Responsive banner image
 

Kıyısına Sığınmış Deniz

0

Şiirimizin sessiz seslerinden biri olan Azer Yaran’ın ölümünün 10.Yılında şair dostları tarafından yine şair hemşerisi Gökhan Akçiçek önderliğinde bir Armağan Kitap hazırlandı.

Azer Ağabey’i kaybedeli on bir yıl olmuş, ne çabukta dökülüyor takvimin yaprakları…

Kırmızı Kedi Temmuz 2

Şair, Azer Yaran şiirimizin sessiz seslerinden biriydi. Karadenizli olmasına bağlayarak kıyısına çekilmiş, sığınmış bir deniz. Şiir kitaplarını sıralayacak olursak Mayıs (Türkiye Yazıları, 1979), Burada Günışığı Türk (Gibi Yayınları, 1996), Deniz ve Ten (Öteki Yayınevi, 1998); Giz Menekşesi Toplu Şiirler 1975-2002 (YKY 2004)

5658b1dec03c0e58540197ab

Çevirmen Azer Yaran, özellikle Rus edebiyatından yaptığı şiir çevirileri ile kendine yer edinmiş. Çevirdiği şairler ve şiirler arasında ; S. Yesenin, Lirikler (1982), A. Ahmatova, Seçilmiş Şiirler (1984), S. Yesenin, Sönüyor Al Kanatları Günbatımının (1992), A. Blok, Şiirler (1992), B. Pasternak, Kızkardeşim Hayat (1993), B. Pasternak, İkinci Doğuş (1994), Y. Lermontov, Deniz Kızı (1994), A. Puşkin, Bakır Atlı (1995), G. Aygi, Sen-Simalarıyla Çiçeklerin (1995), M. Tsvetayeva, Ruh ve Ad (1996), V. Mayakovski, Dinleyin! (1999). V. Mayakovski, Pantolonlu Bulut (2002), A. Puşkin, Yevgeni Onegin (2003) sayabiliriz.

İşte bu kıyısına sığınmış şaire ölümünün 10.yılında şair dostları, sevenleri tarafından yine şair hemşerisi Gökhan Akçiçek önderliğinde bir “Armağan Kitap” hazırlandı. Kitap altı bölümden oluşmakta; Kitap için kaleme alınan yazılar,Fotoğraf Albümü (Çocukluk, Gençlik Ve Olgunluk Yılları),Azer Yaran’ın vefatı ardından yazılan yazılar,Azer Yaran ile söyleşiler, Azer Yaran’a adanan şiirler, Fotoğraflar (şairin özel eşyaları,kitap Vs)

Kitaba yazı veren isimler;Ahmet Ada,Hüseyin Peker, Hüseyin Avni Cinozoğlu,Metin Fındıkçı,Hayati Baki,Hüseyin Alemdar,Gün Zileli,Doğan Hızlan,Ataol Behramoğlu,Özdemir İnce,Mehmet Taner,Haydar Ergülen,Salih Bolat,Sina Akyol,Eren Aysan,Kenan Sarıalioğlu,Sezai Sarıoğlu,Veysel Çolak,Halim Şafak,İrfan Yıldız,Yılmaz Arslan,Mehmet Can Doğan,Selçuk Küpçük; Özgür Yaran,Ahmet yıldız,Şinasi Tepe,Ahmet telli,Yücel Kayıran,A.Adnan Azar,Gökhan Akçiçek ve Fatin Hazinedar.   Bugün bu isimlerden ikisi A.Adnan Azar ve Hüseyin Avni Cinozoğlu’nun bu kitabı görmeden dostları Azer Yaran’ın yanına gitmeleri ise kitabın kağıt kesiklerinden bir tanesi.

Azer Yaran’ı tanımıyanlar ya da daha çok tanımak isteyenler için A’dan Z’ye Azer Yaran kitabı, tanıyanlar için ise kitaplıklarında itina ile saklayacakları bir kitap.

Şimdi size bu kitaptaki yazım ile göz söze bırakıyorum .

Hemşerim Hem Şairim Azer Yaran

Kıymayın Kıyı Çocuklarına

Üç anakaranın suyu – Karadeniz
Yamaçlarında nefti fundalıklar
Floranın yer boyunca adsız çocukları

… (1)

Tarihini tam hatırlayamadığım seksenli yılların hafif çisentili bir bahar sabahında, uykudan uyanır uyanmaz kendimi deniz kenarına attım. Yine her zaman yaptığım gibi/her kıyı çocuğunun yaptığı gibi kıyıdaki kayıkların sayımını, denizin dalgalı mı dalgasız mı, havanın bulutlu mu bulutsuz mu olduğunu, kıyıya çok yakın olan küçük ada’nın yerinde olup olmadığının tespitini yapacaktım. Ama o sabah etrafta bir gariplik vardı. Fazla sessizdi ortalık. Deniz kenarına gittiğimde gözlerimi kumsaldan alamadım. Gördüklerimin gerçek olup olmadığını anlamak için bir kez daha ellerimi yumruk yaparak gözlerimi ovuşturdum. Ama gördüğüm korkunç görüntü gözlerimden gitmiyordu. Tüm kıyı alabildiğine golibicek (2) ölüleriyle doluydu. Benden önce gelen birkaç arkadaşım ki onlarda kıyı çocuklarıydılar ve benim gibi kıyıya çakılmış, taş gibi duruyorlardı. Arkadaşlarımla bakışarak birbirimizle dolu gözlerimizle konuşuyorduk. Sözler bitmişti bizim ve denizin. Bundandı etrafın sessizliği. Çünkü deniz susmuştu. Dalgalar ölü golibicekleri kıyıya atmış ve sonrasında dalgalar durmuştu. Dalgalar ki denizin sözleri değil midir? Karadeniz’in hep çok sözü olmuştur kıyıya… Ama bu sefer Karadeniz susmuştu. Karadeniz derin… Derin sessizlik… O anda başka bir şey daha gördüm. Ölü golibiceklerin başında çömelmiş bir adam vardı. Korkak adımlarla golibicekleri uyandırmayayım diye parmak uçlarımda çömelmiş adama yanaştım. Daha önce kasabada görmediğim bu yabancı adamın gözyaşlarının yağmur damlalarına karışıp gözlerinden yüzüne süzülüyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. Kocaman bir adam golibiceklerin başında ağlıyordu. Kıyıdaki kahveye koştum. Kahvedekilerin çoğunluğu yaşlı balıkçılar ve sabah namazından sonra sohbete dalmış kasabalılardı. Heyecanla dedim ki; “ Golibicekleri gördünüz mü? Hepsi ölü… Adam… Adam da başlarında ağlıyor…” Yaşlı balıkçılardan biri demli çayından bir yudum çekerek sakin sakin ; “Gördük zehirlenmişler… Haa ağlayan adamı da boşver… O şair…

O günlerde daha yeni şiir yazmaya başlayan ben, şiir hayatına başlamadan hiç unutmayacağım yeni bir şey öğrenmiştim. Şairler ağlarmış. Daha da önemlisi; Bolaman’da benden başka şiir yazan, başka bir Bolamanlı çocuğun daha olduğunu… Üstelik bu olaydan yıllar önce yazılan şu dizelerin de sahibiydi.

Kuşların da düşmanı var mı sence?
Sana bir şey diyeceğim!
Anneciğim ben büyüyünce
Kuşları öldürmeyeceğim!

… (3)

Geç Tanışma

Azer Yaran’ı tanımam bu olay ile oldu. Tanışmamız ise çok daha sonra. Aynı rüzgâr saçları uçuştursa da, aynı denize ayaklar sokulsa da, aynı derenin suyu içilse de bazı tanışmalar maalesef geç oluyor. Azer Yaran ile benim tanışmam da geç bir tanışmadır. İkimiz de bırak Karadeniz’in, Karadeniz’in bir kıyı kasabası olan Bolaman’ın çocuğuyduk. Bu geç kalmanın tek suçlusu var ise o da benim. Bu geç kalma için hiçbir imzalı mazeret kâğıdı geçerli değildir.

Azer Yaran ile geç tanışmamız daha da ironiktir. Tanışmamız Bolaman’da değil İstanbul’da oldu. Tanıştığımızda hastalığının ilk zamanları idi… Ben İstanbul’da yaşıyordum. O da tedavi için kardeşi Zeki Yaran’ın evinde idi. Fırsat buldukça telefon ve ziyaret ile bu açığı kapatmak istiyordum ki bu maalesef yeterince mümkün olamadı. Ama o günlerde iki Bolamanlı olarak İstanbul’un sokaklarını beraberce adımlayamamak içimde hep ukdedir.

O artık Azer abimdir. 

Son Görüşme

2005 yılının sıcak bir ağustos gününde kale’m dediği evinin kitaplarla yüklü odasında hasta yatağından benimle yaptığı eşsiz sohbeti unutmam ve unutmak mümkün değil.

Ona ölü golibicekleri hatırlattım. Yüzünde acı ile karışık bir gülümseme belirdi. ” Fatin, o günle ilgili bir şey daha söyleyeyim. Biliyor musun o gün içeriden yeni çıkmıştım. “ O sözler dudaklarından döküldüğünde, bir iç deniz olan Karadeniz’in bu şair çocuğunun iç denizinde bir fırtınalar tarihinin olduğunu gördüm.

“ …O gün içeriden yeni çıkmıştım.” Bu sözler o an Karadenizli olmayan ama Karadenizin sularında ıslanmış başka bir şair olan Nazım Hikmet’in de yaşamış olduğu bir olayı anımsattı bana. Ve Nazım Hikmet’in bu anısını onla paylaştım. Anı şöyle idi;”Nazım Hikmet 1950 yılında hapisaneden çıktığı ilk gün Vala Nureddin, karısı ve Münevver Andaç ile birlikte arabayla Üsküdar sahillerine gelmiş. Arabadan sessizce inerek doğruca denize ilerlemiş ve ellerini boğazın sularına sokmuştu. Sonra dostlarına dönüp ;”içerdeyken en çok yapmak istediğim şey buydu” der.”

Azer Abi, ben anıyı anlatırken hafif gülümseme ile sözümü hiç kesmeden dinledi. Anladım ki bu anıyı gayet iyi biliyordu. Benim heyecanımı kesmemek için sözlerime hiç müdahale etmedi. Ben anıyı anlatmayı bitirdikten sonra şu dizeleri söyledi;

Ben aslında bugün annemi yazacaktım,Çatlak ellerini sevdiğim, telaşında bir bazlama ekmek,Beni ve kardeşlerimi büyüttü mavi dumanlı bir ocaktan

Ve eğitti içimizde çınar gibi şiiri, eğitti Nazım Hikmet

…. (4)

Şiir yazan Nazım Hikmet’i çok iyi bilmeli. Bırak memleketlisini, yurdunun şairlerini çok iyi bilmeli.” Bu sözler o an yüzümde sağlı sollu patladı. Utandım sanki bu sözleri bana söylemiş gibi geldi. Yüzümün kızarıklığından anladı. Hemen lafı değiştirdi.” Ya Fatin bilir misin ben liseli yıllarda boks yapmıştım.”

Şiirden şairlerden konuştuk. Eskileri, çocukluğunu, ilkokul başlangıç yıllarından, üniversite yıllarına, çalışma hayatını, özellikle 12 Eylül yıllarını, beraber çalıştığı, tanıdığı şairleri anlattı.” Bak Fatin şiirlerimin birer köşelerinde bu anlattıklarımdan bir şeyler var, yerler, olaylar, insanlar…” O an şöyle düşündüğümü hatırlıyorum. Kimi şairler şiirlerinde yaşamlarına dair hiçbir ipucu vermezler. Ama Azer abi’nin şiirlerine baktığımızda yaşamının hemen hemen her dönemine ait bırakın ipucunu, bize “Asyalı Kendir Halat” (4) atıyor.

Tüm bu sohbette 12 Eylül’ün baskıcı rejiminin onu çok yaraladığını gördüm. Ruh denizinde bu yara parçaları hala duruyordu. …

Sevgimizin oyuncakların
Bayram sabahı ışıkla yıkanmış saçların
Türkiye’nin üzerinden kanla geçiyor
Bir fırtınanın kara silindirleri

… (5)

O yıllarda Rusça tercüme yapıyor diye suçlanmıştı. Ne yapacaktı? Elbette Rusça tercüme yapacaktı. Çünkü o, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı mezunuydu ve mesleğini yapıyordu yani Rusça tercüme.

Bu kutsal kıpırdanışın dili yine aynı
Buranın yeşili, martıları, suyu ve değirmeniyim,
Çağıldıyor bağrımda sevinç ve acı çağlayanı,
Yüküm ağır, ben bu dilin çevirmeniyim. (6)

Belki de bir veda konuşmasıydı. Belki de tam dile getiremese de benim yazacağımı düşündüğü için anlattığı kısa bir otobiyografi. O gün bana şöyle demişti; “Bolaman gibi zengin kültüre sahip bir yerden neden başka şair ve yazar çıkmıyor diye içten içe üzülüyordum ama bugün seni tanımaktan çok memnunum.” Azer Abi, hastalığının verdiği yorgunluğu da yenerek endişesini ve sevincini dile getirmiş o gün. Ya ben ne yapmışım? Sanki Azer Abi’yi gene görecekmişim gibi ne not almış, ne kayıt ne de fotoğraf… Çünkü bir gün sonra İstanbul’a döndüm. Yaklaşık 2 ay sonra da o kara haberi duydum. İnsanoğlu yaşarken bazı değerlerin ve anların kıymetini bilmiyor. Tüm bu anlattıklarım belleğimde kalanlar.

ellerimizden usulca sıyrıldı
dallar,herkes ve her şey gitti
görkemli dinletilerin uzayan gölgesinde
teri soğuyordu yorgun ağustosun (7)

Azer Yaran Bolamanlı, hemşerim hem şairim. O Karadeniz’e Kavraz’dan, Bolaman’ın birazcık yüksek yerinden baktı. Yani kuşbakışı… Ayrı bir açıdan aynı acıya… Ne acıdır ki bugün hemşerisi olan çocuklar onu tanımıyorlar. Onlar sahilde golibicek taşlıyorlar! Sahi şimdi neredeler bizim mahallenin çocukları?

Çöplere, hasretlere, dalgalara sürer
Yazgı burada çocukların en arıklarını,
Bir çocuk bin bir boyaya girer,
Yüzer gider kıyının balıklarıyla.

… (8)

  1. Menekşeye Kaside
  2. Bolaman’da karabataklara verilen isim
  3. Kuşları öldürmeyeceğim
  4. Kavuşma
  5. Şiirler Okudum Bugün
  6. Bahar Ezgileri VII
  7. Karadeniz Şarkıları
  8. Yaz Bozumu
  9. Karadeniz Şarkıları

 

  • Kıyısına Sığınan Deniz Azer Yaran
  • Hazırlayan: Gökhan Akçiçek
  • Baskı Yılı: 2015
  • Sayfa Sayısı: 304 Sayfa
  • Yayınevi: Kumdan Yazılar

 

Fatin Hazinedar

Fatin Hazinedar

15 Mart 1965 tarihinde Fatsa Bolaman’da ailenin üçüncü ve son numarası olarak doğdu. Orta öğrenimini Fatsa Bolaman’da tamamladı. 1987 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Metalurji Mühendisliği bölümünü bitirdi. Çocukluğu babasının manifatura dükkânındaki kumaşların, denizin ve fındık bahçelerinin içinde geçer. İleri de yazacağı şiirlerinde deniz imgesinin bolca oluşu şairin denizle büyümesinden kaynaklanmaktadır. Şiirleri başta Evrensel olmak üzere Adam Sanat, Milliyet Sanat, Düşlem, Poetik Us, Yeni Biçem, Mozaik, Yine Hişt gibi dergilerde yayımlanır. 1995 Yılında Rıfat Ilgaz Şiir ödülünde “Aşk-ı Salacak” adlı dosyası övgüye değer bulunur. Ayrıca çeşitli dergi ve gazetelerde de denemeleri çıkar. Kendi deyimiyle fındıkkabuğu ile yola çıktığı şiir denizinde kendisine Kerempe’den Rıfat Ilgaz feneri yol gösterir. Yanında Nazım Hikmet, Orhan Veli, Cemal Süreya gibi can simitleri vardır. Aşk-ı Salacak adlı Çınar Yayınları tarafından yayımlanmış bir şiir kitabı bulunmaktadır.
Fatin Hazinedar

Latest posts by Fatin Hazinedar (see all)

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *