Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Kayıpların Ardından

0

Savaşlar, ölümler, kayıplar gibi felaketleri ardı ardına yaşayan Peru’dan taşan bir ses Kayıp Kentin Radyosu. Alarcón, felaketin bilincini aradığı kelimelerle buluşturmayı başarıyor.

Son dönem Latin Amerika romanında, iki yönelişe şahit olduğumuzu söyleyebiliriz: Birisi geçmiş ile hesaplaşma, diğeri ise gerçekçiliğe geri dönüş. Geçmişle hesaplaşma temasının ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden birinin, geleceği kurmayı önüne koymuş bir sanatçı kuşağının yeniden ortaya çıkması olduğunu düşünmemiz için elimizde yeterince veri birikmiş durumda. Bunun sonucunda da toplumsal gerçekliğin yeniden kurgusal evrene davet edildiğini gözlemliyoruz. Perulu yazar Daniel Alarcón, son dönemdeki bu eğilimin güçlü yazarlarından biri olmaya aday bir yazar. Yazarın 2013 yılında Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanan Kayıp Kentin Radyosu romanı, Peru’da uzun süre devam eden ve yaklaşık yetmiş bin kişinin öldüğü iç savaşı ve darbelerin, askeri yönetimlerin ve iç savaşların yarattığı en büyük sarsıntılardan olan kayıplar konusunu romanının merkezine alıyor.

KitapEki
KitapEki

Adı belli olmayan bir ülkede geçen hikâyede, Norma adındaki bir radyocu iç savaşın bitmesiyle birlikte ülkenin en popüler radyo programını yapmaya başlar: Kayıp Kentin Radyosu. Norma kendisine bildirilen kayıpların isimlerini okuyarak, insanların yeniden bir araya gelmesini sağlamaktadır. Ama aynı zamanda Norma da bir kayıp yakınıdır ve kocasını savaş bittiğinden beri –on yıldır– aramakta, beklemektedir. Bir gün taşradan, cangıldan, gelmiş bir çocuk radyo binasına gelir ve Norma’nın hayatında ciddi bir değişiklik olur. Kayıp Kentin Radyosu, Norma ve Victor’un birlikte geçirdikleri günlerin yaşamlarını nasıl etkileyeceğini anlatırken aslında Peru tarihindeki kötülüklerin, devlet terörünün, savaşın yarattığı insanlık kaybının panoramasını sunuyor.

Varolmayan Bir Ülke

Alarcón, büyülü gerçekçiliğin alametifarikalarından olan var olmayan bir mekân yaratmayı uygun görmüş romanı için. Ama roman büyülü gerçekçi öğelerle kurgulanmamış. “Yazarların bir kozmoloji, bir dekor ve bir evren yaratmasının nedeni, böyle yapmanın size gerçeği yaratma özgürlüğü vermesidir” diyen yazarın amacı kendinden önceki yazarları birebir taklit etmekten çok, kendi yazarlık serüveninin önünü açacak, bunu yaparken de derdini anlatmasını sağlayacak yolları bulabilmek. Alarcón’un var olmayan ülkesi sadece Peru’nun değil, tüm üçüncü dünya ülkelerinin ortak kaderi olan, savaşların, işkencelerin, kayıpların,  kayıp yakınlarının yaşadığı acıların anlatıldığı ortak bir evren aslında. Bu evrende büyülü olaylara ya da travmaların imgelere havale edilmesine gerek duyulmamış. Kayıp Kentin Radyosu, her dönem dünya halklarına karşı savaş yürüten tüm egemenlerin kullandığı yöntemleri –suikastlar, kaybetmeler, işkencede öldürmeler, toplu mezarlar, mezarsız bırakılan ölüler ve daha sayamadığım kötülükler– tüm çıplaklığıyla anlatmış.

Kayıp Kentin Radyosu savaş sonrası travmalarını anlatırken, kendi tarihimize de yakından bakma olanağı sunuyor. Anlatılan biraz da bizim hikâyemiz: İşkencehanelerin bulunduğu hapishane AY, yerle bir edilen mahalle Tamoe, ormanın derinliklerinde yakılan yıkılan köyler, göçe zorlanan insanlar ile Alarcón, Latin Amerika’dan Anadolu topraklarına görünmez bir köprü kurmuş.

Savaş Cinayetler Dizisidir

Romanın ana temalarından biri savaş. Alarcón’a göre, savaş, uzaktan izleyenler için “şarkının finalidir, uzaklardaki bir yerde geçen, kurcalanmaması daha iyi olan bir cinayetler dizisidir”. İçindekiler içinse, “tek başına süren amansız bir şiddet varlığı olur… Bir makine, bir mekanizma, silahlı adamlar… Bunlar savaşın hizmetkârlarıdır sadece. Bunlardan yeteri kadar ölünce savaş biter”. Tüm bunlar gerçekleşirken egemenler kendi iktidarlarını yeniden kurmanın yollarını öğrenirler: “Hükümet kendini savunma konusunda bazı şeyler öğrenmeseydi yaklaşık on yıllık isyandan sağlam çıkamazdı. Öncelikle, büyük acıyı nasıl ve ne zaman ve kime vereceğini öğrenmişti”.

Alarcón’un savaş hakkında yaptığı en önemli uyarılardan biri ise şiddet ortamının ezilenleri de ele geçirme potansiyeli. Savaşın bir süre sonra insani olan her şeyi silip atan çarkları içerisinde devrimcilerin de hatalar yapabildiği sıklıkla vurgulanmış. Bu tarz uyarıların anlatıcının tarafsızlığı için elzem olduğu söylenegelir. Kimi yazarlarda ise bu tarz, ezilenler ile ezenlerin, ne nitelik ne de nicelik olarak birbirine benzemeyen kötülüklerini eşitlemeye kadar varabiliyor. Oysa Alarcón’un derdi böyle bir eşitleme yapmak, vicdan solculuğu oynamak ya da yenilgi sonrası günah çıkarmalarda ön saflarda yer almak değil; Alarcón, savaşın anlamsızlığını ve savaşın yol açtığı yaraların nasıl tüm bileşenlerin iliklerine işlediğini vurgulamak istiyor.

Robert Walser, Yardımcı’da “felaketin bilinci, aradığı kelimeleri bulamaz genelde” der. Savaşlar, ölümler, kayıplar gibi felaketleri ardı ardına yaşayan Peru’dan taşan bir ses Kayıp Kentin Radyosu. Alarcón, felaketin bilincini aradığı kelimelerle buluşturmayı başarıyor.

  • Kayıp Kentin Radyosu
  • Yazar: Daniel Alarcón
  • Türü: Roman
  • Çeviri: Süha Sertabiboğlu
  • Baskı Yılı: 2013
  • Sayfa Sayısı: 320 Sayfa
  • Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Doğuş Sarpkaya

Doğuş Sarpkaya

1980 İzmir doğumlu edebiyat eleştirmenidir. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi DTCF Antropoloji bölümünde, yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yetişkin Eğitimi anabilim dalında tamamlamıştır. İlk yayınlandığı dönemlerde meraklı bir okuyucusu olduğu BirGün Kitap Eki'nde önce yazar nihayetinde ise editör olmuştur. Aynı zamanda Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir. Yazıları Karşı Düşler, Refleks, Lacivert, İzafi, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Redaksiyon, Ayrıntı gibi dergilerde yayımlanmıştır. Ankara'da yaşamaktadır.
Doğuş Sarpkaya

Latest posts by Doğuş Sarpkaya (see all)

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *