Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

“Konuşmanın İmkânsızlığı Üstüne Bir Diyalog” ya da kelimeler ve şeyler

0

Osman Çakmakçı, dilin tekinsiz bir şekilde müphem ve çift anlamlı hale geldiği bir dünyada karşılıklı konuşmanın imkânlarına dair sorular soruyor, yanıtlar arıyor.

 Şunu kolaylıkla söyleyebiliriz; dil ve sözcük ya da sözcükler, insan ömründe neredeyse her şeydir. Ses tellerimizin, dilimizin ağız ve burun kanallarımızın ürettiği seslerin sayısı bu denli olanaklı ve sınırsızken “Konuşmanın İmkânsızlığı” mümkün müdür?

KitapEki
KitapEki

Konuşma çok sade bir eylem, ama ne ki oldukça karmaşık bir yapıya sahip; dinleyenle konuşan arasında bir düşünce münasebeti, son tahlilde bir paylaşım meselesi ve toplumsal bir gereksinim.

Bütün söz kategorileri bir yandan nesneye, yani konuşmanın mevzuuna, betimlediği hâle, dünyaya, öte yandan da dinleyene yönelik bir yaklaşım içerir ve bu iki yaklaşım aracılığıyla tanımlanır.

Hiçbir ifade, yalnızca söyleyenine düğümlü kalmaz; anlatıcıyla dinleyen arasındaki müşterek etkileşim sonucunda oluşur. Her söyleyiş, belli bir kültürel çevrede üretilmiş ve üretilmekte olan tüm söylemlerle bağıntılıdır ve başına buyruk söyleyen bulunmadığı gibi, başına buyruk söylem de olmaz. Tabii dilin toplum ve tarih içinde yaşayan, değişken ve çalkantılı, kesintisiz yeni anlamlar üreten niteliği göz ardı edilmiyorsa ve dilin tek tek konuşanları tarafından (eğer dilsiz yani konuşma engelli değilse) her defasında değiştirilip zenginleştirilerek yeniden üretildiğini de kabul edersek.

“Eğer sözcükten hiçbir beklentimiz yoksa söyleyebileceği her şeyi önceden biliyorsak, diyalogdan çıkar ve şeyleşir.”diyor Bahtin, M. M. (2001). “Karnavaldan Romana” çalışmasında…

Konuşmanın İmkânsızlığı Üstüne Bir Diyalog adlı kısa ve öz çalışmasında Osman Çakmakçı, tüm bu imkânsızlıklardan bahsederken insan insana diyalogun, insan insana konuşmanın tam tamına imkânsızlığına değil, başka bir yere başka bir şeyleşmeye işaret ediyor. Çakmakçı, “bir insanın anlatmak istediklerini bir başkasına tam olarak aktarabilmesinin imkânsız olduğuna” inanıyor.

Bunu söylerken aslında iki insanın ya da daha fazla sayıda insanın, konuşmanın kendisini inşa etmek için gerekli olan karşılıklı anlamayı gerçekleştiremeyeceğini savunuyor. Nedenini de sözcüklerin her birinin o sözcükleri kullananların tecrübelerini yüklendikleri ve o tecrübelerin hatırasını taşıdıkları için hiçbir zaman aynı sözcüklerle konuşamamamız olarak açıklıyor ve kısmen de yabancılığa vurgu yapıyor; “yabancılık sözcüklere içkindir yani onların doğasında vardır” Çakmakçı’ya göre.

Kitap ya da kitaptaki diyaloglar, kelimeler, dil, dilin sınırları, varoluş, sanat, şiir, doğa, müzik, mantık, varlık, sanat, dünya, hakikat, Nietzsche, Mevlana, Albert Camus, vs. vs. bir dolu meseleye kısa da olsa değiniyor.

Dilin, kendimizi ifade etmede yetersiz olabileceği ve hep eksik kaldığı bilenen bir söylem. Sözcüklerin, düşüncelerimizin ve duygularımızın sakat bir temsili olduğu da öyle… Peki, bu bir imkânsızlık mıdır?

Bireylerin belleğinde bulunan söz imgelerinin tümünü kucaklayıp, “kolektif” bir dili oluşturacak toplumsal bağı kurabilme olasılığı var mı?

Çakmakçı, konuşmanın sözcükler aracılığıyla değil, duyarlılıkla mümkün olduğunu, ne kadar mümkün olabilirse o kadar mümkün olduğunu düşünüyor. “Bir insanın duyarlılığını bir başka insana mümkün olabilecek en eksiksiz biçimde aktarabilecek bir Dil var mıdır?” diye soruyor.

Osman Çakmakçı, Konuşmanın İmkânsızlığı Üstüne Bir Diyalog çalışmasında insan insana konuşmanın ya da diyaloğun sonsuz ve sınırsız çeşitliliği içinde kitap dili ile konuşma dili arasındaki karşılıklı bağıntıları nelerdir sorusunu da akla getiriyor bir yandan. İnsanın zihinsel, ruhsal, bedensel ve kültürel öğeleriyle beraber, dilin tekinsiz bir şekilde müphem ve çift anlamlı hale gelebildiği bir dünyada karşılıklı konuşmanın imkânlarına dair sorular soruyor yanıtlar arıyor.

  • Konuşmanın İmkânsızlığı Üstüne Bir Diyalog
  • Yazar: Osman Çakmakçı
  • Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 76
  • Baskı Yılı: 2015
Cengiz Kılçer

Cengiz Kılçer

1966 İstanbul doğumlu. 1995 yılından beri şiir ve edebiyat eleştirileri yayımlanıyor.Sanat Cephesi,Sol Portal,Sol Gazetesi Kitap Eki editörleri arasında yer aldı. Çöl Takvimi Kitabı ile 1995 Dünya Kitap Ödülünü aldı.Sırası ile Çöl Takvimi (Dünya Kitapları 1999), Adaklar ve Şarkılar (Artshop 2008) ve Kızıl Kuğular Gecesi (Komşu Yayınları 2012) adlı kitapları yayınlandı.
Cengiz Kılçer

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *