yaşamın hayalini kurmayı engelleyen tahakküm yöntemleri bir bir anlatılıyor romanda. Aynı zamanda insanlar arası ilişkilerde hiyerarşinin oluşumundan da bahsediyor, Whitehead. İnsanlar arası ilişkilerin romantize edilmeden anlatılması, iyi ve kötü mefhumları arasındaki ayrımın tümüyle kaybolduğu bir dünyanın betimlenmesini kolaylaştırıyor.

Modern Vahşetin Kökeni

Plantasyon yaşamı da Cora’nın gittiği yerlerde gördükleri de daha sonra tüm dünyayı savaşla egemenliği altına alacak bir ülkenin nasıl bir ölüm politikasıyla ayakları üzerine kalktığını gösteriyor bize. Aslında kölecilikle ilgili bu bakış açısı aynı zamanda modern felaketleri anlamamızı da sağlıyor. Achille Mbembe, “modern terörün yükselişine ilişkin her türlü tarihsel muhasebe, biyopolitik tecrübenin ilk örneklerinden biri olarak kabul edilmesi mümkün olan köleliği de hesaba katmak zorundadır”, derken tam da bu duruma dikkat çeker. Nazizm ile en yüksek noktasına ulaştığı düşünülen modern savaş ve devlet terörünün ilk örnekleri, Nazi Almanyası’nı aratmayacak ölçülerde sömürgelerde deneyimlenmişti. ABD için bu durum hem yerli halkların imhası hem de köle emeğinin insafsızca kullanımıyla karakterize oluyordu. Whitehead, köleciliğe dair farklı yaklaşımları ele alırken beyaz adamın dünyanın geri kalanını nasıl tahakkümü altına aldığını, egemenliğin farklı biçimlerini nasıl hayata geçirdiğini anlatıyor Yeraltı Demiryolu’nda. İster medenileştirme görüntüsü altına girsin ister ücretli bir hâl alsın, ABD’de emekçilere yönelik düşmanlığın nasıl derinlemesine yerleştiğini okuyoruz roman boyunca. Whitehead, ilkel birikim sürecinde ABD’nin üst sınıflarının halkları nasıl bir boyunduruğa mahkûm ettiğini anlatmayı da başarıyor.

Yeraltı Demiryolu’nu iyi bir roman yapan şey, sadece konuya geniş bir açıdan değil aynı zamanda derinlemesine bakmayı başarmasında. Whitehead, karakterlerinin bireyselliklerinin toplumsal anlamda nasıl belirlendiğini, iktidar tarafından sakatlanmış benliğin kendini inatla nasıl yeniden inşa ettiğini anlatmayı tasarlamış ve bunu büyük oranda başarmış. Dünya tarihinin en büyük vahşetini, duygu sömürüsünden uzak bir dille anlatması da kölelerin birbiri arasındaki ilişkilerin egemen olan tarafından nasıl belirlendiğini göstermesi de bu yüzden.

Whitehead Yeraltı Demiryolu’nda, insan acımasızlığının pervasızlığını ve sınırsızlığını gözler önüne seriyor.

  • Yeraltı Demiryolu
  • Yazar: Colson Whitehead
  • Çeviri: Begüm Kovulmaz
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 2017
  • Sayfa Sayısı: 334 Sayfa
  • Yayınevi : Siren Yayınları
Doğuş Sarpkaya

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.
Doğuş Sarpkaya

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *