Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Mart ayında okunmuş ve ilginizi çekecek 10 kitap

0

Sevgili dostlar, geçtiğimiz ay (Mart’ta) okuduğum kitaplar ve naçizane sayıklamalarımla yeniden karşınızdayım.

Bu ay ki okumaların tür ve sanatsal olarak çeşitlik gösterdiğini söyleyebilirim. Umarım ilginize çekecek önerilerde bulunabilirim.

KitapEki
KitapEki

1

İlk kitap / Çizgi roman “SAGA Vol.1”.  Özellikle sevgili Nihan Alak’ın tavsiyesi üzerine çok merak ettiğim “SAGA” serisine değerli dostum, yazar Uğur Kılınç’ın hediyesi ile başladım. İlk kitap itibari ile en ilgimi çeken konu yazar ve çizerlerin çok farklı unsurlardan oluşan hayal gücü, kendilerine münhasır evrenleri. Fantastik bir eserde aradığım, bana keyif veren temel unsurlar bunlar oluyor. Bence yazar ya da çizerin fantastik bir eser verirken kendi evrenini netleştirmiş olması çok önemli. Fark yaratan bir gereklilik. Kitap gittikçe zenginleşeceğini düşündüğüm farklı bir maceraya / yolculuğa çıkardı beni. Muhakkak devam edeceğim. Eğer bu türü seviyorsanız elinizden düşüremeyeceğinizi düşünüyorum.

2 ve 3

İkinci ve hatta üçüncü kitap “ENGİNLİK SERİSİ”nin ilk iki kitabı. Yeni açılan İthaki Akademi’nin yaptığı “Bilimkurgu Okumaları” programı için okudum. Serinin ilk kitabı “Leviathan Uyanıyor”du. Anlatı temiz, akıcı olmasına rağmen oldukça zorlandığımı söylemeliyim. Ciddi bir hayal gücünün dikkatli adımlarla size eşlik etmesi gerekiyor. Aşılması gereken 150 – 200 sayfanın ardından artık hazineyi görebiliyorsunuz. Bu serinin “The Expense” adında çok güzel bir dizisi olduğunu da belirmeliyim. Bilimkurgu severlerin beğeneceğine inandığım eser benim için hızlı okuma gerekliliğinden yorucu oldu. Bazı boşluklar gördüğümü düşündüm ama sonuçta fikrim değişti. Bilimkurgu erbabının kitap hakkında daha olgun yorumlar yapacağına eminim.

İkinci kitap, “Caliban’ın Savaşı” serinin ilk kitabı kadar akıcı, sürükleyici. Ne yazık ki okumam için zaman sınırlaması olduğundan hızlı okumak zorunda kaldım. Bu bana sıkıntı yaşattı ama şimdi dönüp bakınca dilinin bu kadar iyi olması sayesinde bunu başarabildiğimi görüyorum. Hele öyle bir sonu var ki, bir yazar olarak tam beklediğim şey gerçekleşti. Üçüncü kitap “Abaddon Geçiti”nin siparişini şimdiden verdim. Diziyi izliyorum. Sanırım yeni bir takıntım var 😉

4

Ve sıra sabırsızlıkla eserini beklediğim Mehmet Berk Yaltırık ve “Yedikuleli Mansur”a geliyor. Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum. Son dönemde arka arkaya okuduğum iki kitap beni özellikle benzer dönem ama farklı tatlar barındıran lezzeti ile çok etkiledi. Hamit Çağlar Özdağ’ın “Bir Yeniçeri Masalı”nın ardından gelen, sabırsızlıkla beklenen “Yedikuleli Mansur”, yazarının tarihçi kişiliği yanında öykücülüğü ile çok özel bir yere sahip. Mehmet Berk Yaltırık ve eseri beni yanıltmayarak haklı “çok iyi romancı” unvanını edindi. Roman boyunca resmi kaynaklar / kurgusal üretimlerle yapılan alıntılar, farklı yörelerin dillerinin orijinal kullanımı, karakterlerin bir kısmının gerçeklerden esinlenmiş olması bizi alıyor ve sanki bir roman okumuyor Osmanlı tarihini bize aktaran bir tarih erbabının hatırlarını okuyormuşuz havasına sokuyor. Tanıdığım mekanlar birdenbire o zamanın sesleri, dokuları, insanlarıyla ve hatta korku unsurları ile kesişiyor. Böylesine bir duyguya, lezzete en son İhsan Oktay Anar okurken kapılmıştım. Haklı bir beş yıldız vermenin rahatlığını ve gururunu taşıyorum.

5

“Ubik” Philip K. Dick’in diğer eserlerinden çok daha özel bir yere geldi, oturdu. Zamanında yazdığı bu eseri bugün neredeyse her yerde, üretimde görmek mümkün. Diğer kitaplarında mesele edindiği derin konular, konseptler yine mevcut. Ama  “Ubik” başka bir noktada duruyor. Yazıldığı dönemden itibaren sayısız filme, diziye konu olmuş, hâlâ kullanılan müthiş bir kitap. Bakış açısı müthiş. Bilim Kurgu sevdalılarına sesleniyorum; okumadıysanız muhakkak okumalısınız.

6

Ve bence bu ayın, belki de yılın kazanımı (o derece ciddiyim) “Uzumaki”. Üçlemenin her bir kitabını birer günde bitirdim. Başlar başlamaz öykülere, çizimlere, karakterlere saplandım ve bitene kadar elimden bırakamadım. Obsesyon yaratan, eserin ana konsepti gibi spiraller, sarmallar gördüren, sizi ele geçiren bir yönü var. Çok başarılı buldum. Her hikaye birbirinden güzel. Manga severler bir tarafa korku, tekinsiz, gizem sevenler muhakkak edinmeli. Son olarak çizgilerin tipik Japon / Kore karakteristiği yansıtmadığını, çok güzel betimler bulunduğunu söylemeliyim. Bence bu türde okuyan, çizen, üretenler için harika bir başucu kitabı, hikayesi.

7

Kırmızı Kedi Yayınları’nın yeniden bastığı Borges’in “Babil Kitaplığı” serisiefsane bir çalışma olmuş. Seriden “Apollon’un Gözü”nü eskiden, “Sesler Adacığı”nı yapılan bu son baskıdan okumuştum. “Rus Öyküleri” kitabı ise beni yine şaşırtmadı. Zihin açan, harika üç yazardan (Dostoyevski, Andreyev ve Tolstoy’dan) harika üç öykü (Timsah, Elazar, İvan İlyiç’in Ölümü) olmuş. Kaçırmamanız gerektiğini düşünüyorum. Bu arada, sevgili Sabri Gürses çeviri anlamında çok iyi bir iş çıkarmış. Bu seriye ve bu kitaba emek veren herkesi kutluyorum.

8

Üstadımız, çizgisini, yazdıklarını çok beğendiğimiz Selçuk Ören başladığında soluksuz biten yeni bir eser yaratmış. “Kasap No.1” bence bazı pano/çizimleri ile Türk Çizgi Roman Tarihi’nde klasikler arasına girecektir. Hele o aksiyonlu panolar. Bayıldım. İnşallah en kısa zamanda No.2 gelir. Yazmaya çabalayan bir insan olarak çizerlerimizin bize sundukları görsellik önemli bir ilham kaynağı. Bu anlamda bir kez daha fanzinlerin, genç yazar/çizerlerimizin bu platforma katılmasının önemini vurgulamak istiyorum.

9

Son iki kitaptan ilki “Karanlıktır İnsanın Ruhu”. Poe’nun adının olduğu bir kitabın benim için kötü olabilme ihtimali yok. İçerik anlamında yer alan alıntılar güzel ama bence çok az ve yetersiz. Daha geniş düşülseydi çok daha tat veren bir eser olurdu. Poe okuyorsanız zaten bu kitaba ihtiyacınız olacağını düşünmüyorum.

10

“Dönüşüm”ü bir kaç kez, “Aforizma”larını da iki üç defa gözden geçirmişliğim var. Ama “Dava” beni başka bir boyuta taşıdı. Hiç şüphesiz ki zamanının ve şahsen karşılaştığı zorluklara rağmen kurgusu, anlatısı, derinliği ile çok önemli bir isim Kafka. “Dava”da kahramanımız Joseph K. ile yaşadığım deneyim gerçekten özel. Zamanını öylesine güzel taşlamış ki kafanızda aslında şu insani dünyada o sorunların, o cemiyetlerin, o baskıların hâlâ devam ettiğini görebiliyor, üstünüze gelen o taşlardan nasibinizi alıyorsunuz. “Dava”nın ardından hemen diğer eserlerine geçeceğim. Dil yapısından ve anlatı tekniğinden öğrenilebilecek çok şey var. Bunca yazdım ama sonuçta Amerika’yı tekrar keşfetmenin anlamı yok; elinizde bir Kafka kitabı varsa çok iyi bir şey okuyorsunuzdur zaten. Ne kadar üzücü olsa bile.

Bu aylıkta bu kadar. Yeni bir kitap için sancı çektiğim şu günlerde okumalarımın bir nebze azalacağını düşünüyorum. Farklı türler yerine korku, tekinsiz, tuhaf eserler ve sanatçılara yöneleceğim. Sanırım yeni kitap konusunda bir tüyo verdim.

Sevgilerimle ve tekrar görüşmek üzere.

Fotoğraf: Ertan Külahcı

Murat S. Dural

Murat S. Dural

Murat S. Dural’ın sıradan hayatı askerlik günlerine denk gelen bir süreçte ansızın değişti. Yüksek arkeolog olarak yaşamını sürdürürken 28 yaşında askere gitmeye karar verdi ve yaşadığı uykusuzluk sorunu sonucu topukları hariç (bilateral chopart) her iki ayağını da kaybetti.
Küsmedi, eve kapanmadı, yıllardır engelliler için türlü mücadelelerin içine girdi ve sonunda fantastik öykülerinden oluşan bir de kitap çıkardı: Kibrit Ev…
Murat S. Dural

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *