Responsive banner image
DeliDolu
 

KitapEki Takipçilerinin Seçtiği 2016’nın En İyi 10 Polisiyesi

0

KitapEki takipçileri 2016 yılının en iyi polisiye kitaplarını seçti. Bütün bir yıl boyunca rafları dolduran yüzlerce polisiye kitabı arasından en iyileri seçmek oldukça zorlu bir iş. Kitabın en iyisini seçmek ise görecelidir. Bize göre sizin en beğendiğiniz kitap en iyisidir…

www.kitapeki.com takipçileri düzenlediğimiz oylamaya oldukça yoğun bir ilgi gösterdi ve kendi beğenilerine göre en iyileri oyladılar. Binlerce takipçimizin katıldığı oylamamızda işte öne çıkanlar… Aşağıdaki liste yüzlerce iyi polisiye kitabı arasından takipçilerimizin beğendiği en iyi 10 polisiye kitabının sıralamasıdır.

KirmiziKedi_3

KitapEki olarak ilk yılımızı geride bırakırken ilk kez bir oylamaya imza attık. Belki eksiklerimiz vardı, belki gözden kaçırdıklarımız oldu. Ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki tüm yıl boyunca sizlere dolu dolu bir içerik sunduk. Önümüzdeki yıl ise şimdiye kadar yaptıklarımızdan çok daha iyisini yapacağız. 2017’de yine birlikte olalım, daha çok kitap okuyup, okutturalım… Bir nebze de olsa karanlığı aydınlatalım…

1

Karakol Cinayetleri

Yazarı aklı taksi şoförlüğünde ve pilotlukta kalan Armağan Tunaboylu. Kitaplarındaki öz geçmişinde bunu özenle belirtmiş. Belli ki içindeki çocuğu hiç öldürmeyenlerden. Hali hazırda Maceraperest dizisinden çıkan dört Metin Çakır polisiyesi bulunuyor. Armağan Tunaboylu’nun bu belli bir kalıba sığdırmanın zor olduğu dizisi; diyaloglardaki, monologlardaki hınzırlıkla; olayların gelişimindeki provokasyon ve kişisel ilişkilerdeki maçolukla sizi ciddi olarak şaşırtıyor.

Karakol Cinayetleri kitabını satın almak için görsele TIKLAYINIZ

Edepsiz, fütursuz, kaba bir karakterle karşı karşıya kalıyorsunuz. Tüm bu kötü özelliklerine rağmen okudukça, Metin Çakır’ın başına gelen kötü durumlarda onun adına endişeleniyorsunuz. İkinci maceradan itibaren ise “selam versem cürufu üzerime sıçrar” diye yolunuzu değiştireceğiniz bu “herif”le bir özdeşlik kuruverdiğinizi anlıyorsunuz. Sanırım Yıldız Cinayetleri macerasını sinema filmi yapan yapımcıların da filmin adını Şeytan Tüyü koymaları bu özelliğinden kaynaklanıyor. Karşı durulamaz birisi Metin Çakır.

Güzella Bayındır’ın kaleme aldığı yazı için TIKLAYINIZ

2

Elveda Güzel Vatanım

Ahmet Ümit’in daha önceki romanlarında günümüzde yaşanan bir cinayetin işlenişi ve olayların akışına göre tarihsel referansları yer alır. Everest Yayınları tarafından basılan Elveda Güzel Vatanım ise bütünüyle belirli bir tarihsel kesit içerisinde yaşanıyor. Romanın ilk yarısından sonra kendisini hissettiren polisiye anlatım gerçekte tarihi bir roman olma özelliğini de değiştirmiyor.

Hürriyet uğruna dövüşenlerin hikayesinden kesitler bulacaksınız romanda. Bazılarımız Şehsuvar Sami’nin Ester’den ayrılmasına çok kızacak, bazılarımız da işte mücadele böyle bir şey diyecek. Kişisel mutluluğundan daha fazla toplumsal kurtuluşu tercih edenlerin hikayesine gerçek bir yaklaşım sunuyor Ahmet Ümit.

Selma Sayar’ın kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ
Can Ahıskra’nın kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ

3

Bağdat Merkez

“Bağdat Merkez” ABD’nin Irak işgali sırasında Bağdat’ta yaşanan trajik ve kaotik hayatı bir cinayet soruşturması etrafında gözler önüne seren cesur bir kitap. Cesur diyorum, çünkü yazarı Elliott Colla, ABD vatandaşı ve yazdıkları ABD’nin Ortadoğu politikalarına, demokrasiyi kurma, barış ve özgürlük getirme vaatlerine ciddi bir eleştiri barındırıyor.

Elliott Colla, California Üniversitesi mezunu (1989). Doktorasını ise 2000 yılında Berkeley Üniversitesi’nde tamamlamış. Halen Georgetown Üniversitesi Arap ve İslam Araştırmaları bölümünde modern Arap edebiyatı dersleri veren bir profesör. Aynı zamanda Arap dilinden roman, hikaye ve şiir çevirileri yapıyor. Şu an ki akademik ilgi alanı çağdaş Mısır’da devrimci edebiyat olan Colla’nın kendi edebiyat kariyeri hikaye yazarak başlamış. “Bağdat Merkez” onun ilk romanı.

A. Ömer Türkeş’in kaleme aldığı yazı için TIKLAYINIZ

4

 

Kara Muska

Örselenmişlik ve depresiflik romanın her yanında içinizi acıtacak kadar yoğun. Okuyucunun nefes almasına fırsat vermiyor. Bir rengi olsaydı romanın sepya ve siyah olurdu. Ortadoğu ülkesine ve acıya yakışırdı bu renk.

Romanın ana karakteri ve yan karakterler en küçük kurtuluş umudu hissettirmiyor. İnsan bir edebi eseri okurken bir yerde ufak bir kapı olsun, o kapının altından ışık sızsın istiyor. Umut var diyelim, umut var. Yok diyorsunuz okurken, yok hiç umut yok.

Romanı okuyup bitirdiğinizde dinlendiriyorsunuz, kafanızda döndürüyorsunuz bir süre. Tekrar düşünüyorsunuz, gerçekten hiç umut yok mu?

Sonra ipi bir işkencecinin elinde sallanan Kara Muska geliyor aklınıza. Umut hiç biter mi kardeşim, umut hiç biter mi?

Güzella Bayındır’ın kaleme aldığı yazı için TIKLAYINIZ

5

Liste

Tüm roman karakterleri ve kişileri kadar iyi tarif edilmiş bir başka karakter de “şüphe” Liste’de. Kurtlukta düşeni yemek kanundur sözünü doğrularcasına çıkar çatışmalarının doruğa çıktığı, kimin kimi neden takip ettiğinin belirsizleştiği, herkesin bütünüyle şüphede olduğu durumlar önemli yer tutuyor romanda.

Naci Soğuk’un gidişini izlerken en saf duygularının arasından şüphe mırıldandı: Cemaatçi olabilir mi? Syf; 88

Cinayete kurban giden genç adamın kimliğinden tutun da elindeki listenin aslında ne olduğuna ve kimlerin kuyusunun kazılıp kimlerin akıbetinin ne olacağına dair hemen bir sonuca varamayacağımız olaylar dizgisi okuru nefes nefese bir takibin, kovalamacanın içine sokuyor. Kim kimi neden takip ediyor, en az roman kişileri kadar merakta kalıyoruz son ana kadar.

Romanın 16. Bölümü değme polisiye filmlere taş çıkartacak bir aksiyonu barındırıyor içinde. Kimin öleceğini, vurulacağını, düşeceğini okurken, iyi bir aksiyon yazarı ve sinematografik bir bakışla karşı karşıya olduğunuzu da fark ediyorsunuz.

Güzella Bayındır’ın kaleme aldığı yazı için TIKLAYINIZ

6

Lontano

Jean-Chrıstophe Grangé’den Kongo-Fransa-Belçika üçgeninde tüyler ürpertici, soluk soluğa bir kovalamaca.

Onlar ölümsüzlüğün sırrına vâkıf olanlardı. İntikam hissiyle yanıp tutuşan, kötülüğün öncüleriydi. Zamanın ve mekânın ötesine geçebilenlerdi. Afrika’nın derinliklerinden getirdikleri Kara büyüleriyle aklın sınırlarını aşanlardı.

7

 

Merhume

“Ülkenin en haysiyetsiz, en alçak, en satkın gazetesinin gündem toplantısı… Şeytan gibi akıllı, yılan gibi tahsilli, zehir gibi kültürlü köleler sıfatıyla dizilmişiz masanın etrafına…” diye çalıştığı gazeteyi tanımlayan Kültür Sanat Editörü Evren Tunga’nın kaset çözümleri romanın ana izleğini oluşturuyor.

Evren Tunga’nın 14 kaset çözümü, Yusuf Sertoğlu’nun dört adet not defteri ve Şevket Kara’nın tuttuğu bir adet günlük. Tezgel Arif Efendi’nin Son Safha adlı eserinin çeşitli bölümlerinden yapılan hikâyecik ve aforizmalar da romanda yerini alıyor.

Diğer romanlarında olduğu gibi Merhume ’de de karakterler güçlü, olaylar girift, diller keskin, silahlar dumanlı. Damarlarda bolca alkol dolaşıyor.

Güzella Bayındır’ın kaleme aldığı yazı için TIKLAYINIZ

8

Cinayet Sanatı

1880 yılı, Londra’nın yoğun sisli, tekinsiz sokakları… Kurbanlarının parçaladığı bedenleriyle yarattığı sanatsal kompozisyonlarla mitolojik bir mertebeye erişen bir seri katil, yarattığı korku dalgasından beslenerek büyür.

Bu tek kişilik gösteriyi izleyen her Londralı sıradaki kurbanın kendisi olabileceğinin bilincindedir. Korkuya karışan haz, gösterinin heyecanını daha da artırır.

Tiyatro salonlarının ve sanatçıların merkezinde olduğu, Karl Marx gibi tarihi kişiliklerin cinayet şüphelisi olarak ifade vererek kurguya katıldıkları hikâye, kocasını öldüren Elizabeth Cree’nin asılmasıyla başlar. Elizabeth gerçekten suçlu mudur? Belki de sakladığı sır, merhum kocasının günlüğünde gizlidir: “Güzel, güneşli bir gündü ve ben bir cinayetin yaklaşmakta olduğunu hissedebiliyordum.”

Ackroyd Cinayet Sanatı’nda -tıpkı Dostoyevski’nin St. Petersburg’u, James Joyce’un Dublin’i ve Orhan Pamuk’un istanbul’u kullanması gibi- kurgusunun arka planına çok iyi bildiği ve ilmek ilmek işleyerek anlatmaktan keyif aldığı Londra’yı yerleştiriyor. Bu bağlamda roman, heyecan verici bir seri katil hikâyesini akıcı bir dille vermenin yanısıra Victoria dönemi Londrası’nın yaşam koşulları hakkında da belgesel izleniyormuş hissi veren ayrıntılara yer veriyor.

İdam sahnesiyle açılan roman başka bir idam sahnesiyle biter. Bu simetrik sahneler cinayet ile sanat ve yaşam ile ölüm arasındaki gerilimi acımasız bir çerçeve içine alır.

9

 

Siyah Bira

Siyah Bira’nın etkileyiciliğini sağlayan en önemli unsur, 2000’li yılların Yunanistan’ının panaromasını sunma becerisi. Ekonomik krizin ağırlaştırdığı çalışma koşulları ve mülteci sorununun yarattığı hoşnutsuzluk romanın ana aksına yerleşiyor. Danellis, ‘tembel’ yaftası yapıştırılan Yunan halkını da göçle gelmiş ve düşük seviyede işleri yapmayı göze almış mültecileri de romana taşımış. Yunanların göçmenlere bakışı Türkiye’dekine benziyor biraz da: “Yunanlar, ırkçılıkla itham edildiklerinde çileden çıkıyor ama yabancı gördüklerinde de surat asıyorlar.” Avrupa’nın pek çok bölgesine yayılan sıradan ırkçılığın tezahürlerini görüyoruz Siyah Bira’da. Biyolojik ırkçılığın yerini alan ve 80’lerde göçmen işçi olgusuyla yeniden kendisini gösteren gündelik yaşamdaki ırkçılık, Ortadoğu’daki savaşların yarattığı mülteci akınıyla daha görünür duruma geldi. Kültürel farklılığa vurgu yapan ve biyolojik ırkçılıktan daha sinsi olan bu ayrımcılığın tezahürlerini okuyoruz Siyah Bira’da.

Doğuş Sarpkaya’nın kaleme aldığı yazı için TIKLAYINIZ

 10

Cadıbostanı Cinayeti

Kocaman bir şantiyeye dönen İstanbul’un elit Caddebostan sahilinde bir cinayet işleniyor. Çevirilerden ve yarım günlük turlardan para kazanan, ilk romandaki depresyonu hafiflemiş Berna balıklama dalıyor cinayet araştırmasına.

Kimi kahramanlar yıllardır tanıdığınız kişileri çağrıştırır. Yazar sanki o tanıdığınızı yazmıştır. Esra Türkekul’un önce Kapalıçarşı Cinayeti’nde daha sonra Cadıbostanı Cinayeti’nde boy gösteren kadın karakteri Berna Tekdemir bu tür karakterlerden.

Berna; ablanız, arkadaşınız, bir zamanlar yakın olduğunuz iş arkadaşınız olabilecek bir karakter. Esra Türkekul Kapalıçarşı Cinayeti’nde kilo problemi dolayısıyla fiziğinden hoşnut olmayan, evden spatulayla kazınabilecek kadar sosyallik sorunu olan, başladığı işleri kendisi dâhil kimseyi mutlu edebilecek biçimde bitiremeyen bir kadın olarak resmettiği Berna’yı Cadıbostanı Cinayeti’nde daha dışa dönük, biraz daha kendiyle barışmış olarak çiziyor.

Güzella Bayındır’ın Esra Türkekul ile gerçekleştirdiği söyleşi için TIKLAYINIZ

Kolektif Kitap
Paylaş

Cevap Yazın