Responsive banner image
 

Kuşlar Yasına Gider

0

Geçtiğimiz hafta Everest Yayınlarından çıkan Hasan Ali Toptaş’ın “Kuşlar Yasına Gider” kitabı, “İçimdeki ses uzaklara çekilmişti” cümlesiyle başlıyor. Roman yollarla, yolculuklarla, türkülerle ve ölümlerle devam ediyor.

Romanın başkahramanı aynı zamanda romanın anlatıcısı, Ankara da yaşayan bir yazardır. Annesi ve babası Denizli’nin Çal ilçesinde yaşar. Baba Aziz Bey, eve gelmeme pahasına yıllarca şoförlük yapmış ve geçirdiği kaza sonucu bir ayağını kaybetmiştir. Protez bacak taktırmış tedavisi için birkaç yeri denedikten sonra Ankara da tedavi olmak için oğlunun yanına çıkıp gelir. Ankara’da tedavi olduktan sonra Denizli’ye tekrar döner. Bu ilk yolculuktan sonra babanın tedavileri ve ihtiyarlık zamanındaki hastalıkları (lenfoma) için yazar anlatıcı hep yolculuk yapar, onları hastaneye hep oğulları olan yazar anlatıcı götürür. Kahraman, roman boyunca Ankara-Denizli arasında gidip gidip gelir. Ailesiyle haberleşmeyi annesiyle yaptığı telefon konuşmalarıyla sağlar. Babasının tedavileri için sık sık Ankara’dan Denizli’ye yolculuk yapar.

Kırmızı Kedi Temmuz 2

Roman tek katmanlı bir hayat hikâyesidir. Toptaş’ın önceki eserlerinde alışık olduğumuz çok katmanlı yapı, zaman ve mekânda ani sıçramalar son romanı Kuşlar Yasına Gider de kurgulanmamıştır. Basit ve yalın bir dille “düz bir hayat hikâyesini” başka bir ifadeyle “baba ile oğul hikâyesini” anlatır. Bu romanda olaylar, gerçek mekân ve zamanlarda geçer. Okurken Ankara’yı, Eryaman’ı, Konur Sokağı, Güvenpark’ı gezer ve Denizli’ye giden yolda yolculuk yaparız. Taşradaki merhametli saf insanların arasında dolaşır, onlarla sohbet ederiz.

Romana geniş bir çerçeveden bakarsak çok farklı konuları ele aldığını görürüz. Toptaş bu romanında bu konuları ve ele alış şeklini hikâyeye öyle bir eklemiştir ki romanı bitirdiğimizde hepsi birbiriyle uyum içindedir. Bazı bölümlerde kentle taşrayı karşılaştırmıştır. Buna örnek olarak baba Aziz Bey’in Ankara’ya geldiğinde yolda kalmış bir arabaya “Şu arabaya bir el atalım yahu” diyerek koltuk değnekleriyle de olsa yardım etmek istemesi taşra insanını, yine baba Aziz Bey’in buz tutmuş havuza düştükten sonra “Buz tabakalarının arasında can havliyle çırpınırken, yanımdan yöremden bir sürü insan geldi geçti ama hiçbiri, hiçbiri başını çevirip bakmadı oğlum. Anlıyor musun, hiçbiri… Sesime kulak veren de olmadı.” diyerek kent insanını anlatır.

Kahramanın Ankara’dan Denizli’ye yolculuklarında “beyaz bir at” gizemli bir şekilde ona eşlik eder, arabayla yarışırcasına koşar. Bu “beyaz at” ve “beyaz gömlekli çocuk” romanın olağanüstü ve hayali varlıklarıdır. Her yolculukta beyaz at köye daha da yaklaşır, bu at “ecel atıdır.” İlk gördüğünde Hüseyin Dayının atı daha sonra, İzzet Dayı, üçüncü olarak da Gülfem Teyze karakteri ölür. Romanın en son ölümü ise baba Aziz Beyin ölümüdür. Bu ölümlerde Anadolu insanının merhamet ve ince duygulu halleri romanda görülür. Hüseyin Dayısının, atının ölmesi üzerine telefon zil sesini at kişnemesi yapması hayvana duyulan merhameti ve sevgiyi anlatır. Yine canlıya duyulan merhamet ve sevgiye örnek olarak ev kapısının yolunu engellediği halde erik ve asma ağacının Aziz Bey tarafından kesilmemesidir. Romanda ön plandaki merhamet temi ise, evladının babaya, babanın da evlatlarına duyduğu merhamettir. Fakat en dramatik durum ise Aziz Beyin ölen oğlu Suat’ın cenazesinde olamaması, eşine Suat’ı sık sık anlattırıp ağlaması ve annenin ölen oğlunun paltosuna sarılıp sarılıp hasret gidermesidir.

Romanda yolculuklara türküler eşlik eder. Her yolculukta Hacı Taşan’dan Talip Özkan’a, Zaralı Halil’den Kazancı Bedih’e, Fatma Türkan Yamacı’dan Hisarlı Ahmet’e, Erkan Oğur’dan Nida Ateş’e ve onların türkülerine kulak verilir, dörtlüklerle romana katılır. Okurken kelimelerin ritmi ve sesiyle, arabanın sesi bu türkülere eşlik eder. Toptaş romanında bunu yaparak türkülere ses vermiş ve hikayesi olan bu türküleri romanına güzel bir şekilde eklemiştir. Romanda türkülerden ayrı kendisinin diğer eserlerinden de söz eder. “Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır” sözü “Yalnızlıklar” kitabından alıntıdır. Romanda “Bin Hüzünlü Haz”, “Gölgesizler” ve “Sonsuzluğa Nokta” kitaplarına değindiği bölümler de vardır. Dostoyevski’ye amca, Cervantes’i dede diyerek selamlar ve Sterne’in Tristram Shandy eserinden bahseder.

Romanda yer alan bir başka bölümde ise, kahraman olan yazar-anlatıcının kendisi hakkında hazırlanmış bir çalışma üzerinden kitaplarının nasıl okunması gerektiğini ortaya koyuyor. Kendisi hakkında hazırlanan bu çalışmayı yapan akademisyene yönelik eleştirileri şöyle anlatıyor romanda: “Kitabı yazan akademisyen, yazarla anlatıcıyı aynı kişi sanıyordu çünkü; bu nedenle de bilimsel çalışma yapıyorum iddiasıyla, romanlarımdaki kahramanları kollarından yahut yakalarından, paçalarından tutarak sürükleye sürükleye getirip benim hayatımın orasına burasına raptediyordu. Dolayısıyla, romanlarımda anlattığım her evlilik benim evliliğimdi ona göre; dayılar benim dayılarım, dedeler benim dedelerim, çocuklar benim çocuklarımdı(…) Sürüklene sürüklene getirilip hayatımı raptedilen zavallı roman kahramanlarına mı, bunu yapana mı, kendime mi yoksa hepimizin içinde bulunduğu zamana mı acıyacağımı da bilemiyordum o sırada.” Toptaş, romanında sanki kendini anlatıyor gibi sesleniyordu okuyucuya ve eleştirmenlere. Fakat romanlarında kendini anlatmadığını ve yazdıklarının sadece bir kurgudan ibaret olduğunu da bu vesileyle anlatıyor.

Roman otobiyografik bir eser gibi görünse de Toptaş’la yapılan söyleşide bir soru üzerine “Ama romandaki baba, babam değil. O romandaki baba. Romandaki oğulda ben değilim. Hem benim hem değilim. ‘Kuşlar yasına gider’ otobiyografik bir roman değil. Zaten yazar ‘otobiyografik bir roman’ demediği sürece hiçbir roman öyle değildir” der. Fakat Hasan Ali Toptaş ile kahraman yazar-anlatıcının hayat hikâyeleri birbirine benzer. İkisi de Denizli’nin Çal ilçesinde doğmuş, Ankara’da yaşayan ve romanlar yazan kişilerdir. Hasan Ali Toptaş’ın kişisel kitaplığından kaybolan Sterne’in eseri romanda görülür. Bir başka örnek ise, kahraman yazar anlatıcının romandaki eserleri (Bin Hüzünlü Haz, Gölgesizler, Yalnızlıklar) Hasan Ali Toptaş’ın kendi eserleridir.

Kuşlar Yasına Gider, baba ile oğulun “uzaklara baktığı”, “babanın eskiyi hatırlayarak ölümü beklediği”, çocukların babaya “sessiz bir merhametle nefes verdiği” insanın içine işleyen bir eserdir. Kahramanları, “bulanık ve uğultular içinde olan dünyada” incitmekten kaçınan, hatır bilen, “aldatmayıp aldatılan”, “kapılarını kilitlemeyen”, yardımsever insanlar olan ‘merhametli bir romandır’ Kuşlar Yasına Gider…

  • Kuşlar Yasına Gider
  • Yazar: Hasan Ali Toptaş
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Ekim 2016
  • Sayfa Sayısı: 250 Sayfa
  • Yayınevi: Everest Yayınları
Serdal Keskin

Serdal Keskin

Aydın’da doğdu. Muğla Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümününden mezun oldu. Yazmaya, karalamaya çalışan iyi bir okur. Öyküler, kitap tanıtım yazıları ve eleştirileri yazıyor. Serçeşme, edebiyathaber.net, kaosçocukparki.com ve Kafkaokur gibi edebiyat ve sanat kollektiflerinde yazıları yayınlandı.
Benim için Anar'ın dediği gibi "Bilmek, şahit olmaktır." ve "Dünya, okunacak en iyi kitaptır." der...
Serdal Keskin

Paylaş

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *