Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Karamanoğulları Tarihi İçin Beş Kitap

0

İşte akademinin uzak durduğu bu netameli konuya Karaman’da yaşayan bir “Karamanlı” Şerafettin Güç neredeyse baş koymuş. Temel olarak Şikari’nin eserini kaynak alarak farklı konuları kitaplaştırmış.

Günümüzün ülkesel düzeydeki tüm tartışmalarını geçmişin süzgecinden geçirsek, karşımıza çok şaşırtıcı olmayan bir sonuç çıkar. Yakın ya da uzak tarihteki pek çok yaşanmışlığın geçtiği aynı süzgeç deliğinin defalarca kullanılmış olduğu görülecektir. Bu örnek, “Tarih tekerrürden ibarettir” aforizmasından içerik olarak oldukça uzaktır. Çünkü o sözde, dogmatik bir tarih anlayışı yatar.

KitapEki
KitapEki

Süzgeç örneğini verirken, kapsamı ülkemizle sınırlı tuttuk. Zaman açısından bir sınırlama gerekirse, ülkemizdeki bir günlük politik pratikle de sınırlayabiliriz. Bir gün içinde yapılan işler, söylevler, atışma ve tartışmaların içinde geçmişi bulmak olası; reddiyeler, yok saymalar, kendine uygun olanı doğru kabul etmeler… kısacası resmi tarih belası.

İşin içine resmi tarih girince akademi sus pus! Akademyanın konuşması için Cumhurbaşkanı’nın yol vermesi, coşturması gerekiyor. Oysa akademyanın varlık koşulu ya da olması gereken bunun tam tersidir. Yani, başta devletin en zirvesindekinden  –kim olursa olsun- başlayarak dış dünyaya doğru olanı, akıl yolunu göstermek. Malumatfuruşluk yerine bilgiyi bilince dönüştürmek…

Böylesi resmi tarih gölgesi altında, esasen bu gölgenin dışında kalmış bir “amatör” yazar; Şerafettin Güç, Karamanoğlu tarihi hakkında tam beş tane kitap yazmış!

Karamanoğulları tarihi ne ola ki?

Osmanlı tarihi konuşulurken, Karamanoğlu Beyliği bahsi hep bir “bela çıkaran” olarak sunulmaya özel önem gösterilir. Resmi tarih öyle dizayn edilmiştir çünkü. Çünkü Karamanoğulları, Osmanlı’ya karşı hep başkaldırmıştır, dert çıkarmıştır. Beyazıt tam İstanbul’u alacakken “bunu fırsat bilen” Karamanoğlu saldırıda bulunmuştur… İyi ama Osmanlı da diğer beylikler gibi bir beylik iken, Anadolu’daki on beşten fazla beylik merkezinin her birinde “Osmanlı Dostluk Evi” açmamıştır. Kısacası, herkes iktidar mücadelesi içinde, var olmak, yükselmek için birbirine saldırmıştır. Sonuçta “talih” Osmanlıya “gülmüştür.”

Tarihe, gerçeğin ve bilimin prizmasında bakmak, resmi tarihin işine gelmez. Karamanoğlu Beyliği, Mennan Kalesi Savaşı’na değin, (tam ve kesin olmamakla birlikte 1474-1486) yaklaşık 250 yıl Konya, Aksaray, Kayseri, Sivas ve Taşeli arasında hüküm sürmüştür. Beyliğin bayrağı, sikkesi, askeri ve idari teşkilatı vardır. Mısırdaki Memlük etkisi altındaki halife nezdinde adlarına hutbe okunmuştur. Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe fermanına ise burada hiç değinmiyoruz! Her yıl 13 Mayıs’ta, Karaman ili, Ermenek İlçesi Balkusan Köyü’nde Habib Çalışkan ve az sayıdaki gönüllü ve inatçı insan, alçakgönüllü bir biçimde ama inatla Türkçe Dil Bayramı etkinliği düzenlemektedir! Balkusan köyü, Karamanoğulları’nın kurup, ilk yerleştiği köy olarak bilinir. Farklı rivayetler olsa da, kopup geldikleri “Balasagun” kentinden kaynaklandığı, zamanla dildeki değişle Balkusan olduğu kimi kaynaklarda yer almaktadır.

Tarihte Tolunoğlu gibi, Büveyhoğulları gibi kimi yerel iktidarlar bazı kaynaklarda “devlet” olarak yer alabilirken, Karamanoğulları’na hiç olmazsa beylik düşebilmiştir! Her şeyden öte, Karamanoğulları’nın büyük bir “dezavantajı” vardır: Kurucu bey “Sofî Nûre, Nureddin Sofu…” gibi sıfatlarla anılır. Zira kendisi Babai isyanına katılmış bir Babai dervişidir. Daha ne olsun. Oysa, Halil İnalcık Hoca’nın ve başka pek çok kaynakta dile getirilen bir gerçek vardır. Yaşam biçimleri ve kültürel özellikleri gereği Anadolu’da merkezi iktidara karşı çıkan, göçebe Yörük Türkmen unsurlar, zorla veya gönüllü olarak gönderildikleri uc’larda merkezi iktidar için birer kurucu unsur olmuştur. Tarihe İnalcık Hoca gibi bakmak kolay değil…

Şikâri Tarihi’ne göre, Karamanoğlu beylerine “şah” veya “sultan” denmektedir. Yani onlar kendilerini bir devlet sahibi ve devletin başı olarak görmektedir. Yıldırım Beyazıt komutasındaki Osmanlı ordusu ile Karamanoğlu ordusunun yaptığı savaşta Karamanoğlu ordusu yenildiğinde, rivayet edilir ki, Karamanoğlu (Ahmet veya Alâeddin Bey?) Beyazıt’ın karşısına atla çıkmıştır. Yenilmiş bir beyin, huzura, eşitmiş gibi atla çıkmasına Beyazıt bozulup kızmıştır. Buna karşı ise Bey, “Ben de bir senin gibi bir padişahım. Niçin sana muti olayım?” cevabını vermiştir.

İşte, Karamanlı yazar Şerafettin canla başla çalışıp Karamanoğulları tarihine ilişkin beş tane kitap yazmış. Kitaplarında, özellikle doğrudan Karamanoğulları’yla ilgili olanlarda temel olarak da Şikâri Tarihi’ni temel almıştır.

Şikâri kimdir?

Şikâri Tarihi olarak anılan çok önemli bir eser bırakmış olan bu yazarın yaşamı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Ancak, 1350’li yıllarda doğduğu, 1400’lü yılların başında öldüğü yönünde bilgiler vardır. Kitabının önemi; dönemin tarihsel olaylarına birinci elden yazmış olmasıdır. Şikarî, bilgili ve kültürlü bir kişidir. Sahip olduğu bilgisiyle, Arap harfleri kullanarak ve ancak Türkçe olarak eserini yazmıştır. Karamanoğlu beylerinin kökeni, Anadolu’ya gelişleri, Babailikle ilişkiler, ilk kuruluş olayları ve sonrası, savaşlar gibi pek çok konuda ayrıntılı çok değerli bilgiler içermektedir. Merkezde Karamanoğlu olduğu için, tarihe “resmi” Osmanlı bakışı söz konuşu değildir. Bu açıdan karşılaştırmalı çalışmalar için de bulunmaz bir hazine değerindedir. Ayrıca, ciddi bir Osmanlı eleştirisi mevcuttur ki bu eleştiriler de yenilir yutulur gibi değildir. Öyle ki, döneminde Anadolu’da birliği ve siyasal düzeni bozanın Osmanlı olduğunu ileri sürer Şikâri…

Bulunmaz hazine değerindeki bu kitabı şimdiki zamanda da bulmak elbette çok kolay değildir. 16. yy.’da istinsah (El yazısı ile kopyası çıkarılmış) edilmiş nüshaları mevcut olup, metne internet üzerinden de ulaşmak mümkündür.

Sorun

Karamanoğulları konusunda kaynakların azlığını yukarıda da söylemiştik. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın “Anadolu Beylikleri” kitabına Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletleri de eklenmekle, hepi topu (1988 baskısı) 297 sayfadır. Bu kitapta Karamanoğulları bahsi 38 sayfadır. Oysa ki, Paul Wittek’in Menteşe Beyliği adlı eseri (1986 baskısı) 191 sayfadır. Bu kitabı görünce Witek’in Karamanoğulları kitabı yazmamasına hayıflanmamak elde değil. Karamanoğulları konusunda, Haşim Şahin’in editörlüğünde Anadolu Beylikler El Kitabı’nda da Karamanoğulları bahsi (16 sayfa) doğal olarak yer almaktadır (Grafiker Y.). Bu eserlerin dışında, sanat tarihi ve beylikler dönemi mimarisi açısından yazılmış eserler bulunmaktadır.

Yukarıda belirttiklerimiz bu alandaki literatürün tamamı olmamakla birlikte, bundan çok daha fazlası da yoktur aslında. Hep söylediğimiz gibi, bu alandaki sığlık, tarihle olan -görünüşte var olan- büyük ilgiyle ters orantılıdır.

Yinelemek pahasına söylemek gerekir ki, toplumumuzda sağ cenahtaki yazarların öznel yanlışlılarına, “Cihan mefkûresi” gibi siyasal kuram oluşturma çabası içinde düşülen kimi sığlıklara ve yetersizliklere, sol cenahtaki yazarlar da “ilgisiz” kalarak, sonuçta aynı yanlışlıkla karşılık vermiştir. Yapmış olduğumuz bu oldukça “tehlikeli” genellemenin dışında kalan, her iki cenahtan elbette çok değerli yazarlar vardır. Onların hakkını teslim ediyor genellemenin dışında tuttuğumuzu belirtiyoruz. Eserlerine ve emeklerine saygı duyuyoruz.

Beş kitap

Karaman ve Karamanoğlu/Karamanoğulları tarihi konusundaki mevcut literatürün olanca zayıflığı ortadadır. Resmi tarih karşısında neredeyse “yeraltı” nitelikli bir tarih halindedir. Bu “yeraltı olmanın” da çok uzun bir tarihi vardır. Beyliğin ilk ortaya çıkışını 1220-1250’li yıllara götürdüğümüzde, ortaya sekiz yüz yıla yakın bir yeraltı geçmişi çıkmaktadır!

İşte akademinin uzak durduğu bu netameli konuya Karaman’da yaşayan bir “Karamanlı” Şerafettin Güç neredeyse baş koymuş. Temel olarak Şikari’nin eserini kaynak alarak farklı konuları kitaplaştırmış. Bütün kitaplar elbette sadece Şikâri’nin eserinden kaynaklanmıyor. Örneğin Karamanoğlu Sürgünleri kitabında, sürgün fermanları ve mühimme defterleri gibi farklı kaynaklara da başvurmuş. Bu kitapta, Fatih devrinden başlayarak imparatorluğun dört bir yanına sürgün edilen Karamanlılarla ilgili belgeleri ve bilgileri buluyoruz. Özellikle Ermenek ve köylerinden Kıbrıs’a yapılan sürgünlerin köy köy sayıları, adları ve meslekleri ile verildiği bilgiler oldukça ilgi çekici… Kitapların tamamı birer yerel tarih araştırması olma özelliğinde. Bilgi ve belgelerin işlenmesi artık yazarın işi değil bundan sonra!

Kimsenin ilgilenmediği bir konuda bu denli inatçı bir emek çok önemli. Kitapları ve yazarı “amatör” nitelemesinde bulunurken, burada bir değersizleştirme içinde olmadığımızı belirtme gereği duyuyoruz. Kitaplarda, gerek kitap tasarımı, gerekse düzeltiler ve metinsel bütünlük konusunda kimi sorunlar var. Yukarıda da yazdığımız gibi, bir yerel tarih çalışması olarak, bütün kitaplar aynı zamanda birer veri deposu niteliği olarak ele alınmalı. Ancak, bu konuda daha iyi çalışmalar yapacak varsa, resmi tarihin dışına çıkarak Karamanoğulları tarihini araştıracak, yazacak başka kişiler varsa, buyursunlar, yazsınlar, diyoruz. Bu açıdan, farklı konulardaki bu beş kitabın yanlışlarını değil, doğrularını okuyoruz bu aşamada.

Yazar Şerafettin Güç, 1953 yılında Karaman’da doğmuş, aslen ana ve baba tarafıyla Ermenekli. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü mezunu olan yazar, bir süre kamuda çalıştıktan sonra, 1986 yılından itibaren Karaman’da ticari hayata atılmıştır. Kendi anlatımıyla, çocukluğunun ve ilk gençliğinin geçtiği Karaman Kervansaray Meydanı’nda ahilik anlayışını, esnaf ahlak ve kültürünü öğrenmiştir. Bu kültüre böylelikle sahip olmuştur.

Yazar, PVC kapı ve pencere işinde çalışmaktadır. Karaman ve Karamanoğulları tarihi ve kültürü ile ilgili kitaplarının dışında “PVC Kapı ve Pencere Sistemleri” adlı bir kitabı da bulunmaktadır! Yazarın kitaplarını kitabevlerinin “çok satanlar” ya da “yeni çıkanlar” raflarında bulmanız olanaksız. Belki de hiçbir rafta bulamayacaksınız. Kitapları edinmenin tek yolu, yayıncıdan istemek!

Şerafettin Güç, yazarlığının ve ticari hayatının dışında, Toroslar’da Yörükler’le birlikte gezip yaşayarak, zengin bir fotoğraf arşivi oluşturmaktadır. Yazarın saha araştırması yaparak, etno-kültürel değeri önemli olan fotoğraflama çalışması yapması da ayrı bir takdir konusu. Hep dediğimiz gibi, bu hasta dünya ve ülkemiz, Anadolu’da yaşayan böyle özverili ve alçakgönüllü “delilerin” emeği ile direği yıkılmadan durabilmektedir.

  • Şikâri’nin Dilinden – Karamanoğulları Tarihi, Şerafettin Güç, Tarih, Berikan Yayınları,  Gargara 2016, 247 sayfa
  • Karamanoğullarının Kimliği, Şerafettin Güç, Tarih, Berikan Yayınları, Balgusan 2015, 258 sayfa
  • Karamanoğlu Sürgünleri,  Şerafettin Güç, Tarih, Berikan Yayınları, Karaman 2015, 312 sayfa
  • Karamanoğlu Atası Nûre Sofî, Şerafettin Güç, Tarih, Berikan Yayınları, Balgusan 2015, 136 sayfa
  • Karamanoğulları Devrinde Ermenek, Mut, Gülnar; Şerafettin Güç, Tarih/İnceleme, Berikan Yayınları,  İzorya 2016, 352 sayfa
Sabri Kuşkonmaz

Sabri Kuşkonmaz

Hukukçu-Yazar/Şair.
Şiir, roman, anlatı, film öyküsü ve seçki olarak yayımlanmış on altı kitabı var.
Kısa Film ve belgesel çalışmaları yaptı. BESAM kuruluşunda görev aldı. Çağdaş Hukukçular Derneği’nde YK üyeliği yaptı. PEN Türkiye Merkezi YK üyeliği ve genel sekreterlik yaptı. Edebiyatçılar Derneği ve TYS üyesi.
Hukuk Fakültesini bitirdi. Marmara Ü. İletişim Fakültesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Halen Beykent Üniversitesi’nde sinema-televizyon doktora programında öğrenci.
Otuz yıl avukatlık yaptı. Altı yıl Birgün Gazetesi'nde köşe yazarı olarak kültür sanat yazıları yazdı.
Sabri Kuşkonmaz

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *