Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

“Kadınları sokağa çağırmak için yazıyorum.”

0

Sosyal güvencesiz, düşük bir ücret karşılığında ve ağır fiziki şartlar altında çalışmak zorunda olmasının yanında, mesleği nedeniyle toplumda kabul görmemektedir Mercan.

“Kadınları sokağa çağırmak için yazıyorum” diyen Seray Şahiner’in, Kitapeki’ndeki ve Cumhuriyet Kitap’taki röportajlarını okuyunca merak ettim bu kitabı, daha önce duymuş olmama rağmen henüz kitaplarından okumamıştım yazarın. Bir gün İstiklal’de dolaşırken bir kitapevinde tesadüfen rastladım, imza günüymüş, vakit biraz ilerlemiş olduğundan uzun bir sıra yoktu, hemen aldım kitabı sıraya geçtim. Yazar, gördüğüm kadarıyla çok cana yakın bir kişi, önümde yaklaşık dört kişi vardı, her biri ile uzun uzun, tatlı tatlı muhabbet etti. Benimle ve oğlumla da muhabbet etmekte zorlanmadı, oğluma elindeki kitabı sormak suretiyle onunla sohbete başladı. İmza etkinliği esnasında bir ara arkasına dönüp pencereye baktı, “Amanın yağmur başladı!” dedi ve gülerek ekledi “Kusura bakmayın pek edebi olmadı”, çok sempatik buldum bu tavırlarını, sempatim kitabı okurken de devam etti.

KitapEki
KitapEki

Kitaba başladığımda yüzüme bir gülümseme yerleşti zira kitaptaki Mercan karakterini bu kadar iyi anlatmasında yazarın kolay iletişim kurabilen bir yapıda olmasının etkisi olduğunu düşündüm. Mercan gibi mesleği merdiven temizlemek olan gerçek kişilerin dünyasına rahatlıkla girme ve onları tanıma şansı olmuştur sanıyorum.

Rahat, akıcı, mizahi bir anlatımı var kitabın. Göz önünde olmayan hatta göz önünde olmaları işverenlerce pek tercih edilmeyen meslek grubundan, merdiven temizleyen bir kadını konu alıyor. Mercan, üzerinde iş kıyafetleri varsa Samatya Meydan’a ana merdivenlerden değil de ara yollardan gitmeyi tercih ediyor. “Ara yollar, Mercan için zengin evlerine hizmetçiler ortalık yerde dolanmadan iş görsün diye konmuş servis asansörleri gibiydi.”(sayfa 39).

Mercan’ı işsiz ve sorumsuz kocası terk etmiştir, çok istemesine rağmen çocuğu da olmadığı için yapayalnızdır Mercan, hiç arkadaşı yoktur. Arkadaşlarının oturduğu evler kentsel dönüşüm nedeniyle birer birer yıkılmış, yeni yapılanlarında oturmak için ise yüksek kira ücretlerini ödemeye gelirleri yetmeyen arkadaşları daha uzaktaki semtlere taşınmak zorunda kalmışlardı. Kurguda ikna olmakta zorlandığım yegane nokta Mercan’ın yapayalnızlığıydı. Arada sırada dahi olsa iki kelam edip çay içecek tek bir dostunun olmaması, belirtilen gerekçelere rağmen bana inandırıcı gelmedi neticede.

Romanın akışı Mercan’ın kocasını bekleyiş süreci üzerine. Mercan yalnız ve düşük gelirli bir kişi olarak, yegane eğlenme aracı olan televizyona sığınmaktadır. İnsan televizyon ilişkisi burada etraflıca, neredeyse iki insan arasındaki ilişki gibi anlatılmış. Mercan bir ara televizyonda gördüğü “kendine zaman ayıran” kadınlar gibi yapmak isteyip, kendi başına bira içmeye bile gitmiş ve o deneyimin ardından dışarıda vakit geçirmekten vazgeçmiştir. Kendine zaman ayıran kadınların yaptıklarını tek tek gözden geçirir, hiç birisi Mercan’ın koşullarına uymaz. Diyet için bile çok para harcamak gerekmektedir, insan bile serbest dolaşamazken tavuğun serbest dolaşanı, her şeyin organiği yenilmeliydi. “Zaten bu insanlar aleminde, organiği değer görmeyen tek şey insandı. Misal şu zenginler, Mercan’a köylü diye yüz vermezdi de işte böyle köy tavuğu buldu muydu, aman bu ne organik tavuk diye baş tacı ederlerdi.”(sayfa 22)

Mercan kocasını beklerken, onun geri dönmesi için her türlü dini, mistik ritüellere başvurur. Kiliselere, cem evlerine, türbelere, camilere, falcılara gider. Kitapta bu ritüeller ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır, kimi yerde okunan dualarıyla beraber. Meraklısı olmadığım için bu kısımları çok ilgimi çekmedi, daha kısa tutulması daha çok hoşuma giderdi ancak belki o zaman da yazarın arzu ettiği bütünlüğe, etkiye ulaşmamış olurdu. Son bölümdeki en üst kattan, bodrum katına kadar yapılan merdiven silme işinin detaylı anlatılışı büyüleyici idi, duyduğum empati had safhadaydı, sanki ben eti kemiği sinir sistemi her şeyiyle Mercan olmuştum o kısımları okurken, merdivenin lambasına elimi sallayıp ışığa kavuşmuş, kapı önündeki boş su bidonları, terlikler ile uğraşmış, su kovasını boşaltıp gelmiştim, her bir dairenin önünü silerken onlar hakkında fikir yürütmüştüm.

Kitabın genelinde temizlik işi yapan kadının toplumdaki yerini, nasıl yok sayıldığını görürüz. Sosyal güvencesiz, düşük bir ücret karşılığında ve ağır fiziki şartlar altında çalışmak zorunda olmasının yanında, mesleği nedeniyle toplumda kabul görmemektedir Mercan. Sözgelimi eskiden beri gittiği Eczacı aynı ortamda diğer müşterilere “siz” diye hitap ederken, Mercan’a “Sen ne istemiştin?” demektedir. Bir kişisel gelişimcinin geçtiğimiz yıllarda anlattığı bir olay geldi aklıma: Üniversitede iletişim dersleri hocası öğrencilerine sınavda tek bir soru sorar, çay dağıtan kadının adı sınav sorusudur, sınavdan sonra herkes adını bilmediklerini fark ettikleri çay dağıtan o kadınla selamlaşmaya, adını sormaya başlarlar. Adını öğrenip selamlaşmakla sizce gurur mu duyulmalı peki? Hadi itiraf etmekten çekinmeyelim, üniversite mezunuyuz, yabancı dil biliyoruz, şuyuz ya da buyuz, çok mühim işler yapıyoruz oysa öyle değil mi, bunun yanında apartman görevlisine, çaycıya selam vermeyi ihmal etmiyor, adlarını biliyoruz, ne kadar yüce insanlarız şimdi. Sahiden öyle mi? Kitabı okurken Mercan’ın yaşadıklarına benzeyen gördüğüm duyduğum pek çok olay hatırıma geldi, özellikle sınıf farkının daha derinden hissedildiği plaza ortamlarından. “İnsan gibi davrandığı” için kendileriyle övünenleri duymuştum, aslında insan değil de köle mi demek istemişlerdi. Andre ile Akşam Yemeğim filminde Andre şöyle söyler: “Kapıcı bana Bay Gregory diyor, ben de ona Jimmy diyorum. Şimdi bununla, köle sahibi güneyli çiftçinin arasında ne fark var, söyleyebilir misin? Bence, ben o binaya girdiğim zaman tam da o esnada bir suç işlenmiş oluyor. Çünkü orada benim yaşlarımda, ağırbaşlı, zeki bir adam var ben ona Jimmy diye seslendiğimde o artık çocuk oluyor, bense yetişkinim çünkü ben o binadan yer satın alabilirim.”

 

  • Kul
  • Yazar: Seray Şahiner
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 1. Baskı Mart 2017
  • Sayfa Sayısı: 151 Sayfa
  • Yayınevi: Can Yayınları
Ayşegül Gezgin

Ayşegül Gezgin

1978’de Aydın’da doğdu. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi Turizm İşletmeciliği bölümü mezunu. İngilizce, Almanca ve Fransızca dillerini okul ve kurslarda öğrendi. Çeşitli sektör ve görevlerde çalıştı, en çok çeviri yapması gereken işleri sevdi. Kitaplar en iyi arkadaşları, okumak ve yürümek vazgeçmek istemediği bağımlılığı. Eşi ve oğluyla Kadıköy’de yaşıyor. Doğal yaşamı hissedebileceği ortamlarda bulunmaya çalışıyor. Doğal ve samimiolan herkesi ve her şeyi seviyor.
Ayşegül Gezgin

Latest posts by Ayşegül Gezgin (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *