Responsive banner image
DeliDolu
 

Karabasan ve Uyanış: Kaan Arslanoğlu İle Bir İnternet Söyleşisi

0

Kaan Arslanoğlu ile yaptığımız bu söyleşinin konusunu ise bir süre önce insanbu.com’da tefrika olarak yayınlamaya başladığı romanı Karabasan ve Uyanış oluşturuyor.

Tefrika… artık pek karşılaşmıyoruz tefrika ile; süreli yayınlarda kısım kısım yayımlanan, birbirini tamamlayan bölümlerden oluşan yazı dizisi…

KirmiziKedi__3

Ama Kaan Arslanoğlu tefrika romanı internete taşıdı! 

Kaan Arslanoğlu ile yaptığımız bu söyleşinin konusunu ise bir süre önce insanbu.com’da tefrika olarak yayınlamaya başladığı romanı Karabasan ve Uyanış oluşturuyor. Romanın yalnızca bir kısmı bu şekilde yayımlanacağından tam bir tefrika olarak tanımlanamasa da  internet üzerinden yayımlanmasıyla dikkat çekiyor ve Arslanoğlu’nun bir okuru ile olan e mail yazışmaları doğrultusunda şekilleniyor. Arslanoğlu bu romanıyla belki de yeni bir türe imza atıyor.

Ve merak uyandıran bu romanla ilgili sorularımızı Sayın Kaan Arslanoğlu’na  romanının da temasına uygun olarak mail yoluyla soruyoruz:  

Tefrika romanların tarihi oldukça eski hatta 1860’lara Tercuman-ı Ahval’a kadar uzanıyor. Sizce neden tefrika şeklinde yayınlanması gerekiyordu bu romanın?

Bu tefrika tam bir tefrika sayılmaz. Bu deneyim daha çok okuyucuyu işin içine katma denemesiydi. Çok yeni bir biçem denedim. Sadece mail iletişiminden, karşılıklı e-posta yazışmalarından oluşan ve bundan hiç çıkmayan bir roman. Mailler dışında sadece bir “sunu” ve “kapayış” bölümleri var. Okurun, arkadaş ve dostların nasıl bulacağını merak ettim. Yorum, eleştiri, katkı almaya çalıştım. O yüzden ilk dört bölüm bizim sitede insanbu.com da tefrika olarak çıktı. Bir amaç da tabii çıkmadan okurumuza kitabı, romanı tanıtmaktı.

Yöntem olarak eski olsa da kullandığınız araç düşünüldüğünde oldukça yeni bir yöntem olduğunu görüyoruz. Neden internette tefrika?

Tema internet çünkü. Sosyal medya ve bilhassa facebook kültürü. Face üstünden iletişim. Bunun bildiğimiz “yüz” ile “yüzler” ile bağlantısı. Yüzlerdeki anlam, anlamsızlık, anlam çekilmesi. Yüzlerden değişik ruhları okuma. Ruhsuzluğu okuma. Yüzlerin sırrı. Yüzlerden anlam çıkarmanın ve o yolla iletişimin sırları. Gizleri. Sıkıcı ve ilgi çekici, heyecan verici ve tedirgin edici tarafları.

19.yy’da bazı eleştirmenler tefrika romanları sanayi edebiyatı olmakla eleştiriyorlar. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sanayi de işin içindedir kuşkusuz, ama tefrika roman demek medya demek, gazete demek. Gazetenin günlük yaşama kuvvetle girişiyle gazete romanı da kullanıyor. Karşılıklı. Roman da gazeteyi kullanıyor. Bir tür işbirliği. Tefrika roman ilgi çekiciliği, ilgiyi artırıyor. Bu kesin. Gazete bundan faydalanıyor, roman yazarı da gazeteden faydalanıyor. Sürükleyicilik, merak duygusu yükseliyor. Resimli romanlar da gazetelerde tefrikadır. Yani olumsuz yönde eleştirilecek bir şey değil. Biraz daha piyasa işidir, farklı yanı bir de bu. Ama piyasa işi romanlar iyi romanlardan her zaman kat be kat fazladır zaten.

Daha önce de günlük şeklinde bir tefrika yayınlamıştınız ve bu günlüğün özelliği üstünden zaman geçmeden günü gününe yayınlanmasıydı. Karabasan ve Uyanış’da da aynı durum geçerli mi? Başka bir ifadeyle bu mailleşmeler ne zaman başladı ve siz böyle bir roman oluşturma kararını nasıl aldınız?

Baştan dediğim gibi. O bahsettiğiniz gerçek tefrika idi. Başından sonuna günlük soL gazetesinde yayımlanmıştı. Evet, öteki tefrikalardan farklı olarak bu hem siyasi romandı hem günü gününe güncel siyasi gelişmelere göre yazılıyordu. O olaylar canlı olarak romana giriyordu. Bunda ise böyle bir şey yok. Günü gününe aktarılıyor gibi bir izlenim çıkıyor, fakat işin aslı o kadar değil. Aktarım yazımdan biraz gecikmeli gerçekleşiyor. Daha fazla ipucu vermeyeyim 🙂

Romanı okuduğumuzda Ümit T. karakterinin konu açısından biraz dağınık olduğunu görüyoruz, hatta siz de daldan dala atlaması konusundaki sıkıntınızı dile getiriyorsunuz bir noktada. Bu sizi endişelendirmiyor mu? Yani okur açısından…

Bazı okurlar aksini söyledi. Tabii dikkat bir ölçüde dağılıyor. Ama bir konuya odaklaşıp sayfalarca aynı şeyi yazsa sıkıcı olabileceğini söylediler. Bu haliyle okumayı kolaylaştırıyormuş. Ben de öyle düşündüm. Bir de bu yöntem daha gerçekçi. Yazışmalarımız, konuşmalarımız hele karşıdaki kişi biraz uçarı ruhlu ise daldan dala atlamaz mı?

Romanı okuyucuya sunarak şekillenmesi konusunda yorumlarda bulunmalarını ve önemli katkısı olanlara ise sürprizlerinizin olacağını söylemiştiniz. İstediğiniz gibi bir geri dönüş aldınız mı?

Şimdiye dek siz dahil 33 kişiden geri dönüş aldım. Ülke ve dünya koşullarında fena değil. Çok da değil tabii. Kişi sayısından çok yorumda bulunanların daha çok karışıcı, daha çok öneri getirici olmasını beklerdim. Ama yayıneviyle baştan üçte birinin yayımlanacağı konusunda anlaşmıştık. Bu yüzde 40’a yaklaştı gerçi, ama okurun konuya girmesi ve hele ki gidişat ve sonuç için öneri getirmesi için yeterli değil. Bu bizim eksiğimiz. Üçte ikisi falan yayımlansaydı internette, o zaman okurlar daha iyi fikir sahibi olacak ve daha fazla öneri getirebilecekti. Her ne ise. Bu benim için ilk deneyim. Yayınevi için de öyle.

Romanın bir bölümünde yüzlere olan takıntı dikkat çekiyor. Sosyalizm çoğu kez tek tipleştirmekle suçlanır fakat şu gün geldiğimiz noktada da tek tip değil miyiz zaten? Aynı kıyafetler, aynı duruşlar, hatta aynı gülüşler, aynı ifadesiz yüzler… Romanda Ümit T.’nin de bahsettiği toplu terapiyle çıkılabilir mi bu dipten?

Romanda Ümit T.’nin bahsettiği bir gerilim unsuru var ve bir de Ümit ile yazar, yani benim aramda sürekli gerilim devam ediyor. O beni bir yerlere çekmeye çalışıyor, ben bir şeylere direniyorum. Görüşler ve sorular havada çatışıyor. İfadesizlik, ruh çekilmesi denen şey romanın birkaç ana temasından biri zaten. Bana kalırsa toplu terapiyle giderilebilecek bir şey değil. Çünkü insanlar kendilerine aşık oldukları gibi kendi ruhsuzluklarına, hatta depresyonlarına da aşık. İnsanlardaki depresyonu azaltmak için getirdiğiniz öneriler psikiyatri pratiğinde sıkça gördüğümüz gibi insanlarca başından reddediliyor. Depresyondan kurtulmamak için direniyorlar insanlar. Depresyon onların (en azından bazılarının) sığınağı ve sığınaklarını koruyorlar.

Son olarak, romanın 4. bölümü de yayınlandı. Bu bölümün internette yayınlanacak son bölüm olduğunu belirtmişsiniz. Peki yazılı yayın ne zaman elimizde olacak?

Şubat başı için planlanıyor. Belki birkaç hafta erkene çekilebilir. Ama Şubat diyelim.

Dilşad Gündoğan

Dilşad Gündoğan

1992’de İstanbul’da doğdu. İktisat Fakültesi mezunu. Hasan Ali Toptaş’ın “-Desene hayat tekrarlardan ibaret. –Tekrarlardan değil, tekrarların tekrarından…” sözüne istinaden sektöre atılıp kendine yabancılaşmayı reddetti. Açıkçası sektör de onu pek sevmedi. Kitaplar ve müzik en büyük iki tutkusu. Piyanosu Cosimo, kemanı Phantom ve mızıkası Olric ile son derece mutlu. Kitaplarını ödünç verdiğinde uyku uyuyamıyor.
Dilşad Gündoğan

Latest posts by Dilşad Gündoğan (see all)

Kolektif Kitap
Paylaş

Cevap Yazın