Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Memetik açıdan “Son Moda Saçmalar” ve “Şakanın Ardından”

0

Profesör Alan Sokal’ın Social Text isimli bir postmodern dergiye kasten saçma bir makale gönderir ve dergi bunu basar!


Amerika’lı bir politik fizikçi olan Alan Sokal
, Türk okurların yabancı olmadığı bir isim. Jean Bricmont ile birlikte yazdıkları kitap ilk kez 2002 ‘de Türkçede  Son Moda Saçmalar Postmodern Aydınların Bilimi Kötüye Kullanmaları başlığıyla  İletişim Yayınlarından çıktı.  2011de Sokalın son kitabı Şakanın Ardından (Beyond Hoax) Alfa Bilim dizisinden ilk kez Türkçede yayımlandı. Daha sonra 2013 yılında Son Moda Saçmalar Alfa Bilim dizisinden yeni çeviriyle ve genişletilmiş olarak yayımlandı.

KitapEki
KitapEki

New York Üniversitesinde Teorik fizik profesörü olan Alan Sokal,  1996’da Social Text isimli bir postmodern dergiye saçma bir makale gönderir. Fizik kuramlarını bilerek çarpıttığı ve saçma bir şekilde sunduğu bu makalesini Social Text basar ve ardından Sokal bunun bir şaka olduğunu, postmodern dergilerin her türlü saçma makaleyi bastıklarını ispatlamak için bu yola başvurduğunu açıklar.  Sonrasında büyük bir tartışma başlar, postmodern felsefeciler ile bilim adamları arasında ve “Bilim savaşlarında da” yeni bir sayfa açılmış olur. ‘Şakanın’ hemen ardından başlayan ateşli akademik tartışmayla beraber Sokal, günümüzün en moda postmodern düşünürlerinin yazılarındaki bilimsel kavram istismarlarını açığa çıkartmak için Bricmont’la bir araya gelerek, Jacques Lacan ve Julia Kristeva’dan, Luce Irigaray ve Jean Baudrillard’a  çeşitli postmodern yazarların savundukları düşünce ve kuramları desteklemek için bilimi kullanırken yaptıkları hataları belgelendirirler. Esprili ve incelikli gerekçelendirmesiyle Son Moda Saçmalar, bilimsel kuramların birer “anlatı” veya sosyal yapıdan ibaret olduğu yönündeki yaklaşımı çürüterek, bilimin varlığın koşullarını betimlemedeki yeterliliğini ve sınırlarını tartışır. Düşün tarihine ‘Sokal vakası’ olarak geçen bu olayın devamını, Alan Sokal  Şakanın Ardından kitabıyla ayrıntısıyla anlatır. Şakanın Ardından aynı zamanda bir bilim felsefesi kitabı. Sokal, postmodern aydınların kitaplarında temel aldıkları ‘hatalı’ bilim felsefesi görüşlerinin izini sürer kitabında ve detaylı bir Kuhn eleştirisi sunar.

Alan Sokal, bir teorik fizikçiden beklenmeyecek ölçüde politik birisi. Kitaplarında sık sık ”kendi alanı olmayan” bu konulara politik nedenlerle girdiğini vurgulamakta. Sokal’a göre  ”bilim düşmanlığı” ve ”bilimlerin postmodern yazarlar tarafından kötüye kullanımı”, son tahlilde akademik bir mesele değil, politik sonuçları olan ciddi bir toplumsal olgudur.  Bu olguyu görmek için çok uzaklara gitmeye gerek yok, internetten Türkçeye çevrilmiş kitapları taradığımızda hemen karşımıza çıkıyor. Ülkemizde postmodern yazarları Türkçeye kazandırma konusunda geniş bir ittifak göze çarpmakta: Liberalliğe terfi etmiş eski tüfek solculardan anarşistlere, prestijli üniversitelerin Sosyoloji bölümlerinden dini kitaplar basan yayınevlerine kadar hemen herkes postmodern yazarları (özellikle Fransız olanları) bağrına basmış durumda. Örneğin Baudrillard’ın neredeyse tüm kitapları Türkçeye çevrilmiş, Feyerabend sağdan sola, Marksistlerden dincilere birçok farklı yayınevi tarafından defalarca yayımlanmış. Lacan, kimi üniversitelerde (özellikle Bilgi Üniversitesi gibi ultra-liberal üniversitelerde) ders kitabı olarak okutuluyor. Bu ilginç olguyu nasıl açıklamalı? Şüphesiz ilk akla gelen açıklama bu fikirlerin ‘moda oluşları’. Her ne kadar ABD ve Avrupa’da bu moda çoktan geçse de, her şeyde olduğu gibi Türkiye’de moda da geriden takip edilir. Bu kadar geniş bir düşünce yelpazesindeki aydınların, bu kitapların içeriklerinde uzlaştıklarını varsaymak ilk bakışta olanaksız gibi görünüyor. Moda konusu, aslında Mem Makinesinde (Susan Blackmore, ALFA Bilim Dizisi, 2011) ayrıntılı olarak ele alınmakta. Burada sadece, Susan Blackmore’un bir çeşit kültürel genler olan ”mem”lerin nasıl taklit yoluyla kendilerini kopyalattığını detaylı bir şekilde incelediğini vurgulayalım. Ama postmodern memlerin kendilerini kopyalatarak çoğalması bir sonuçtur. Peki bu memlerin başarılı olmasının ardında yatan sır nedir? Neden son yıllarda ‘faşist bilim’, ‘paradigma’, ‘sömürgeci batı bilimi’, ‘gerçeklik görecelidir’, ‘bilim toplumsal bir inşadır’ tarzındaki memler başarı kazandı? İşte Sokal, bu postmodern yazarların söylediklerinin bu kadar geniş bir çevrede ilgi çekmesinin nedenlerini araştırıyor kitabında. Bir bilim adamı titizliğiyle postmodern argümanları masaya yatırarak, bu yanlış argümanların  izini  Kuhn ve Feyerabend’in eserlerine kadar sürüyor.

Postmodernizmi, “Aydınlanmanın rasyonel geleneğinin reddi; deneysel testlerle hiçbir bağlantısı olmayan teorik söylemler ve bilimi bir “anlatı”, “mit” ya da toplumsal inşadan (ve başka şeylerden) ibaret gören bir bilişsel ya da kültürel görecilikle tanımlanan entelektüel bir akım” olarak tanımlayan  Sokal’a göre bu modanın başta gelen sebeplerinden ilki ”tembellik”, çünkü ”perspektivizm ve radikal toplumsal inşacılık, politik olarak kendini adamış fakat entelektüel açıdan tembel insanlar için fazlasıyla doğal bir felsefe.”  Günümüzde en sevilen kavram paradigma. Herkesin ‘kendi paradigması’ var. Oysa gerçek bilim yapmak zor. Eğer her şey bir yorum ve kanaat meselesiyse, zamanımızı neden ciddi biçimde fizik, biyoloji ve istatistik öğrenmeye harcayalım ki?  Tembelliğin yanı sıra akıl-dışılığa duyulan ilgi, bilimin ‘otoriterliğinden’ korku vb. gibi etmenler de var. Özellikle Türkiye gibi bilimsel formasyonun zayıf olduğu ülkelerde bunlar daha da baskın hale geliyor.

Sokal’ın amacı,  genel anlamda kanıt ve mantığa duyulan saygı olarak özetlediği bilimsel bir dünya görüşünü savunmak. Ama bu sadece akademik bir savunma değil, aynı zamanda politik bir savunma. Kitaptaki tezler her ne kadar akademik düzeyde de olsa, sonuçları politik. Sokal, bütün bu tartışmaların akademik düzeyde kalmayıp, dünyamızı da etkilediğini vurguluyor. Bilim düşmanlığının, göreciliğin ve sahte bilimlerin en büyük zararının, özellikle  Türkiye gibi ”Aydınlanmanın modası geçmiş olduğu varsayılan işinin henüz tamamlanmadığı Üçüncü Dünya ülkelerinde” görüldüğünü söylüyor. Sokal,  kitabın son bölümünde bu zararlara örnek olarak Hindistan’ı seçmiş. Ancak Hindistan’ da yaşananların bir kısmı Türkiye’de de yaşanmakta ve yaşanma tehlikesi var.

Amerikalı fizikçi Sokal’ın kaygıları ile Türkiye’de yaşayan bizlerin kaygılarımız çok benziyor.  Amerika ile Türkiye arasında nasıl bir benzerlik olabilir? Bir taraftan dünyanın efendisi ABD, diğer taraftan az gelişmiş, dışa bağımlı bir ülke olan bizim hangi ortak noktalarımız var? Bu ortak noktalar Avrupa ile bizim aramızda da var mı? Yoksa sadece ABD ve Türkiye’ye (ve benzer ülkelere) özgü  noktalar mı bunlar? Eğer öyleyse hangi ortak noktalar bunlar? Bütün bu soruların cevaplarına Sokal İstanbul Kitap Fuarında (2011) yaptığı konuşmasında değiniyor.

‘Bilimsel dünya görüşünün’ en geniş anlamıyla ‘kanıta dayanan uslamlama’ olduğunu vurgulayarak, bunun politikadan dine, günlük hayattan etik sorunlara kadar her yerde uygulanması gerektiğini öne sürüyor: ”Amacım kanıta dayanan dünya görüşünü ciddiye almanın doğurduklarının çoğu insanın farkına vardığından çok daha radikal olduğunu göstermektir.”

Doğa bilimlerinin son 400 yılda başardıklarının altını çizerek, bilimsel yöntemin “bilgi edinmek için yanılabilir fakat muazzam derece başarılı bir yöntem” olduğunu belirten Sokal, günümüzde bilim karşıtlığının temelinde politik kaygılar yattığına dikkat çekiyor. Verdiği iki örnek hem Türkiye’nin hem de ABD’nin yakın tarihiyle ilgili: Evrim düşmanlığı ile Bush/Blair ikilisinin Irak’a saldırmak için halkı yanıltması. ‘Kanıta dayalı dünya görüşünün’ terkedilmesinin sonuçları bunlar. Bu sonuçlardan ikincisinin dehşetini Iraklılar yüzbinlere varan can kaybıyla ödediler. İlkinin ise sonuçlarını Türkiye’de yavaş yavaş görmeye başladık.

İnanç ve bilim çatışmasının düğüm noktasının ‘bazı insanların kanıta ihtiyaç duymadan iddialarda bulunmak’ olduğunu söyleyen Sokal, aslında bunun etik bir problem olduğunu dile getiriyor.  ”Fizik, kimya ve biyolojide bir dizi kanıt standardı uygulayıp tıbba, dine ve politikaya gelince bu sınırları rahatlamak mantıklı değildir” diyen Sokal, günümüz dünyasının sorunlarının büyük ölçüde bilimsel dünya görüşünden uzaklaşmak olduğunu vurguluyor.

Son Moda saçmalar ayrıca çok eğlenceli bir kitap. Sokal ve Brichmont, postmodern yazarların laf salatası halinde sıraladıkları “parlak fikirleri” ti’ye alıyor. Gelin Sokal ve Brichmont’a kulak verelim: “Lacan’dan nevrotik öznenin yapısının tam olarak torus biçiminde (ve bunun gerçeğin ta kendisi) olduğunu, Kristeva’dan şiirsel dilin süreklilik niceliğine dayanarak kuramsallaştırılabileceğini, Baudrillard’dan modern savaşların Öklitçi olmayan bir uzayda gerçekleştiğini hiçbir açıklama olmaksızın öğreniyoruz… Aslında anlamsız olan cümle ve ifadeleri manipüle etmek. Bahsi geçen yazarların bazıları kullandıkları sözcüklerin anlamlarına enfes bir aldırmazlıkla okur üzerinde etkili bir baş dönmesi yaratmaktadırlar.”

Lacan’ın matematiksel kavramları nasıl çarpıtarak yanlış bir şekilde kullandıklarına örnekler vererek şunları yazıyorlar: “Erekte olmuş organlarımızın  Ö-1’e eşitlendiğini görmenin oldukça üzücü olduğunu itiraf ediyoruz. Bu bize Sleeper’da beyninin yeniden programlanmasına karşı çıkan Woody Allen’ı hatırlatıyor: “Beynime dokunamazsınız, o benim ikinci önemli organım!”

Bu arada Türkiye’deki Lacan izleyicilerinin derslerini iyi ezberlediklerine şüphe yok. Birkaç yıl önce Psikeart dergisinin düzenlediği bir etkinlikte konuşan Bilgi’nin popüler hocalarından biri Sokal’ın, Lacan’ı anlamadığını ileri sürerek, “Lacan kadın yoktur,”… “hatta erkek de yoktur” dedi. Bilginin popüler hocasının başarılı bir şekilde aktardığı tipik bir ‘postmodern mem’. Aslında hiç bir şey yoktur. Kadın/erkek yoktur, işçi/patron yoktur, ilerici/gerici yoktur vs. Ne kadar kolay bir düşünme tarzı değil mi? Aslında hiç bir şey yok, ne uğraşıyorsunuz boşuna. Modern bilim cinsiyetler arasındaki ayrımın 2,5 milyar yıl önce başladığını söylemiş bize ne? Oturup bir sürü kitap mı okuyacağız şimdi evrimi öğrenmek için. Bütün bunlar boş işler. Zaten bilim de bir “kurgu” değil mi?

Bu kolaycı düşünme tarzı son 20 yılda özellikle solcular arasında çok yaygınlaştı. Oradan da İslamcılara geçti, tabi farklı amaçlarla kullanılmak üzere. İslamcılar bu tarz yaklaşımları hemen bağırlarına bastılar çünkü bilimin son 400 yıllık egemenliğini sona erdirebileceklerini umdular. Yıllardır bilim “binlerce yıllık efsanelere inanmayın, gerçek budur” diye kafalarını ütülüyordu. Oysa postmodern (hem de solcu) yazarlar gösterdi ki aslında bilim de gerçekleri söylemiyormuş: Meğer bütün o elitist aydınlanmacılar bize zorla gerçeği dikte ettiriyorlarmış… Neyse ki artık zorba modernist bilimcilerden kurtulduk; yaşasın postmodern dünya!

Yazımızı Noam Chomsky’den bir alıntıyla sonlandıralım: “Modern bilimler, insanlığın başarısının ve kültürel birikiminin en dikkat çekici örneklerinden biri. İnsanlığın sahip olduğu tüm hazineler gibi o da saygılı ve titiz bir uğraşı hak ediyor, ayrıca böylesi çabaları ödüllendiriyor. Sokal ve Bricmont herkesçe bilinen bu gerçeğin ne kadar kolaylıkla gözden düşebildiğini ve bunun sonuçlarının entelektüel yaşam ve insan ilişkileri üzerinde ne kadar zarar verici olduğunu gösteriyorlar. Ayrıca bizlere deneysel tahkikatın temel meselelerinin dikkatli ve yapıcı bir eleştirel değerlendirmesini de sunuyorlar. Bu doğru zamanda yapılmış, oldukça önemli bir katkı.”

  • Son Moda Saçmalar (Postmodern Aydınların Bilimi İstismar Etmesi)
  • Yazar: Alan Sokal, Jean Bricmont
  • Çevirmen: Barış Gönülşen
  • Alfa Yayıncılık
  • Sayfa Sayısı: 417
  • Baskı Yılı: 2013
Kerem Cankoçak

Kerem Cankoçak

Boğaziçi Fizik Bölümünü bitirdikten sonra doktora çalışmaları için
Stockholm’e gitti. 1992 yılından bu yana CERN’deki deneylerde çalışmalarını
sürdürmektedir. Halen İstanbul Teknik Üniversitesi Fizik Mühendisliği
Bölümünde doçent olarak görevine devam eden Kerem Cankoçak’ın editörlük
ve çevirmenliğini yaptığı çok sayıda kitabın yanı sıra çeşitli dergilerde
popüler bilim yazıları yayımlanmıştır.
Kerem Cankoçak

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *