Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Lilâv Kitabevi: “Bir noktadan sonra kitapçımızı yönlendiren okurun kendisi oldu.”

0

Lilâv Kitabevi 2016 sonbaharında eski Aram çalışanı Rabia Karayil tarafından kurulan, Diyarbakır’ın kültür adalarından biri.

Lilâv Kitabevi 2016 sonbaharında eski Aram çalışanı Rabia Karayil tarafından kurulan, Diyarbakır’ın kültür adalarından biri. Kitapçıya girdiğiniz anda sizi masalarda dergi karıştıran, kitap okuyan, raflar arasında gezinen gençler karşılıyor. Çalışanların yakın ilgisi ve yönlendirmeleri söyleşimiz boyunca arka planda devam etti, genç bir kadının kurduğu bu kitapçıda, aslında çoğu bağımsız kitapçıda gördüğümüz, sevdiği kitabı okurla paylaşma, okuru yeni yazarlar keşfetmesi için yüreklendirme durumu var.

KitapEki
KitapEki

Ofis semtinde bulunan Lilâv Kitabevi’nde, Kadın Araştırmaları, Kurdî Roman (Kürtçe Roman), Kurdî Lêkolîn (Kürt Araştırmaları), Dimilî (Zazaca) Felsefe, Psikoloji, Siyaset, Sosyoloji, Ekonomi-Politik, Araştırma, İnceleme, Dünya Klasikleri, Dünya Roman-Öykü, Türk Edebiyatı, Şiir, Sözlük, Mitoloji, Edebiyat-İnceleme, Kişisel Gelişim, Din, Bilim-Sanat, Sinema-Tiyatro, Çocuk ve Dergi raflarından oluşan kitap çeşidiyle yaklaşık 20.000 kitap okurla buluşturuluyor.

Okurlar Lilâv Kitabevi’ni cezaevlerindeki tutuklular için yaklaşık bir yıl önce başlattığı “Askıda Kitap” kampanyasıyla ile de tanıyor. Karayil, okuyucuların kitap ihtiyacı duyan tutuklular için kitap bağışında bulunarak destek olabildikleri kampanyaya ilgiyi arttırmak için yüzde 50’ye varan kitap indirimleri uyguladıklarını belirtiyor ve okurlara “1 kitap cezaevine 1 kitap kendin için” çağrısında bulunuyor.

Aram Yayınları editörü Ulaş Güldiken de Lilâv Kitabevi’nde. Bir editör olarak okurlara yardımcı oluyor, kimi zaman dosyalarıyla gelen yazar adaylarına yönlendirmelerde bulunuyor, kitap ve katalog taramaları yapıyor. Ulaş Güldiken ve Rabia Karayil ile Lilâv Kitabevi’ni, yayıncılığı ve kitapçılığı konuştuk. İlham verici hikâyeleriyle Lilâv Kitabevi, bağımsız kitapçı söyleşi serimizin yeni konuğu.

Rabia Hanım, Ulaş Bey, vakit ayırdığınız, mekanınızda bizi ağırladığınız için teşekkür ederim.

Hoş geldiniz. Biz teşekkür ederiz.

Lilâv’ın kuruluş hikâyesiyle başlayalım.

Rabia Karayil: 2016 Ekim zamanıydı. Lilâv Kitabevi olarak açılışımızı yaptık. Daha önce kitapların teminini Aram’dan yapıyorduk. Van’da, İstanbul’da şubeleri mevcuttu. Zaman içinde kapandı yazık ki bu şubeler. Kitapçılığa ilgim nasıl doğdu derseniz, Aram Kitabevi’nde çalışmıştım daha önce. Ulaş Bey ile Aram’dan tanışıyoruz. Ekonomik krizin başladığı döneme denk geldi Lilâv’ı başlatışımız, çok zorlandık. Kendi ülkemize yatırım yapalım deniyordu, biz de küçük esnaf olarak herhalde yapabileceğimiz en büyük yatırımı bu kitapçıyı açarak yaptık. Bize de bir dönüşü olur diye hâlâ bekliyoruz.

Mekan konusunda daha önce Aram’ın kullandığı yeri kullandık. Eski konukevi, çok güzel çok geniş bir yerdi. Tam kayyımların atandığı döneme denk geldi orayı bulmamız ve üç ay kadar kalışımız. Belediyeden kiralıyorduk mekanı, ihalelere başvurduk, dosyalarımızı hazırladık, her şey tamam deyip başvurduğumuzda kayyımların atandığı, hiçbir şeyin belli olmadığı, bunun için sürenin de uzatılamayacağı söylendi. Aram Yayınları kendi şubesini kapattı, zorunlu çıktık oradan tabii. Sonra da bu yeni yerimize geldik. Yeni yerimize geldik ama ekonomik krizi fazlasıyla yaşadık, hâlâ da yaşıyoruz. Ofis bölgesindeyiz Diyarbakır’ın. Kiracısı kirasını alacak mı diye korkuyordu, biz kitap satacak mıyız diye korkuyorduk, öyle bir dönemdi.


Bir yandan da çok sayıda kitabın olduğu, çeşitliliğin yüksek olduğu bir kitabevi kurmayı başarmışsınız.

R.K.: Çeşitlilik konusunda birebir çalıştığımız yayınevleri oldu, çok büyük desteklerini gördük. Vadeli çalıştık, ayakta tutmak için çok çalıştık, bir yandan da bu noktaya getirmek için çok çalışmıştık. Yani çalışmayı hiç bırakmadık, bırakmıyoruz.

İlk sattığınız kitaplar hangileriydi?

R.K.: İlk rafları doldurduğumuz kitaplar Kürk Mantolu Madonna, Küçük Prens, Amin Maalouf kitapları oldu, herhalde çoğu kitapçı gibi. Aram Yayınları’nın kitapları çok sorulurdu, hâlâ da soruluyor. İşin komiği, çoğu kitapları tükendikten sonra o kitaplara yasaklama kararı geldi. Bir Savaşın Anatomisi, Hep Kavgaydı Yaşamım, Böğürtlen Zamanı çok soruldu, hâlâ da soruluyor. İster istemez merak uyandırıyor, yasaklamalarının böyle bir etkisi oldu.

Tabii yasaklanmış, artık olmayan kitapları satamadık. Bazen müşteriler nispet yapmak için ellerinde bu kitaplarla geliyorlar. Kürtçe sözlükler, Kürtçe ders kitaplarını da çok sattık. Enstituya Kurdi’nin bir ders sistemi vardı, hînkerler çok soruluyordu. Eğitimciler, öğretmenler, memurlar set olarak çok istediler bu kitapları, o kitapları da çok sattık. Yayınevi de sıkıntıdaydı, dağıtım yapamıyorlardı, baskınlar yaşamışlardı. O eğitimciler yine de o seti almak istediler. “Bu yaşımıza kadar öğrenemedik dilimizi, şimdi öğreneceğiz bu kitaplarla,” diyen çok insan kitapçımıza geldi. O noktadan sonra biraz da okur yönlendirdi bizi.

Yayınevleri, yayınevlerinin saha elemanları kitapçınızı sık ziyaret ediyor mu, yayıncılarla, dağıtım şirketleriyle ne ölçüde temastasınız?

R.K.: Sel Yayınları’ndan Bilge Hanım’ın bize çok desteği oldu. İş Bankası yine aynı şekilde bize çok yardımcı oldu. İstanbul’a çok gittik, oradaki yayıncılarla görüştük, biraz da güçlük çektik doğrusu. Çünkü tanımıyorduk o yayıncıları, bir araya gelmek, ofislerini bulmak zordu. TÜYAP İstanbul Fuarı bu bakımdan iyi oldu. Prefix’den düzenli geliyorlar, senede bir mutlaka görüyoruz, ilgileri çok güzel. Sonuçta yayınevlerinin de dağıtımcıların da bir şeyi atlamaması gerekiyor, buradaki çalışana ödeme yapmam gerek, kiracıma ödeme yapmam gerek. Birbirimize her konuda destek olmamız, kolaylık sağlamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada birbirimizi tanımamız ve temasta olmamız çok önemli.

Yeni çıkan kitapların haberlerini hangi kanallardan takip ediyorsunuz?

R.K.: Biz kendi sosyal medyamız üzerinden yayınevlerinin hesaplarını takip ediyoruz. Yeni kitapları aslında daha çok onların paylaşımlarından öğreniyoruz. Dipnot, Metis, Ayrıntı’nın kitapları ilgi görüyor. Yeraltı edebiyatını seviyoruz ve yeni çıkan kitapları takip etmeyi önemsiyoruz. İş Bankası klasiklerini yine önemsiyoruz. Sizin de bildiğiniz gibi etiket, fiyat önemlidir. Öğrenci kesim fiyatlarda zorlanıyor. Biz de İş Bankası’na yönlendiriyoruz, iyi fiyatları var, çeviriler iyi diyoruz. Hasan Ali Yücel çevirileri sonuçta.

Ulaş Güldiken: Dağıtımcının gönderdiği maillerde “yeni” ibaresiyle yeni çıkan kitabı paylaşması çok önemli. Diğer türlü yeni baskılarla, yeni kitaplar karışabiliyor ve gözden kaçıyor.

İnternet satışlarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

U.G.: Bizim de web satışımız var. Hâlâ bölgede bazı şeyler çok ham. Yerel bilginin üretimi kısmında sorunlar var. Bazı şeyler bazı şehirlerde eskimiş olabilir ama burada hâlâ kitapçıyla doğrudan ilişki kurmayı seviyor okur. Aram, kayyım yüzünden daralmak durumunda kaldı. Oysa bizim planlarımız farklıydı. Serhad dediğimiz bölgede, yani Batman, Mardin, Kars, Ağrı, Çukurova bölgesinde de şubeler açmak istiyorduk. Buralardaki okur internetten kapaklarına bakıp kitap seçmekten ziyade kitabı görmek, dokunmak istiyor. Fuarlarda da bu yaklaşımı, bu alışkanlığı görüyoruz.

Yine özellikle vurgulanması gereken bir konu: Bölgede çok önemli okuma grupları var hem Kürtçe hem Türkçede. İnterneti tercih etmiyorlar, kitapçıyı gelip kitaplarını seçmek istiyorlar. Bence yayıncı biraz daha yerel düşünmeli. Bazı yayıncılar var ki uzun süre kitapçıyla doğrudan çalışmış, devamında artık bu iş yükünü kaldıramamış, dağıtımla anlaşmış. Bu anlaşılır bir tercih ama Lilâv gibi yerler doğrudan kitapçıyla çalışmak ister. Daha yerel düşünen ve buna göre hareket eden olmak gerek.

Dağıtımcı okurla kitapçı arasında, kitapçıyla yayıncı arasında duruyor. Bu doğru mu değil mi iyi düşünmek gerek. Hiç gitmeyen yere kitapçı açtığınızda okuru da değiştiriyorsunuz. Okur ya da okur adayı diyelim, kitapçıya geliyor, pazardan meyve sebze alır gibi üst üste kitapları koyup bir kerede onlarca kitap alıyor. Çoğunun evinde de gördüm. “Bizim evimizde kütüphane yoktu ama çocuklarımızın kendine özel bir kitaplığı olsun,” diyorlar, belki bilinçli belki değil ama kitaplar seçip alıyorlar. Bu noktada yönlendirme, öneri çok önemli. Bence daha yüzyüze daha birebir yürütmemiz gerekiyor her şeyi.


Şehrin yazarları, dosyalarını paylaşmak isteyen yazarlar ne sıklıkta ziyaret ediyor kitapçıyı?  

U.G.: 17 yaşında genç bir kadın şiir yazıyordu, bir editör olarak en ürktüğüm alandır şiir, oturduk saatlerce konuştuk, çok güzel şeyler öğrendim ondan. Eskiden Cağaloğlu’na gitmek, elindeki dosyayı göstermek vardı. Bölgede de bizim gibi kitapçılar bu rolde belki. Birileri okusun istiyorlar. Reçete vermek zor ama dosya yeterli ise yayıncılara yönlendiriyoruz. En çok cezaevinden dosya geliyor. Gelen dosyanın yarıdan fazlası cezaevinden. Aram özelinde konuşuyorum tabii.

Furyalar ne kadar ilgi gördü / görüyor Lilâv’da?

U.G.: Manga serisi bir dönem tuttu, onun dışında herhangi bir furya çok da burada hissettirmedi kendini. Siyasi kitaplar şüphesiz hep en çok satanlarımız. Hasan Ali Toptaş, şiirde Küçük İskender, Didem Madak, Birhan Kesin, Murathan Mungan. Klasikler de tabii hep okurunu buluyor.

Popüler dergiler için de geniş bir alan açtığınızı görüyorum.

U.G.: Özellikle genç yetişkinler için şunu söyleyebilirim, kitap okunmuyor ama dergi okunuyor. Bir kitap alıyor ayda belki okur ama tüm dergileri ilk günden satın alıp gidiyor. Kafa, Ot, Modernite, Jinoloji seti çok ilgi görüyor. Gün içerisinde mutlaka 4 – 5 adet satılıyor.

İmzalar, söyleşiler, okur yazar buluşmaları da yapıyorsunuz.

R.K.: İlk sene birkaç etkinlik yaptık daha çok bölgenin yazarlarıyla. Dışardan yazar getirmek çok istiyoruz ama maddi boyutuyla imkanımız yok. Her yayınevinin yazarını burada ağırlamak isteriz. Aram, Lis, Belki Yayınları’nın yazarlarıyla söyleşiler, imzalar yaptık. Nurcan Baysal’la yaptık, Ahmet Şık’la yaptık.

U.G.: Bir takvim hazırladık, yazarları okurlarla buluşturmak istiyoruz bu dönemde de. Hatırlıyorum, Emrah Serbes’i davet etmiştik, geldi, ertesi gün Tahir Elçi öldürüldü. Tabii bütün etkinlikleri iptal ettik…

Kitapçıların, yayıncıların, birliklerin bir arada hareket etmesi, ortak tepkiler vermesi çok önemli özellikle baskınlar ve yasaklamalara karşı.  

U.G.: Evet, temel olarak tekele dönüşmeye karşı çıkılmalı. Bizim daha yatay bir derdimiz var. Tekelleşmeye karşıyız. Politik konularda zaten yalnızız. Ancak bu yalnızlıktan dolayı komplekse girmiyoruz. Baskınlar yaşanıyor, yasaklamalar yaşanıyor. Olanları görmek gerek, tek gören de biz olmamalıyız. Biliyoruz buradan seslensek Avrupa duyar, tepki metinleri yayınlar ancak bu işin istismarını yapacak da çok kurum var. Oysa biz bu ülkede yaşıyoruz, buradan ses duymak istiyoruz. Avrupa’daki kurumları sopa gibi değerlendirmek istemiyoruz. Birlikte ortak işler yapabiliriz, bu ülkenin insanları olarak ortak mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Keyifli sohbet için çok teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz. Her zaman bekliyoruz yazarları da, yayıncıları da Lilâv’a. Kapımız her zaman açık.

Son bir not: Dünyada her yıl Nisan ayının son Cumartesi günü Bağımsız Kitapçılar Günü olarak kutlanıyor 2014 yılından beri. Ülkemizde de bu günü gelenekselleştirmeyi, çeşitli etkinliklerle bağımsız kitapçıların günlerini kutlamayı öneriyoruz Kitap Eki ekibi olarak. İlk kutlamamız 2019’da, dosyamız da hazırlıklarımızın ilk halkası niteliğinde.

Yıllar içerisinde temas ettiğimiz, okurluğumuzu şekillendiren Türkiye’nin dört bir yanından kitapçılarla söyleşilerimiz devam edecek, listelerimizi hazırladık, okurlarımızın önerilerini, kitapçılarımızın katkılarını da heyecanla bekliyoruz.

OKURUNU YARATANLAR, OKURUYLA YAŞAYANLAR: BAĞIMSIZ KİTAPÇILAR ANLATIYOR

Sebih Yoldaş – Pirtuka Kurdi – Diyarbakır

Nazlı Berivan Ak’ın gerçekleştirdiği söyleşi; “Pirtuka Kurdi kitaba temas fikrinden doğdu.“ söyleşinin tamamını okumak için TIKLAYINIZ

Diyarbakır’da gerçekleştirdiğimiz söyleşide bizi pirtukakurdi.com’un kurucularından Sebih Yoldaş ağırladı, sohbetimiz boyunca kitapçıyı ziyaret eden okurlar da bize eşlik etti.

Nazlı Berivan Ak

Nazlı Berivan Ak

Nazlı Berivan Ak, 1982 yılında Ankara'da doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Eskiçağ Dilleri Kültürleri Bölümü Klasik Filoloji lisansının ardından aynı bölümde Latince ve Eski Yunanca yüksek lisans derecesini aldı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı'nda doktora çalışmasını sürdürüyor. Flavius Josephus'un Contra Apionem adlı apoloji metnini antisemitizm bağlamında incelediği yüksek lisans tezinin ardından, doktorada erken dönem Anadolu Hristiyanlığı ve Kapadokya Babaları'nı çalışıyor. 2009 yılından bu yana April Yayıncılık'ta editörlük görevini yürütüyor, Eski Yunanca, Latince ve İngilizceden çeviriler yapıyor, çeşitli gazete ve dergilere metin incelemeleri yazıyor, reklam yazarlığı yapıyor.
Nazlı Berivan Ak

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *