Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Monika Maron’un Animal Triste’si

0

Animal Triste yaşamla ölüm, aşk arzusuyla ölüm korkusu arasında gidip gelen etkili bir hikaye.

Bu hikaye; böyle bir anlatım, dil, duyguları ifade ediş hali Avrupa kültüründen çıktığı için mi, kitabın başından sonuna mesafeyi bir türlü kapatamadım? Fakat bütün bunlara rağmen kitaptan çok etkilendim. Fazlasıyla hatta. Olabilir mi böyle bir şey? Hadi yazayım; başlı başına hikayenin kendisi, anlatım dili, okuyucuyla kurduğu bağ düşünüldüğünde son derece soğuk ve albenisiz olan bu kitaptan niye bu kadar etkilendim? Henüz uzun hikayemi, kısa roman mı buna da karar veremedim.

KitapEki
KitapEki

Fakat bu 157 sayfalık kitap bir buçuk gün içerinde bir kere baştan sona olmak suretiyle, ikinci kez altı çizili yerler tekrar okundu bile. Hala devam ediyorsa bu kitapla olan yolculuğumda bir şey var demektir ve ben bu kitapla ilgili bu yazıyı illaki kitapla bir bağ kurmak istediğimden değil; bu soğuk mesafesini ve albenisizliğinin bende bıraktığı duygularının sürmesini istediğim için yazacağım aslında.

Yani akıl ve duygu işi değil hayvan iç güdüsü gibi Monika Maron’un Animal Triste’si okumuş olmak.

Aslında bugün bile bilmiyorum, benim yaşamım sıvasız kerpiç bir ev gibi sağanak yağmurla süpürülüp giderken neden Franz’ın yaşamında her şeyin olduğu gibi kalabildiğini. Yaşamımı zaman zaman planlarla veya çıplak ellerimle korumaya çalışsam da ne yaparsam yapayım onu kurtaramamıştım. Bunun ulmlu olduğu için Franz’ı değil yalnızca beni etkileyen zamanın değişimiyle de bir ilgisi olmalı. Franz olmasaydı da yaşamımda çok az şey değişmeden kalırdı.

Romanın kahramanı adsız. Yüz veya doksan yaşında, kendisi de pek emin değil. Romanın ismen tanıdığımız kişisi Franz çoktan terk etmiş olsa da adsız ve yaşlı anlatıcımızı kurgu taşları Franz üzerinden örülmekte. Yitirilmiş ve yüceltilmiş binlerce aşk hikayesi gibi Animal Triste de belli başlı klişeleri anlatımında barındırmıyor değil fakat hikayenin albenisiz tarafını oluşturan bu unsurlar romanı etkili bir hale getiriyor. Çünkü kahramanımız belki doksan belki de yüz yaşında.

Bu tür romanlarda genelde orta yaş kadınlar söz konusu olduğundan bu kadar yaşlı bir kadının hala yitirmiş olduğu aşkı ardından arzuyla bahsetmesi; yine bu yaşta bir kadının artık sonu iyice belirginleşmiş yalnızlaşmasıyla belleğinin sakladıkları ve sildikleri arasında yol alma çabası romanı parlatan en önemli unsurların başında geliyor. Terk eden sevgilinin yitirilen aşkı, bu kadar yaşlı olmanın da yarattığı nafilelik artık yakmaz olmuştur adsız kahramanımızın canını.

Onu beklemiştim. Haftalarca evden ayrılmaya cesaret edememiştim; tam da o saatte geri gelir de, evde olmadığım için bir daha hiç gelememek üzere gider diye korktuğumdan; geceleri telefonu yastığımın yanına koyuyordum. Onu beklediğim sürece sadece onu düşünüyordum. Her karşılaşmayı bana söylediği her sözü geceleyin birbirimize sarılmalarımızı tekrar tekrar canlandırdım. Sevgilimin bana o kadar yakın olduğunu düşünebiliyordum ki; saatlerce bizzat buradaymış gibi mutlu olabiliyordum.

Bu basit dil, bu basit anlatım yaşlı birinden çıktığında aşkın ve arzunun en saf haline bürünmekte. Hikaye bu derece albenisiz durmasına rağmen tutkusunu buradan almakta. Bu anlamda ne kadar basit olursa olsun anlatım sırasında seçilen her kelime kendi değerini okuyucunun dimağına bir güzel yerleştirmekte.

Hikayeyi bu denli yaşlı bir karakter anlatınca hafızamızın kişiliğimiz üzerinde oynadığı rol daha da belirgin olarak ortaya çıkıyor. Aklımızın üzerini tamamen örttüğü hayvansı tarafımız tüm çıplaklığı ve acımasızlığıyla yanımızda beliriveriyor. Ve Monika Maron çok iyi bildiğimiz bir hikayeyi yaşam tarafında zamanı tükenme noktasına gelmiş bir kadının yitirilmiş aşkı üzerinden anlatıyor ki; roman bittikten sonra dahi okuyanı takip etme sebebi tam da bu. Animal Triste yaşamla ölüm, aşk arzusuyla ölüm korkusu arasında gidip gelen etkili bir hikaye.

  • Animal Triste
  • Yazar: Monika Maron
  • Çeviri: Mustafa Tüzel
  • Türü: Roman
  • Baskı Yılı: Haziran 2016
  • Sayfa Sayısı: 159 Sayfa
  • Yayınevi: Alef Yayınları

 

Aynur Kulak

Aynur Kulak

2015 yılında ilk kitabı Günlerden Bir Gün, İnkılap Yayınları’nın Roman yarışmasında İkincilik ödülünü alarak yayınlandı. Takip eden yıllarda çeşitli dergilerde denemeleri ve öyküleri yayınlandı. 10 yıllık bir aradan sonra yazmaya geri döndü. Ve tekrar kitaplar üzerine ve sinema üzerine yazmaya başladı.
Aynur Kulak

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *