Lou Andreas-Salomé’den Feniçka ve Arayışlar

0

Gerek Arayışlar gerekse Feniçka, ufkunuzu genişletecek, şu günlerde ihtiyaç duyduğumuz mücadele gücümüzü canlandıracak kitaplardan.

Lou Andreas-Salomé benim geç tanıştığım, tanımakta geciktiğim için de hayıflandığım, ilerici kadın yazarlardan biri. Yaşadığı yıllarda, Alman dilinde tanınmasına yarayan çok sayıda eser vermesine rağmen hiç ün kazanamamıştır, ta ki Nietzsche, Rainer Maria Rilke, Freud gibi üç dev adam, yaşamına dâhil oluncaya dek.

Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek

Zamanlarının söz sahibi olan bu erkeklerle düşünsel anlamda kendini onlara kabul ettirmesi ve ilişkilerinde kural koyucu olması ün kazanmasına, yazılarıyla fark edilmesine neden olmuştur. Güncesi, özyaşamöyküsü, mektupları, romanlarının kadın kahramanları ve denemelerinden yola çıkılarak hakkında birçok kitaplar yazılan, incelemeler yapılan Lou Salomé, Feniçka ve Arayışlar isimli iki kitabıyla, İş Bankası Kültür Yayınlarınca bir kez daha günümüze dâhil edildi.

Kitapların her biri kadın aleyhine işleyen toplumsal kurallara ve yerleşmiş geleneklere dirençli bir karşı koyuş öyküsünü güçlü bir dille anlatan, sağlam kurgulanmış sürükleyici öyküler. Kadının varlığını ve söz sahipliğini ödünsüz ilân eden güçlü kadın karakterlerin ağzından, kararlı bir dille yazılmış olan bu öyküler mutlaka okunmalı.

Nietszche, Rilke ve Freud gibi çağının güçlü erkekleriyle birlikte ismi anılan, zekâsı ve davranışlarıyla yaşadığı dönemin çok ilerisinde olan Salomé’yi anlatan Françoise Giroud, “Lou – Özgür Bir Kadının hikâyesi” isimli kitabında; “Lou uzun bacakları, dar kalçaları, iri aydınlık gözleri, düzgün küçük burnu, şehvetli dudakları, uzun sarı saçları, geniş alnıyla güzel bir genç kızdır. Ama düz gövdesi genç bir kadından çok yeni yetme birinin yapısına benzer. Bugün olsa bir anoreksiden kuşkulanabilinirdi.” Diye betimliyor. Toplumun güzellik ölçülerine uymayan, çok zayıf bir beden yapısına sahip olan Salomé kurallara ve kalıplara karşı çıkmıştır yaşamı boyunca. Statükoyu olduğu gibi kaçınılmaz, değiştirilemez olarak kabullenmemiş, erkeklerin söz sahibi olduğu bir dünyanın kadınlara dayattığı kurallara başkaldıran yaşamıyla, hep ilgi çekmiştir.  Bir erkek karşısında hiçbir zaman ikincil konumu düşmemiştir. Öyle ki, Nietzsche’nin birlikte kitap yazma fikrini, onun gölgesinde kalmak anlamına geleceğinden, reddetmiştir.

15. ve 16. yüzyıl Fransa’sında kalabalık bir aile olan Salomé ailesi, İspanya’dan sürülür. Birçok ülkeye giden ve Yahudilikten Protestanlığa geçen Salomé ailesinin Petersburg’a yerleşen üyelerinden biri olan asker bir babanın kızıdır. Küçüklüğünden itibaren yaşamın kendisine sunduğu cömertliklerin de etkisiyle, hep farklı bir kız çocuğu olmuştur. Hayal gücü hızlı çalışan, her şeyi sorgulayan, başkaldıran bir kişilik yapısı ve bunu destekleyen bir babası vardır ve tek kız çocuğu olmasının da verdiği ayrıcalıkların desteğinde karakteri evrilmiştir.

Lou Andreas Salomé, 18 Yaşında girdiğinde, kadın öğrencileri ilk kabul eden üniversite olan Zürih Üniversitesinde felsefe, teoloji ve sanat tarihi okumak için Zürih’e daha sonra da akciğerlerinden hastalanınca İtalya’ya gider. Orada uluslararası entelektüel topluluğunun üyesi olan, Alman 1848 devrim hareketine bağlanmış feminist bir kahraman, altmış yaşındaki Malwida von Meysenbug’un himayesine girer ve burada Nietzsche ve arkadaşı yazar Paul Rée’yle tanışır. Zaman içinde gelişen olaylar üçlüyü iyi arkadaş yapar. Birlikte, üçlü olarak yaşamaya karar verirler. Salome’nin bu rahat ve zamana uymayan özgür davranışları annesini kızdırır, onu eve götürmeye karar verir. Annesine şiddetle karşı çıkar. Annesinin ısrarlı tavırları ve bir kadının topluma ve ailesine karşı sorumlulukları konusunda kızını uyarmasına. Lou’nun yanıtı ise hayata bakış açısının açıkça ifadesidir.

“ ‘Bunu yapmalıyız, şunu yapmalıyız’ bu biz kim, en ufak bir fikrim yok. Sadece kendi hakkımda bir şeyler biliyorum. İdeal bir duruma göre yaşayamam. Ama kesinlikle kendi hayatımı yaşayabilirim. Ve ne olursa olsun bunu yapacağım. Böyle davranarak hiçbir ilkeyi temsil etmiyorum; ama çok daha güzel, benim içimde olan, neşe dolu ve kaçıp gitmeye çalışan bir şeyi temsil ediyorum.” Kurallara ve kısıtlamalara, ikiyüzlü ahlak anlayışına bir manifestodur sözleri. Hep aykırı olmuş, toplumun kadına yüklediği anlamı reddetmiştir.

I.Dünya Savaşı yaşadığı fırtınalı hayatı dâhildir. Hayatından, cinselliği paylaşmadığı, birçok erkek gelip geçmiştir. Bu yüzden famme fatele diye nitelendirilmiştir. Kendisine yakıştırılan bu sıfattan olumlu ya da olumsuz anlamda hiç etkilenmemiş, içinden geldiği gibi yaşamıştır hep. Birlikte olduğu erkeklerle kuralları kendi koymuş, duygusal ve düşünsel anlamda kendisine yetmedikleri anda kolayca terk edebilmiştir onları. Çünkü Lou Salomé, cinsiyetler arasındaki olağan ilişkilerden çok, cinsler arasında eşit konumda işleyen entelektüel ilişkileri önemsiyordu. Dolayısıyla, erkeklerle olan ilişkisinde onların, hem burjuva hem de bohem beklentilerini hayal kırıklığına uğrattı.

Elli yaşlarında,  Freud tarafından öğrenciliğe kabul edilir. Psikanaliz seanslarını seyreder. Freud tarafından zekâsına hayranlık duyulan ve “Korkunç zekâ” diye nitelenen bir kadın olmak kolay değildir. Onunla rahatça tartışabilen ender insanlardandır Lou. Hatta Narsisizm konusunda Freud’a karşıt fikirler ileri sürmekten çekinmemiş, dahası kendi yaklaşımı üzerine yazılar yazmıştır. İkilinin 25 yıl boyunca süren mesleki konularda mektuplaşmaları, Lou’nun mesleki gelişimine büyük katkı sağlarken; Freud, Lou’nun ölümünden sonra, “Ona duyduğum aşkı ve hayranlığı söylemiş olmayı isterdim.” itirafında bulunmuştur.

76. yaş gününden birkaç gün önce uykusunda vefat eden Lou Andreas Salomé, kimilerine göre hayatını özgürce yaşan bir kadın, kimilerine göre dahi bir erkek avcısı. Ne istediğini bilen, tuttuğunu koparan, bağımsız, güçlü, akıllı, cesur kadınlardan.

Okuyup öğrendikçe derinleşen, insana mücadele gücü veren cesur hayatında hataları ve doğrularıyla insanı etkileyen bir yaşam öyküsüne şahit oluyorsunuz. Aslında öykü kitaplarından yola çıkarak, hakkında yaptığım araştırmalar sonucunda içine girdiğim yaşam öyküsü kitapları kadar ilgi çekici. O’nu tanıdıktan sonra, yaşamının yazdıklarına dâhil olduğunun şahidi oluyorsunuz. Yazar çağının tanığıdır, yazdıklarını yaşadıklarından ayırmanız mümkün değildir. Tıpkı; Roland Barthes’in “Belirli bir yazarın olası yanları, tarihin ve geleceğin baskısı altında belirlenir.” dediği gibi.

Lou Salomé Andreas’ın kitaplarını okuduğunuzda bunu açıkça görürsünüz. Gerek kişiliği gerekse yapıtlarında yarattığı kadın karakterleri geleneksel kadın tipine aykırı feminist kadınlardır. Salomé’nin feminizmi kadın özgürlüğünü, içini boşaltarak sadece biyolojik özgürlüğe indirgeyen eril dilin tuzaklarından arınmış gerçek bir feminizmdir. Kadının güçlü oluşunun yanında, güçlü erkeğin varlığını da tamamlayıcı unsur olarak gören, toplum kurallarının kadın ve erkek açısından eşit uygulandığı, ikiyüzlü ahlâk anlayışına karşı bir feminizmdir. Dolayısıyla da gerek Feniçka, gerekse Arayışlar Salomé’nin Feminizmini savunan, güçlü öykülerin anlatıldığı kitaplardır. Feniçka’nın Fenya’sı, Arayışlar’ın Denya’sı gibi; kendi güçlerinin karşısında ezilen erkeklerdense, kendilerine sunulan özgür gelişim olanaklarının gücünden yararlanarak gelişimlerini sürekli kılan ve bu gelişimde kadınları da yanında görmekten güç alan erkeklerdir. Bu görüşünü her iki kitapta da ince ince işlemiştir. Hem de çok güzel aşk hikâyeleri eşliğinde.

Her iki kitapta da erkekleri ve dolayısıyla toplumu sürekli sorgulamaktadır. Arayışlar’dan örnek verecek olursak; “Bizim artık annelerimiz ve büyükannelerimiz gibi düşünmediğimiz, içlerinden birinin bile aklına geliyor mu sanıyorsun? ‘Efendim aşağı, efendim yukarı’ diye etraflarında dört dönüp duran kadınlardan değil de artık kendi kendimizin efendisi olduğumuzun, kısacası eski kölece anlayışları rafa kaldırdığımızın farkındalar mı sence?” (sf:32)

Bir başka örnek, evliliğe karşı olan Feniçka’dan. İffetli ve saygıdeğer konumunu dolayısıyla sevdiği adamı ve buluşmalarını saklamak zorunluluğu hisseden Feniçka, bu gizliliğin kabullenilmez ikiyüzlülüğünün ağırlığını derinden yaşamaktadır. İlişkisinin farkına varan dostu Max Werner’le konuşurken sıkışmışlığını çok güzel ifade etmektedir. “erkekler meseleye böyle bakabilir; onlar ki her şeye hakları vardır ve bir şeyi gizlemeleri için kendi içsel nedenlerinden başka bir gerekçe söz konusu değildir. Fakat bizim için durum farklı …. … biz kadınlar, gizliliğe ihtiyacımız olduğuna inandığımız için korkaklığın üstümüze düşen hayalini de hissediyoruz. Böyle bir gizliliğin nedeni hassasiyet değil, diğer insanlara karşı duyulan korkuymuş gibi görünüyor; böylece açık davranmamız halinde tüm hayat görüşleriyle bizi lanetleyecek olan insanların bizi sayması ve onurlandırması durumunda da aşağılanmış oluyoruz.”(sf:37)

Feniçka adlı öyküden Max Werner’in Feniçka’yla konuşmasıyla, Lou’nun gözünden erkeğin kadına bakışını örnekleyebiliriz; “Kadınları salt insani zenginlikleri içinde kavramanın, hep cinsiyetleri açısından bakmaktan bu kadar zor olması ne tuhaftı. İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyor. Belki de kadına bir sfenks karakteri yüklenmesinin temelinde büyük ölçüde, erkeğinkinden hiç de geri kalmayan eksiksiz insaniyetinin bu ağır basitleştirmeyle örtüşmemesi yatıyordu.”(sf:35)

Gerek Arayışlar gerekse Feniçka, ufkunuzu genişletecek, şu günlerde ihtiyaç duyduğumuz mücadele gücümüzü canlandıracak kitaplardan.

Kadınların gücünü küçümsememeli hiç bir zaman. Her zaman görünmez kılındıklarından, yaptıkları hatırlanmadığından yeryüzündeki yapılmış her şeyi erkeklere yakıştırırlar.

  • Feniçka
  • Yazar: Lou Andreas-Salomé
  • Çeviri: İlknur İgan
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 1. Baskı Haziran 2016
  • Sayfa Sayısı: 70 Sayfa
  • Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

  • Arayışlar
  • Yazar: Lou Andreas-Salomé
  • Çeviri: İlknur İgan
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: 1. Baskı Eylül 2016
  • Sayfa Sayısı: 60 Sayfa
  • Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sülbiye Yıldırım

Sülbiye Yıldırım

1958 Malatya doğumlu. Malatya Öğretmen Okulunu bitirip öğretmen olarak çalışırken, Marmara Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi, Kamu Yönetimi bölümünde de okudu. Fakülteden 1983 yılında mezun oldu.
Emekli, yurdun çeşitli yerlerinde çalıştıktan sonra, 2006 yılında İzmir’e yerleşti.
İki erkek çocuk sahibi.
Sülbiye Yıldırım

Latest posts by Sülbiye Yıldırım (see all)

Paylaş
Share On Facebook
Share On Twitter
Share On Google Plus
Share On Linkedin
Share On Pinterest
Share On Youtube
Contact us
Sapiens

Cevap Yazın