Responsive banner image
DeliDolu
 

Metin Çakır; O bir falçata ustası

0

Konsey Cinayetleri’nde Metin Çakır işle güçle daha meşgul bir adamdır. Polisten kaçıyor, mahallede asayişi sağlıyor, milletten haraç topluyor, emniyet teşkilatının bulamadığı ipuçlarını o buluyor, bir de basınla daha iç içe.

Konsey Cinayetleri derken, konsey sözcüğünü uzun soluklu izlenilen bir diziden öğrenen nesil olarak, ciddi ve karmaşık şeyler bekleyebiliriz romandan ki bu hakkımız da. Ama bizim buradaki konseye, adı bile olmayan sadece yaşayanların bildiği bir mahallede kurulan ve Metin Çakır’ın da içinde olduğu bir yapılanma diyelim. Bu konseyi, Ömer Türkeş’in Radikal Kitap’ta yayınlanan seriyle ilgili genel tanıtım yazısından bir alıntıyla daha iyi açıklayabiliriz: “Önemli bir toplantının yapıldığı sıcak mayıs gecesini Metin Çakır’ın ağzından dinliyoruz; ‘Konseyin en genç ve gariban üyesi bendim. Toplam beş kişiydik. Kendimize puştlar konseyi diyorduk. Uzun yıllar mahalle sokaklarında bilet kestikten sonra, mahallenin açık havada en çok iş yapan yeri parka zıplamıştım. Bu terfim bana önümün açık olduğunu bildiriyor ve tabiî ki zamanı da gelmişti, otuz dört yaşındaydım ve artık çok yorulmuştum. Açık havada sürtmek istemiyordum. Sonunda beklediğim gün gelmiş, Çoşkun Çoşkun’un elim vefatıyla yerine konseye seçilmiştim. Bir iki aydır da onun evini ben kullanıyordum. Konsey yerleşik düzene geçmiş, ekmek parasını sahibi oldukları evlerden kazanan pezevenklerden oluşuyordu. Mahallede ancak beş eve yer olduğundan, konseydeki pezevenk sayısı da beş kişiden ibaretti.”

KirmiziKedi_3

Rutin toplantılarını yapabilecek kadar işlerini ciddiye alan insanlar bunlar. Kitabımız da bu adı taşıyor çünkü olaylar tam da bunun üzerinden başlayıp gerçekleşiyor. Terfi eden Metin Çakır’ımız kendince tam da rahata, düzene, çatılı bir yere kavuşmuşken işler yine karışır. Konseyin toplantılarını yaptığı kahvehane, Metin’in dışarı çıkıp birkaç adım uzaklaşmasıyla beraber taranır ve işlenen cinayetler yine ona kalır. Çünkü vurulan elemanlardan biri onun adını seslendirir son nefesinde. Metin kaçar, klasik olarak polis şefi Asım onu kovalar. Sonrasında beş cinayet daha işlenir. Onlar da Metin’e kalınca on cinayetten aranan seri katil durumuna düşer. Yine kitabın sonuna kadar bir araya gelemezler, hep telefonla iletişime geçerler komiserle. Metin korkusundan yanına gidemeyip hep telefonla suçsuzluğunu anlatmaya çalışır komisere. Ancak yine derdini anlatamıyor ve yine Asım Abisi ısrarla ona inanmıyor. Metin bir zamanlar onun adına çalışan kızlarından birini,Filiz’i,bu hayattan kurtaran,evinin kadını yapan Hamit’e sığınır.Hep yağmurdan kaçarken doluya yakalandığı için Hamit’le yeni bir olaylar zinciri de başlar. Burada değişik bir iş de yapar. Hiç alışık olmadığımız bir iş. Hamit’in yanında kaldığı süre içinde onun için çalışır, onun adına iş yerlerinden, iş adamlarından para tahsil eder.

Metin ve konseydekilerin yokluğunda mahalle de karışmıştır. Bu karışıklık tabiî ki onların yerine geçmek isteyen çapsız tiplerden kaynaklıdır. Metin bu durumu da düzeltmek istemektedir, çünkü mahalledeki kızlar ve işi için emek harcamıştır hayatı boyunca. Bir yandan da suçsuzluğunu ispatlamaya çalışmaktadır. Mahalleye işinin başına dönmesi ve sermayesini kaptırmaması için tek çaresi budur. Metin bu sebepten televizyonlarda da boy gösteren, ünlü bir haber spikeri olan Barlas Bey’e ulaşmaya çalışır. Sonunda iletişime geçer. Olayda bulduğu ipuçlarını söyler. Barlas Bey onunla ilgilenir, yardımcı olur.

Tabiki her şey yukarıda giriş bölümünü özetlemeye çalıştığımız kadar basit olmamıştır. Sonuçta Metin Çakır’dan söz ediyoruz. Onun olduğu yerde bela ve karmaşa vardır. Dahil olduğu hayatlara da bunu kolaylıkla götürebilmektedir. Bütün olup biteni üzerine çekebilecek bir doğası, manyetik alanı vardır. Medya-mafya ilişkili bir durumun içindedir artık, yine doğal olarak olayı o çözecektir. Zekası sayesinde mi? Hayır tabiî ki. Çünkü o bildiğimiz anlamda bir dedektif değil ancak sıradan bir vatandaş demek onun için çok temiz kalır. O kendi deyimiyle “ Puştun önde gideni ”dir. Belalar üstüne üstüne nasıl geliyorsa çözümler de aynı şekilde ilk onun önüne düşer.

Metin Çakır ile ilgili ilk iki kitaptan hareketle kıyaslama yapacak olursak bazı değişiklikler doğal olarak dikkat çekiyor. Falçata ustası olan kahramanımız bu macerasında falçatasını sıklıkla, ustalıkla ve tereddütsüz kullanıyor. Öteki maceralarında ondan çok söz ediyor ancak az  kullanıyordu. Kafası karışık bu defa Metin Çakır’ın. Düşündüklerini, iç sesini ya seslendiriyor ya da yapmak istediklerini düşünürken kendini onları yaparken buluyor. Bunların sonradan farkına varıyor. İlk defa deli gibi korktuğu Asım Abi’yi suçlayabiliyor. Cinayetleri suçluyu bulabilmek ve işinin devamlılığını sağlamak için onun işlediğini düşünebiliyor. Asım Abisini ilk defa tavrından dolayı bu şekilde katilmiş gibi sorgulayabiliyor. Çünkü kendine güveni gelmiş bir Metin Çakır’dan söz ediyoruz. İyilerin yanında kötülerin karşısında tam bir kahraman havasına da ara ara giriyor.Konuşmalarında teklemeyen, karşısına aldığı insanlara ara sıra nutuklar çekebilen bir Metin Çakır’ımız var artık.

Konsey Cinayetleri’nde Metin Çakır işle güçle daha meşgul bir adamdır. Polisten kaçıyor, mahallede asayişi sağlıyor, milletten haraç topluyor, emniyet teşkilatının bulamadığı ipuçlarını o buluyor, bir de basınla daha iç içe. Argo dağarcığımıza bir iki sözcük daha ekleyebiliriz bu seriden de. Kitabın arka sayfalarında argo sözlüğü var okuyucuya yardımcı olmak için. Sokaklarda büyüyen kahramanımızın dilinden bu şifreli sözcükler eksik olmuyor haklı olarak.

Metin Çakır… Konsey Cinayetleri… O tam bir seri katil… FBI bile işin içinde…Daha önceki maceralarını -Yıldız Cinayetleri ve Resim Cinayetleri- okuyanlar için “Acaba başına bu defa neler geldi?” diye merak edilerek; yeni başlayanlar içinse “Nasıl bir konsey ki bu, neler olacak acaba?” diye okunabilecek bir Metin Çakır macerası var elimizde.

  • Konsey Cinayetleri
  • Yazar: Armağan Tunaboylu
  • Türü: Polisiye
  • Baskı Yılı: 2016
  • Sayfa Sayısı: 303 Sayfa
  • Yayınevi: Maceraperest Yayınları
Funda Şamiloğlu

Funda Şamiloğlu

Ağrı Doğubeyazıt’ta doğdu, Manisa’da büyüdü. Liseyi İzmir’de, üniversiteyi Çanakkale’de okudu. Memleketin bu bölgelerinde sayısız okul değiştirdi. Cimnastikle çok küçük yaşlarda tanıştı, uğraştı. Cimnastikçi olabilirdi ama aile mesleği olan öğretmen, Türkçe öğretmeni, oldu. Okumayı, yazmayı, denizi, kahveyi, çocukları en çok da yağmuru seviyor. Yağmuru etrafındaki insanlara sevdirme gibi bir gayreti var ve yaşadığı sürece de devam edecek. Sevdiği şeyler arasında olan okumayı kalıcı hale getirmek isteğiyle yazmaya başladı. Bu işin aşk işi olduğunu söyleyenlerin önünde saygıyla eğiliyor.
Funda Şamiloğlu

Latest posts by Funda Şamiloğlu (see all)

Kolektif Kitap
Paylaş

Cevap Yazın