Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
ileti
 

İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma

0

Oruç Aruoba’nın akıcı ve duru bir anlatımla dilimize kazandırdığı İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma adlı yapıtında Hume bir anatomi bilginidir, okur da ressam…

Kant’ın, “itiraf ederim ki, beni yıllar önce dogmatik uyuklamamdan ilk defa uyandıran ve araştırmalarıma kurgusal felsefe alanında bambaşka bir yön vermemi sağlayan” dediği Fransa’da “le bon David”, doğduğu Edinburgh’ da “Aziz David” adıyla bilinen David Hume felsefe tarihinin en önemli; yapmacık bir hoşluk sergilemeden herkesin sevgisini kazanan en çekici filozoflarındandı.

KitapEki
KitapEki
KitapEki

1711 Nisan’ının 26’sında, Edinburgh’ta doğan Hume, gerek anne gerek baba tarafından iyi aileden geliyordu. Bununla birlikte ailesi zengin değildi. Yetenekli bir kişi olan babası o daha çocukken öldü. Böylece bir ağabey ve bir abla ile birlikte, genç ve güzel olmasına rağmen kendini tamamen çocuklarını büyütmeye ve eğitmeye adamış olan annenin himayesine girdi. Normal bir eğitimi başarıyla tamamladı. Çocukluğundan beri yaşamının bir tutkusu haline gelen ve eğlencesinin büyük kaynağını oluşturan edebiyata bağlandı. Çalışkanlığı, ağırbaşlılığı ve gayreti, ailesinde, onun için hukukun uygun bir meslek olacağı fikrini uyandırdı fakat o, genel konuları öğrenmekten ve felsefeden başka her şeye giderilmez bir nefret duyuyordu. Onlar derin derin Voet ve Vinnius’u düşündüğümü zannederken, onun gizliden gizliye okuyarak sindirdiği yazarlar Cicero ve Virgilius’tu. Felsefe ve filozoflar onun bozulan psikolojisini, sağlığını iyileştirdi. Çelişkiler, çatışmalar, kısıtlı bütçe ve hararetli çalışmalar sağlığını etkileyince arayışlara girdi. Üniversitelerde felsefe öğretmeni olmak istedi, “din düşmanı yazıları!” yüzünden kapılar kapandı. Önemli tüccarlara yazılmış tavsiye mektuplarıyla ticaret dünyasına girdi ama kısa zamanda bu çevrenin kendisine göre olmadığını anladı. Fransa’ya geçti ve bundan sonraki yaşamının rotasını saptadı.

Fransa’da İnsan Doğası Üzerine İnceleme’yi hazırladı. İngiliz deneyciliğinin ana metinlerinden biri olan Treatise Londra’da adsız yayımlandı.

Hukuk fakültesi kitaplığını yönetmek için çağırılan Hume çok sevinçliydi. Az para aldı hatta hiç almadı ama koca kitaplık elinin altındaydı. O günler tarihsel olgulardaki anlaşmazlıkların yanlış anlatılmağa başladığı dönemdi. Bir kez daha zor bir işe imza attı.

Adam Smith’i başta olmak üzere insanlar “Yeni zamanlar felsefesinde töz ve neden kavramlarını sıkı bir incelemeye ve eleştirmeye girişen ilk filozof” “şüpheci, olgucu, bilinemezci” Hume’un yapıtlarını okudukları için azarlanıyorlardı. Hume, zihnimizin nesnelerini “ide ilişkileri” ve “olgu durumları” olarak ikiye ayırıyordu. Bu sonradan “Hume’un çatalı” olarak adlandırıldı. Dinin Doğal Tarihi kitabı Hume’u yatıştırsa da “özgürlüğe aykırı huysuzluk, saldırganlık ve sövgüyle dolu” tepkiler sürdü.

Fransa’dan dönerken, yanında İsviçre ve Fransa’dan kovulan Rousseau’yu da getirdi ve sonra çatışsalar da onu evinde konuk etti. ona bir maaş bağlattı. Rousseau kendisine tuzak kurarak itibarını zedelemeye çalıştığını savlayınca, Hume  çok üzüldü, özür bekledi. Fransa’ya dönmesi için koşullar oluşunca Rousseau ona tam bir düşman oldu.

“Şeylerdeki güzellik, onları seyreden akıldandır.” Ve “Akıl tutkuların kölesidir” “Başlangıçta kerametlerle ortaya çıkan yalnızca Hıristiyan dini değildi; ama bugün bile aklı başında hiç kimsenin keramet olmadan Hıristiyanlığa inanması olanaksızdır” diye düşünüyordu.

Duygu, durum, düşünce konusunda bu kadar özgürce düşünen ve eleştirilerini dile getiren Hume, din konusunda da susmadı ve ölümünden birkaç yıl sonra yayımlandı: “Eğer bu dünyada bir adalet varsa başka bir dünya aramaya ne gereksinmemiz var? Eğer adalet yoksa bu evrenin Allah tarafından yaratıldığını kabul etmek doğru olmaz” diyordu. Ona göre, sahici bilginin biricik nesneleri matematiğinkilerdi. Ve filozof: “günlük işlerden uzak yaşasa da, felsefenin dehası, eğer birçok kişi tarafındım titizlikle işlenirse, zamanla bütün topluma yayılır, her sanat ve uğraşıya kendininkine benzer bir dakiklik kazandırır. Siyasetçi, güçleri ayırıp dengelemekte daha ileri görüşlü̈ ve ince; hukukçu, akıl yürütmelerinde daha metotlu Ve daha ayrıntılı ilkelere sahip; general, disiplininde daha düzenle, planlarında ve harekatında daha temkinli olur. Modern hükûmetlerin eskilerine göre dengelilikleri ve modern felsefenin dakikliği, benzer evrelerle gelişti ve ihtimal ki yine benzer evrelerle gelişecek.”

“Bilginin olanaklı tek kaynağının deneyim ve gözlem olduğunu, deneyim ve gözlemden bağımsız bir bilginin söz konusu olamayacağını ve salt akılla ancak boş mantıksal ilişkilere dayalı doğrulara ulaşılabileceğini savunan ampirist felsefe anlayışı, Bacon’da peygamberini, Locke’de liderini, Huma’da eleştirmenini” bulmuştu. Ölüm döşeğinde boş inanışlara karşı savaştı. Ölümden korkusu yoktu. Mezar taşına da isteği üzerine “Gelecek kuşağa geri kalanı eklemek özentisini bırakarak” yazıldı.  Ölüm ilanlarından başlayarak yıllarca filozofluğu ve bilimdışılığa karşı savaşımı gözden uzak tutuldu. Ancak mızrak bir türlü çuvala sığmadı. Kant, Schopenhauer, Adam Smith, Bentham, Stuart Mill, Ernest Mach, Comte, Karl Popper’de çiçekler açtı.  ve Albert Einstein görecelik kuramını Hume’dan aldığı ilhamla geliştirdi.

Oruç Aruoba’nın akıcı ve duru bir anlatımla dilimize kazandırdığı İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma adlı yapıtında Hume bir anatomi bilginidir, okur da ressam: “Anatomi bilgini, en iğrenç ve nahoş şeyleri göz önüne serer; ama onun bilimi, Venüs’ü ya da: Helene’yi çizmekte olan ressam için yararlıdır. Ressam, sanatının en zengin renklerini kullanarak figürlerine en zarif ve en alımlı biçimleri verirken, yine de insan gövdesinin iç kuruluşuna, kasların konumuna, kemiklerin yapısına, her parça veya organın kullanılışına ve biçimine dikkat etmek zorundadır.”

  • İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma
  • Yazar: David Hume
  • Çeviri: Oruç Aruoba
  • Türü: Felsefe
  • Baskı Yılı: Eylül 2017
  • Sayfa Sayısı: 192 Sayfa
  • Yayınevi: Say Yayınları

 

Okuma önerisi!

İnsan Vücudunun Öyküsü – Daniel E. Lieberman

Yaşar Öztürk’ün incelemesi; “İnsan Vücudunun Öyküsü
yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ

6 milyon yıl önce Afrika’daki bir ormandan günümüze uzanan vücudumuzun iç ve dış tarihi. İnsan Vücudunun Öyküsü kitabında bir roman gibi akıp giden satırlar gelecekte insan vücudunun nasıl olacağı noktasında düğümleniyor.

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *