Responsive banner image
 

KitapEki Takipçilerinin Seçtiği 2016’nın En İyi 10 Romanı

0

KitapEki takipçileri 2016 yılının en iyi romanlarını seçti. Bütün bir yıl boyunca rafları dolduran yüzlerce roman arasından en iyileri seçmek oldukça zorlu bir iş. Kitabın en iyisini seçmek ise görecelidir. Bize göre sizin en beğendiğiniz kitap en iyisidir…

www.kitapeki.com takipçileri düzenlediğimiz oylamaya oldukça yoğun bir ilgi gösterdi ve kendi beğenilerine göre en iyileri oyladılar. Binlerce takipçimizin katıldığı oylamamızda işte öne çıkanlar… Aşağıdaki liste yüzlerce iyi roman arasından takipçilerimizin beğendiği en iyi 10 romanın sıralamasıdır.

Kırmızı Kedi Haziran 1

KitapEki olarak ilk yılımızı geride bırakırken ilk kez bir oylamaya imza attık. Belki eksiklerimiz vardı, belki gözden kaçırdıklarımız oldu. Ama şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki tüm yıl boyunca sizlere dolu dolu bir içerik sunduk. Önümüzdeki yıl ise şimdiye kadar yaptıklarımızdan çok daha iyisini yapacağız. 2017’de yine birlikte olalım, daha çok kitap okuyup, okutturalım… Bir nebze de olsa karanlığı aydınlatalım…

1

Votka&Pera

Aybike Ertürk’ün kaleme aldığı, Destek Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Votka&Pera takipçilerimizin gerçekleştirdiği oylamada en yüksek oyu alarak birinci sıradaki yerini aldı.

Gelin kitabın tanıtım bültenine göz atarak daha yakından tanıyalım;

“Kırmızı ışıkta sokak çocuklarının etten duvar ördüğü Chevy Impala gelinle damadı nereye götürüyordu bilmem; ama beni 87 yazına, çocukluğumun en kral günlerine götürmüştü. İnsan olmanın yükünü çekmediğim, gözlerimi Samantha Fox takvimiyle şenlendirdiğim, Erenköy Mürüvvet Apartmanı’ndaki güzel günlere… O zamanlar babam ölü değildi ve onun ölümünün ardından gerçekleşen felaketler zinciri hayatımı altüst etmemişti daha…”

Votka&Pera’yı satın almak için görsele TIKLAYINIZ

Bu hikâyedeki defolu mal benim. Ruhum ihraç fazlası tişört gibi delik deşik. Vazgeçtim… Pes ettim… Yaşamak için mantıklı bir sebebi olmalı insanın… Pera’nın aşkı yaşama sebebim olabilir miydi bilmiyorum ama kesinlikle denemeye değerdi…

“Boğaziçi Köprüsü’nün korkuluklarında, kollarımı iki yana açıp kendimi boşluğa bırakmadan önce tepemde parıldayan güneşe bakıp gülümsedim. Meğer dünyanın son günü ne kadar huzurlu, ne kadar da muhteşem bir eylül günüymüş…”

Geride bıraktığımızı zannettiğimiz ama usul usul ardımızdan gelip yanı başımızda biten, çocukluğumuzun toplamından ibaret, tüm psişik düğümlerimizin gelip de bir yumakta toplandığı şey değil midir hayat dediğimiz?

Romanın son sayfasına geldiğinizde, size bir armağan verilmiş gibi hissedeceksiniz.

2

Körburun

Körburun’u özetlemek kolay değil. Onun için özetleme çabası yerine asıl derdinin ne olduğunu anlamaya çalışabiliriz. Hükümenoğlu, 1960’tan 1990’lara kadar Körburun üzerinden Türkiye’deki tarihî kırılma ânlarının peşine düşüyor. Ama bunu kuru bir tarihî anlatımla gerçekleştirmiyor. Romanın sayısı epey fazla olan ana karakterlerinin hem bedensel hem ruhsal büyüme evrelerini de takip etmemizi sağlıyor. Hayri’nin, Neriman Abla’nın, Meral’in, Murat’ın, Seher’in, Ferit’in hem çocukluklarını ya da gençliklerini hem de dönüştükleri kişileri takip ediyoruz roman boyunca. Ama Hükümenoğlu bununla kalmıyor: Ana karakterlerin dokunduğu kişileri de kanlı canlı birer karakter olarak yansıtmaya çalışıyor. Bu zor çaba ülkedeki gelişmelerle harmanlanınca, romanın derdine nüfuz edebiliyor okuyucu.

Doğuş Sarpkaya’nın kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYIN

3

Kuşlar Yasına Gider

Roman tek katmanlı bir hayat hikâyesidir. Toptaş’ın önceki eserlerinde alışık olduğumuz çok katmanlı yapı, zaman ve mekânda ani sıçramalar son romanı Kuşlar Yasına Gider de kurgulanmamıştır. Basit ve yalın bir dille “düz bir hayat hikâyesini” başka bir ifadeyle “baba ile oğul hikâyesini” anlatır. Bu romanda olaylar, gerçek mekân ve zamanlarda geçer. Okurken Ankara’yı, Eryaman’ı, Konur Sokağı, Güvenpark’ı gezer ve Denizli’ye giden yolda yolculuk yaparız. Taşradaki merhametli saf insanların arasında dolaşır, onlarla sohbet ederiz.

Serdal Keskin’in kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ

Doğan Yalçın’ın kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ

4

Finnegan Uyanması

James Joyce, Ulysses’ı yazdıktan sonra on yedi yılı aşan bir uğraş sonucu Finnegan Uyanması’nı edebiyat dünyasına sunduğunda büyük tartışmalara yol açtı. İngilizce yazılmış en zor eserlerden biri kabul edilen, hemen her türlü konu, anlatım ve karakter kalıbını kırarak deyim yerindeyse çığır açan bu eser, ilk parçası yayınlandığından bu yana akademisyenlerin ve eleştirmenlerin çalışmalarına konu olmaya, üzerine yazılmış sayısız kitapla edebiyat alanında gündem yaratmaya devam etmektedir.
Türkçenin de dahil olduğu yaklaşık kırk dilin dağarının birleştirilmesiyle türetilmiş sayısız kelime, denizde kum misali söz oyunları, genellikle çokanlamlılık içeren cümleler, hem tarih ve mitolojiye, hem de edebiyat ve siyasete uzanan çok katmanlı göndermeler nedeniyle “çevrilemez” sayılan ve bugüne dek yalnızca altı dile çevrilebilen Finnegan Uyanması dilimize ilk kez tam metin olarak Sel Yayıncılık tarafından kazandırıldı.

5

Ucunda Ölüm Var

Kemal Varol, Ucunda Ölüm Var romanında Esat Oktay Yıldıran’ı anlatmış. Diyarbakır Cezaevi Komutanı’nı ve Köpeği Co’yu anlatmış Doğan İlteriş adıyla. Ağıtçı Kadın’ı sorgusuz sualsiz bir jandarma devriyesiyle aldırıveren komutanın karısının güzellemeleri ve kibriyle anlattırmış. İronik ve pek acıklı. İki kızına küçük notlarla onları sevdiğini söyleyerek işe gidip insanları köpeğe tekmil vermek zorunda bırakan, bok yediren komutanı.

Güzella Bayındır’ın kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ

6

Müptezeller

Roman kahramanının ağzından aktarılan ve çok hızlı akan hikayede bir üniversite öğrencisinin birkaç yılına eşlik ediyoruz. Serbes, kahramanının ismini sonlara doğru açıklamış ama özeti kolaylaştırmak açısından Bakır Arslan ismini daha baştan telaffuz etmek zorundayız. Onunla Antalya’da turistik bir otelde garsonluk yaparken tanışıyoruz. Okulla işi bir arada götürmeye çalışan, aslında pek okula uğramadığı için boş vakitlerini Antalya bitirimhanelerinde değerlendiren, ağzı az buçuk laf yaptığı için bu çevrelerde sevilen bir genç. Nasıl bir çevre olduğunu Bakır’ın ağzından dinleyelim;

Benim takıldığım pasajda Lık Lık Birahanesi gibi daha memur işi, ucuzcu yerler vardı. Agora meyhanesi, Zekai Baba’nın Yeri, Yolcu Birahanesi falan hep bizim oradaydı. İç karatıcı yüzler, ümitsiz bakışlar ve canlı enkazlar da, yılların sildiği, boku, teri, kusmuğu ve sarhoş gözyaşlarının kokusu da bizimleydi tabii.

A. Ömer Türkeş’in kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ

7

Kırmızı Saçlı Kadın

Baba-oğul ilişkisine dair iki efsanenin, Sophokles’in Kral Oidipus’u ve Firdevsî’nin Şehnâme’si paralelinde bir hikâye anlatılıyor Kırmızı Saçlı Kadın’da. Babasının aileyi terk etmesi üzerine “bütün hayatı değişen” ve bir eski-zaman kuyucusu olan Mahmut Usta’nın çırağı olarak kısa süreliğine Öngören’e giden Cem’in hikâyesi, o sıralar Öngören’de oynayan çadır tiyatrosundaki Gülcihan’la şans eseri tanışması ve Mahmut Usta’yla olan ilişkilerinin gelişmesiyle efsanelere benzer bir hale geliyor. Önceleyin sezemiyoruz bunu, fakat romanın ikinci kısmında Cem ve karısı Ayşe’nin dünyanın çeşitli kentlerinde bu iki metnin peşine düşmeleri, mütemadiyen -biraz da Cem’in zorlamasıyla- Oidipus ve Sührab’ın hikâyelerini mukayese etmeleri, romanın finalini pek az ıskayla tahmin etmemize olanak sağlıyor. Bu yönüyle, tıpkı bir çember gibi, başlangıcı ve bitişi denk düşen bir kurguyu izliyor Kırmızı Saçlı Kadın. Bir kısa roman olmasına karşın, evvelki Orhan Pamuk romanlarından izler taşıyor bu haliyle.

A. Ömer Türkeş’in kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ
Kerem Görkem’in kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ
Mehmet Fırat Pürselim’in kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ
Can Ahıskra’nın kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ

8

Seyrek Yağmur

Bir hikâyenin içinde olmayı arzulayan Rıfat’ın hikâyesi Seyrek Yağmur. Tıpkı seyrek yağan yağmur gibi bir hikâye. Şemsiye açamıyorsunuz, yalnızca bir kap tutabiliyorsunuz altına. O kap Rıfat oluyor. 40 yıl önce devlet tarafından öldürülen dayının, baktığı her yüzde kardeşini gören annenin, bir türlü büyümediği için Rıfat’ı terk eden sevgilinin, test kitabı satmaktan daha kolay olan film yönetmenliği tercihinin damladığı emaye kaplı , “hazin öykülü” Rıfat’ın hikâyesi.

Güzella Bayındır’ın kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ

9

Börklüce

Bilge Umar 1936 yılında İzmir Karşıyaka’da doğdu. Yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Aynı fakültede asistan olarak çalıştı ve doktorasını yaptı. Doçentlik sınavını vererek öğretim üyeliğine atandı. Uzun yıllar Ege Üniversitesi’nin çeşitli yüksek okullarında ek görevle öğretim üyeliğinin yanı sıra müdürlük, kendi fakültesinde dekan yardımcılığı gibi görevler yaptı. Kurucu öğretim üyeleri arasında bulunduğu Ege Üniversitesi’ne (şimdi, Dokuz Eylül Üniversitesi) bağlı Hukuk Fakültesi’nde “Medenî Usul ve İcra-İflâs Hukuku Kürsüsü” başkanı oldu. Üniversiteden ayrılarak hukuk danışmanlığı ve avukatlık yaptı. Hukuk mesleği ile ilgili inceleme yazıları ile yapıtlarının yanı sıra çevirileri, özellikle Türkiye’nin ilkçağ kentleri üzerindeki araştırmaları ile tarih ve arkeoloji konularını içeren kitaplarıyla tanındı.

Son olarak Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Medeni Yargılama (Usul) Hukuku ve İcra ve İflas Hukuku derslerini verdi. Kamu Hukuku bölüm başkanlığı görevinden 2016 yılında emekli olarak İzmir’e yerleşti. Börklüce’nin kendisi de, yaşamı da, üzerine gönderilen ilk iki Osmanlı ordusunu perişan ederek Karaburun Yarımadası’nda kurmayı ve birkaç yıl yaşatmayı başardığı dervişler-müritler komünü de dünya tarihinde benzersiz bir örnek oluşturuyor.

Bütün bu konular üzerine çok ayrıntılı, çarpıcı bilgiler edineceğiniz bu kitabın alışageldiğiniz tarih romanlarına hiç benzemediğini göreceksiniz. Çünkü bu kitap, deneyimli bir tarih araştırmacısının özenli ve tutkulu çalışmasıyla, “asli kaynaklar”dan (örneğin öldürülmesi öncesinde Börklüce ile konuşabilmiş olan Rum tarihçi Doukas’ın anlattıklarından) çıkardığı bilgileri size aktarıyor ve kitap sonuna ekli “meraklısı için notlar” bölümünde bu kaynaklar üzerine de bilgi sunuyor. Ancak, Börklüce olayı hakkında bize bilgi sağlayan kaynaklar, bu olayın bazı ayrıntılarında ya suskundur ya da aralarında kopukluk, farklılık vardır. İşte bu noktada yazarın hayal gücü devreye giriyor ve sizi Börklüce’nin o büyük serüveni ile bir roman bütünlüğü içinde yüz yüze getiriyor.

10

Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor

Hüseyin Kıran başka biçimde düşünüp başka biçimlerde yazarak yerleşik algıyı kırmayı hedefleyen bir yazar. Sevilecek, içine girildiğinde ferahlık hissedilecek yalancı dünyalar sunmuyor okuyucuya. Tersine kendi rahatsızlığını dillendirerek başkalarında da farkındalık yaratmaya çalışıyor. Yeryüzünün her şeyine, insan olma biçimine, her şeyine müdahale eden, onu eleştiren yazarlık anlayışıyla söylemek istediği; “yeryüzünün yüzüne karşı, bir şarjör mermi boşaltmıyorsa bir yazar, hiçbir iş yapmıyor demektir”. Kısacası hem yeryüzüne hem de varolan edebiyata, o edebiyatın diline, insan tiplerine edebiyat yoluyla yöneltilen radikal bir eleştiriyi barındırıyor Hüseyin Kıran’ın romanları.

A. Ömer Türkeş’in kaleme aldığı yazıyı okumak için TIKLAYINIZ

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *