Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Kırgınlığın Kuytusunda

0

Sedef Betil’in öykü yazma tekniği tıpkı resim çizmeye benziyor. O kuytuda kalmış bir duygunun peşinde gezinirken iki üç fırça darbesi ile bunun ifadesini verebiliyor.

Sedef Betil’in “Kırgınlığın Kuytusunda” isimli kitabı, “Kısa Karanlıklar”dan sonra gelen ikinci öykü kitabı. İçindeki öykülerin temaları kitabın ismi ile  müsemma… İnce, köşede kalmış, unutulmaya yüz tutmuş, kimi zamanla çoğalmış, kimi -şansa- biriktirilmemiş kırgınlıklar, hassas-zayıf-dokunulmayası noktalar, bam telleri, üstü kapatılmış- kamufle edilmiş acıların tortuları, dile gelmeyenler-getirilemeyenler, yalnızlıklar, sesli-sessiz itiraflarla dolu zengin bir çeşitleme sunuyor Betil.

KitapEki
KitapEki

Bu defa ilk kitabına kıyasla, öyküler daha kısa ama konuların yelpazesi hayli geniş. Cümleler, ifadeler aydınlık ve net. Bir öykünün giriş bölümündeki üç cümlede, konuyu, kişileri, izleği derhal anlayıp, eyleme geçen karakteri, ya da diyaloglar silsilesi ile ilerleyen sahneleri izlemeye koyuluyoruz hızlıca. Bu hızlılık asla yüzeysellik değil, bilakis gittikçe ustalaşan bir maharetin alâmetifarikası. Yaşandıkları sırada fark edilip isimlendirilmektense, kolayca unutulmaya terk edilen, oysa bulunduğu yere sondaj yapıldığında, kırgın-üzgün-kaygılı her ne varsa yerinden çıkartıp gün ışığında bakma cesaretine sahip, ruha ayna tutan izler var bu hızlılıkta.

Becerikli ama kendini satmaya çalışmayan bir dili var. Bu saf dil ve peşinden gidilen duygular, derin izlerin arkasına düşüyor ama bunları günlük hayatın tam da göbeğinde bulup, sakin, sade, olağan gerçekliklermiş gibi sunuyor.

Oysa denizin dibinden inci çıkarılıyor…

Ekonomik, gereksiz süs ve ağdaya prim vermeyen mimarinin içinde ilerlerken aslında küçük, ince bir kitap içinde yol aldığınızı hatırlıyor ve şaşırıyorsunuz. Çünkü bir öykünün evreninden diğerine geçmek sanıldığı kadar kolay değil. Kendi adıma, hazmetmek için arada durup göğe bakma ihtiyacı duyuyorum…

Aslında Betil’in öykü yazma tekniği tıpkı resim çizmeye benziyor. O kuytuda kalmış bir duygunun peşinde gezinirken iki üç fırça darbesi ile bunun ifadesini verebiliyor. Uzun uzun çizmeye tenezzül etmeden!

“Dam” öyküsü pek hüzünlü ve içliydi, mektup tarzını oldum olası severim… “Genç bir kadının bırakamadıklarında” Woody Allen filmi seyrediyorum hissine kapıldım. “Büyükbaba’nın Bildiklerinde” içimi derin bir burukluk kapladı. Beni en çok etkileyen ise “Mektup” oldu. Bir kadının “anne ve eş” olmamayı tercih etmesi, sadece kendisiyle kalmak istemesi çok çarpıcı geldi. “İlkbahar”daki kadın ve erkek tasvirlerine bayıldım.“Kafedeki Herhangi Bir Adam”da da yüzlerce (binlerce mi?) tanıdığım-tanımadığım insanı buldum…

Betil’in bu öykülerinde sanki kadınlar daha bir kadın gibi geldi bu defa… AVM izine çok sık rastladım. Erkeğin sesini hiç zorlanmadan aktardığına bir kere daha tanık oldum.

Her öykü aslında başka bir koza ördü ve aslında hepimiz farkında olmadığımız kozaların içinde yaşıyoruz dedirtti…

  • Kırgınlığın Kuytusunda
  • Yazar: Sedef Betil
  • Türü: Öykü
  • Baskı Yılı: Mart 2017
  • Sayfa Sayısı: 99 Sayfa
  • Yayınevi: İletişim Yayınları

 

 

Müjde Alganer

Müjde Alganer

Ankara’da doğdu ve büyüdü. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Kaynakları Yüksek Lisans bölümüne devam etti. İş hayatı ile Akbank “Teftiş Kurulu”nda tanıştı. Farklı bankaların, fabrikaların ve danışmanlık şirketlerinin insan kaynakları bölümlerinde çalıştı. Beyin avcılığı yaptı.İlk romanı, “Yedilemma” Sistem Yayınlarına bağlı Galata tarafından 2010 senesinde yayımlandı. “Var Olmak Yasaktır” adlı romanı ve “Ruj” isimli hikâye kitabı Goa Yayıncılık tarafından 2016 yılında yayımlandı.
Müjde Alganer

Latest posts by Müjde Alganer (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *