Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Kıbrıs yakın tarihini Çağla Konuloğlu’ndan okumak

0

Eğitimci Araştırmacı Yazar Çağla Konuloğlu 1944 yılında Limasol’da doğuyor. Lise eğitiminden sonra Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Astronomi Bölümü’nde okumak için Ankara’ya gidiyor.

Çağla Konuloğlu’nun beşinci kitabı olan Dipsiz Kuyu isimli romanı 2011 yılında Işık Kitabevi Yayınları’nca basılıyor, sayfa sayısı 268.

KitapEki
KitapEki

Eğitimci Araştırmacı Yazar Çağla Konuloğlu 1944 yılında Limasol’da doğuyor. Lise eğitiminden sonra Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Astronomi Bölümü’nde okumak için Ankara’ya gidiyor. Kıbrıs’a döndükten sonra, 19 Mayıs ve Girne Anafartalar liselerinde öğretmenlik yapıyor. Emekli olduktan sonra yazmaya başlayan Çağla Konuloğlu’nun dili sade ve akıcı. Eserlerinde yabancı kelime kullanmaktan kaçınan yazar özellikle yöresel kavramları, gelenekleri, yiyecekleri eserlerinin içinde motif olarak kullanarak, tanınmasını, unutulmamasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlıyor. Adadaki Türklerin sosyal ve ekonomik durumlarını ele alırken ritüellerini, düğünlerini, bayramlarını, inançlarını, hayallerini, gelenek göreneklerini, acılarını, köyünü, mutfağını kısacası yaşayışını resmediyor. Eski sendikacılardan Türk-Sen eski başkanı Önder Konuloğlu’nun eşi olan yazar Arap Ali’nin Oğlu-Bir Sendikacının Hikayesi isimli kitabında birinci ağızdan bilgilerle eşinin hayatını anılaştırıyor.

Yurtsever ve demokrat kimliğiyle tanınan yazarın diğer yapıtları; Anılarla Kıbrıs’ta Yaşam-30 Yıl Güneyde, Anılarla Kıbrıs’ta Yaşam-30 Yıl Kuzeyde, DTB’nin Tarihi-DTB 70 Yaşında.

Yazar Dipsiz Kuyu adlı romanıyla özellikle kadın-erkek ilişkilerine odaklanıyor, kadın hakları, insan hakları temelli bir eser meydana getiriyor. Satır aralarında ise dönemin olaylarını anlatıp çalkantılarını işlerken tarihi açıdan önemli olabilecek ayrıntılara yer veriyor.

Adada yaşanan olumsuzlukların tümünün önü alınamaz. Bildiğiniz gibi İngiltere savaşın taraflarından biridir. Savaşla bir ilgimiz yok deriz ama gel gelelim onlar savaşırken sömürge halkı olarak bizler bombardıman altındayız. Zaten en zararlı çıkan her zaman olduğu gibi halkımız. Neden savaşırlar onu anlamam ama gördüğüm kadarıyla sıkıntıya sokuyorlar bizi de. Kimin gücü kime yeterse! Ancak savaşın en az zararla atlatılması için hükümet bazı yasalar koydu; bunu inkâr edemeyiz. Adada tüketilen ekmekle ilgili olan işte bu geçici yasalardan biridir. Ekmek hamuruna kuru üzüm katılması için fırınlara ve gereken yerlere talimat verildiği günden beri evlerde pişen ekmek üzümlüdür” şeklinde açıklamada bulunur Evdim Köyü’nden Şöhret Hanım (s; 46). Şöhret Hanım ekmeği anlatırken yazar okuyucuya hükümetin yaptırımlarını ve savaşın acımasızlığını hissettirir.

Kitapta bu tür ince detaylarla, sohbetlerle işlenen bilgi akışı devam ediyor.

Savaşın henüz devam ettiği günlerdeydi. Limasol’un tahliye edilmesi, boşaltılması kararı verildiğinde ortalık karışmış, bir hareketlenme başlamıştı. Gerek Türk, gerek Rum, gerek diğerleri olsun, Kıbrıslıların tümü endişe içinde toplanıp dağ köylerine çekilirken ‘gidecek yerim yok. Ne olursa olsun’ diyen veya Mehmet gibi elindeki işi kaybetmek istemeyenler arasında Limasol’da kalanlar oluyordu” (s; 57). Yazar Mehmet’in ve diğerlerinin karar aşamasının geçtiği paragraflarla göç günlerini ve bu kararın ne koşullarda alındığını her boyutuyla yaşatıyor okuyucuya.

Duygu çocukların ölüyü görmesine izin vermedi. Gosti’nin karşı komşusu bir Türk ailesiydi. Komşu çocuklarından biri, evinden sıvışıp, ölü evindeki kalabalığın içine karışarak seyretti gizlice. Çocuk oradan ayrıldıktan sonra gördüklerini Çiğdem’e anlattı. İlk kez bir Hristiyan cenazesinde bulunduğu için gördüklerinden etkilenmiş, gözlerini kocaman kocaman açarak heyecanla anlatıyordu. ‘Gosti tabutun içindeydi. Simsiyah yeni takımlarla beyaz gömleği ve pırıl pırıl parlayan siyah rugan ayakkabılarıyla uzanmış yatıyordu. Yakınları ölüyü damat gibi giydirip tertiplediler, ölü evine gelenlerde tabutun yanından teker teker geçerek selam verdiler’ diyen çocuğun heyecanı gittikçe artıyordu. Çiğdem duyduklarını annesine anlatınca, Duygu onun merakını gidermek için anlatmaya başladı” (s; 115) paragrafında çok kültürlülük öylesine güzel anlatılmıştır ki. Yazar bu satırların arasına küçük çocuğun merakını, ayrı dinlerdeki insanların farklı ritüellerini ustalıkla sığdırmıştır.

Bu kez gittikleri evde onları karşılayan yaşlı iki kadınla ihtiyar bir adam vardı. Esin’i görünce onu candan kucakladılar ve Rumca konuşmaya başladılar. Çiğdem ilk uğradıkları ev sahibine niye Rumca konuştuklarını sorunca aldığı yanıta şaşırdığını saklayamadı. ‘Gençler ve çocuklar Türkçe konuşuyorlar ama yaşlılarımız Rumca konuşuyorlar. Onlara Rumca daha kolay geliyor, çoğu da Türkçe bilmez zaten.’ Çiğdem kendi ülkesinde Türkçe bilmeyen Türkler olduğunu bilmiyordu. O gün fark etti ki kendi ülkesi hakkında pek çok şeyi bilmiyordu. Kendi kendinden utandı ve ilk fırsatta Özmen’e köy köy dolaşmaları ve ülkelerini yakından tanımaları gerektiğini söyledi” (166). Paragrafında yazar Çiğdem’le birlikte okuyucuya da öğretir bilmediği gerçekleri.

“Korsan Ada” terimini kullanır (s; 180) yazar, kendi düşüncesi değildir ancak suç işleyip adaya geri dönmeye karar veren Zeki’nin ağzından verilir. Bazen nasıl bakıldığını görürüz adaya bu cümlelerin arkasından.

Bandabuliya’nın pazar yeri olduğunu öğrenir Kıbrıs Kültürünü bilmeyen okuyucu (s; 187)

Çalışmak için çıkıp da bir daha eve dönemeyen Turgut’un hikayesini okuruz (s; 188, 189).

1963 yılında Türkiye’de okuyan Kıbrıslı erkek öğrenciler gizlice Erenköy’e gönderiliyordu (s; 194) diye başlayan cümlenin devamında o dönemin başka bir boyutunu öğreniyoruz.

Ve olaylar da sürer ekmek kavgası da. “1963 olaylarında Türkler Rumlar tarafından köylerinden kovulunca başka yerlere göç etmek veya en yakın Türk köyüne sığınmak zorunda bırakılmışlardı. Evdim’e sığınanlar arasında birçok çoban vardı. Çobanlar köye keçi sürüleriyle gelince çiftçiler için sorun başlamış oldu. Çünkü ekili araziye dalan keçiler büyük zarara neden oluyorlardı. Aslında o bölgedeki keçi sorunu 1960’tan önce halledilmişti.  Şöyle ki; yapılan halk oylaması sonucu, Evdim bölgesine keçi yasağı konduğu ilan edilmiş ve ekili alan koruma altına alınmıştı. Yasak anlamına gelen ‘Aboglizmo’ sözcüğü o günlerde Evdim’de keçi yasağı olarak algılanıyordu. Çiftçiler keçilerden kurtuldukları için rahat nefes alacaklarını düşünerek sevinirken olaylar patlak verdi. İşte bu nedenle keçi yasağı uygulamaya konamadı. Üstüne üstlük siyasi olaylar yüzünden sürülerle geldiler” (s; 207). Bu bilgiler bir sohbetin içine yerleştirildiği için okuyucuya dikte edilmez. Kitabı okurken Kıbrıs’a ve yakın tarihine ilişkin pek çok bilgiye sahip oluyor okuyucu.

Bunun hemen arkasındaki sayfada (s; 218) “Yeni nişanlılar için düğün hazırlığı yapılırken Kıbrıs yine karıştı. O günlerde Türk-Rum kavgası şiddetlendi ve 1963 olayları patlak verdi. Hava yolları kapatıldığı için Kıbrıs’la Türkiye arasındaki trafik kısmen engellendi. Artık direkt olarak uçamayan yolcular önce Beyrut’a oradan da Lİmasol’a gemiyle gidebiliyorlardı. Çiğdem de Beyrut’tan Limasol’a gemiyle gidenler arasındaydı. Birçok şeyin yaşandığı dönemde Kıbrıs sorunu Ayçe ile Fikri’nin düğününe de gölge düşürdü. Bir yandan insanlar öldürülüyor, bir yandan düğünler yapılıyordu. Artık çocuk anneler azalmıştı ama genç kadınların doğurdukları savaş çocuklarıydılar. Daha ana rahminde etkilenmeye başlayan çocukların gelecekte ne tür problemlerle karşılaşacağı soru işaretiydi”. Yazar savaşın içinde devam etmesi geren günlük yaşantıyı, gelecek kuşağın yaşayacağı sıkıntıları ve nasıl etkileneceğini hem tarihi hem sosyolojik açıdan titizlikle inceliyor bu satırlarında.

Kıbrıs Türk Edebiyatına değerli katkıları olan Konuloğlu, kanser tedavisinin yanı sıra kalp rahatsızlığı nedeniyle de tedavi gördüğü Ankara Atatürk Hastanesi’nde Ağustos 2014’te yaşamını kaybediyor.

Kıbrıs’la ilgili pek çok ayrıntıyı öğrendiğim kitabın yazarının diğer kitaplarını da okuyabilmek dileğiyle.

    • Dipsiz Kuyu
    • Yazar: Çağla Konuloğlu
    • Türü: Roman
    • Baskı Yılı: 2011
    • Sayfa Sayısı: 268 Sayfa
    • Yayınevi: Işık Kitabevi Yayınları
Zeynep Yenen

Zeynep Yenen

Zeynep Yenen 1964 yılında Ankara'da doğdu. Yazma serüvenine, Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olduğu 1987 yılında başladı. Diş Hekimleri Odası tarafından düzenlenen yarışmada iki öyküsü ile ikinciliködülü kazandı (2014-2016). Ölüm Vardiyası-Soma’nın Öyküsü ve Benim de Bir Hayalim Var adlıkitap seçkilerinde, dergi ve bloklarda öyküleri yayınlandı."Adam Vitrinin Önünde Duruyordu" ve "Kadın Vitrinin Önünde Duruyordu" isimli iki öykü kitabı vardır.
Zeynep Yenen

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *