Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Murat S. Dural Ağustos – Eylül 2018 Okumaları

0

Murat S. Dural aylık olarak yaptığı okumaları Kitap Eki takipçileri için değerlendirmeye devam ediyor…

Değerli dostlar,
Romanımın hâlâ süren çalışmaları, o bitti bitiyor derken artık söylemekte bir sakınca görmediğim, aniden önüme çıkan biyografik Lefter kitabı hazırlıkları okuma düzenimi ziyadesiyle etkiledi.

“Buna rağmen bunca kitap?” derseniz büyük bir bölümünün sayfa sayısı anlamında kısa olduğunu ya da uzun olmalarına rağmen okuma anlamında kolaylık sağladığını önemle belirtmeliyim.  Ayrıca tekrardan hatırlatmakta yarar var; aşağıdaki kitaplar her zaman ki gibi bir ayın değil, iki ayın toplamı.

KitapEki
KitapEki

“Romanı soruyorlar, onlara de ki: değerli yazar dostlarımın ön okumaları ile sorunlar ortaya dökülüyor, kısalıyor ama eksilmiyor, tam tersine daha da FİT, kuvvetli oluyor…” Tahminlerim, eğer uygun bir yayınevi ile onları da riske etmeyecek şekilde anlaşırsak, en erken Aralık en geç 2019’un ilk üç ayında yayınlanabileceği yönünde. Lefter kitabımız ise çok yakında bizlerle olacak. Aşağıda okuyacağınız üzere Lefter Küçükandonyadis hakkında harika bir eser zaten mevcut. Bu yüzden tipik bir biyografi yerine çok daha edebi bir kitap planladım. Futbolu seven sevmeyen herkes okuyabilsin istedim. 100 kitap sayfasını geçmeyecek, uygun fiyatta, içerik kadar görsel olarak da güzel bir şeyler ortaya koymaya çabalıyoruz. Görüştüğümüz, görüşeceğimiz güzel insanlar var. Eğer planladığımız gibi giderse naçizane, abideler adına yetersiz kalacağını bilerek umarım hakkını bulan, umarım hakkını eşit dağıtan bir çalışma olacak. Gelişmelerden haberdar edeceğim.

Gelelim geçen iki ayın okumalarına ve benim şahsi yorumlarıma;

Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski – Stefan Zweig

Nefis bir kitapla başlamak istiyorum. Lefter’in biyografisini edebi olarak yazma hevesimin esin kaynağı. Stefan Zweig’den “Üç büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski” Böylesi bir kitabı anlatmaya çalışmak çok zor. Üç ayrı yazarın hayatını Zweig’in dilinden edebi bir anlatımla okumak ancak “efsanevi” kelimesi ile tarif edilebilir. Çok ilginçtir ki elime gelen, onur duyduğum ve korkutucu derecede önem verdiğim Lefter projesi için el kitabım oldu. İnanıyorum ve hatta eminim ki “Üç Büyük Usta” yukarılardan bir yerden Zweig’in bu cümlelerini okuyorsa muhakkak gülümsüyorlardır. Tahminim bir kaç defa daha okuyacağım yönünde. Her evde, kütüphanede dil, anlatım, söz sanatına örnek oluşturması anlamında bulunması, okunması gereken bir eser. Kendi yazma çabamı sorguladığım, dağa tırmanmaya başladığımı düşünürken daha eteklerine bile varamadığımı anladığım bir başka kitap. Zihnimin damağında oluşan eşsiz ve nefis bir tat. Zweig’in bu anlamda tek kitabı değil. “Huzursuz Ruhlar”, “Kendi Hayatının Şiirini yazanlar”… Onları da daha okumadan tavsiye ediyorum.

Ölüler Yaşıyorlar mı? – Hüseyin Rahmi Gürpınar

Olağanüstü!… “11 Ağustos 1932, Heybeliada” imzası ile sonlanan bu eseri nasıl anlatmam lazım? Bu kitap ve yazarını Türk Edebiyatı’nda korku, fantazya sanatları dalında belki de alıp zirveye yakın bir yere koymak ve özellikle işaretlemek gerekiyor. 2016 yılında İstanbul Kitap Fuarı’nda ülkemizin korku üstatlarından Onat Bahadır ile beraber katıldığımız bir söyleşide gençliğinde onu en çok etkileyen kitapların Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eserleri, özellikle “Ölüler Yaşıyorlar mı?” olduğunu söylemişti. Sevgili Onat’ın dilimize hakimiyeti, özenli yazını, kendine has derin karanlığına hayran biri olarak eseri hemen edinmiştim ama okumak ancak şimdiye nasip oldu. Gerçekten fantastik türleri seviyorsanız muhakkak okumanızı, kitap alım listenize eklemenizi şiddetle öneririm. Eski dile dair hoş kelimeler var, bu edisyonda ana metne dokunulmamış. Ancak beni hiç rahatsız etmedi, bilakis o zamanlara uçtum gittim. Bu kitap nezdinde son olarak şunu söylemem lazım; cinlerle pek münasebette bulunan sinemamız böylesi hazine değerindeki bir eseri ya da benzeri eserleri nasıl göz ardı edebiliyor? Önemli ve cevabı belli bir soru.

Kvaidan Tuhaf Şeylere Dair Öyküler – Lafcadio Hearn

Sizi etkilemek istemem ama burada, Kitap Eki gibi çok övündüğüm, beğendiğim bir kültür merkezinde yazıyorsam etkilemek zorundayım; korku, garip, tekinsiz öyküleri, meselleri seviyorsanız, bir batılının gözünden süzülüp gelen bu tekinsiz Uzakdoğu (Özellikle Japonya) mücevherlerini kaçırmayınız. Her seferinde “Bu Uzakdoğuluların sorunu ne dostum?” dedirten sinema yapıtları bir tarafa, bu kitapta bulacaklarınız türlü türlü tanrılar, canavarlar, varlıklar koyuyor vitrinine. Gülmek, ders almak ve delicesine ürkmek için Can Yayınları sunumuyla sizlerle. Tahmin edilemeyen tedirginlik garantili reçeteler. Üstelik hasta bile değilsiniz. Ayrıca Lafcadio Hearn bunları anlatırken dipnot olarak verdiği bilgiler, “hasta değildiniz ama olacaksınız” pis sırıtışı. Buyurunuz…

Raydan Çıkan Trenler – Hernan Ronsino

“Raydan Çıkan Trenler” dört farklı karakterin gözünden aynı olay. Aralarındaki tek fark başka kişilerin konuşuyor, aynı şey hakkında dördünün de başka bakış açılarıyla konuşuyor olması. Çınar Yayınları’ndan çıkan, çevirisi Seda Ersavcı, editöryal çalışması Yankı Enki tarafından yapılmış, kapağı ayrı kendi ayrı güzel bir kitap Hernan Ronsino’nun “Raydan Çıkan Trenler”i. Başladığımda her sayfaya azar azar düşen cümleler anlatım ve karakterlerin çoğalması ile artıyor. Anlayacağınız hem yapısal hem de içerik olarak farklılaşma, gittikçe cümlelerin ve hislerin artışı mevzubahis. Her anlamda değişik bulduğum, garip ama son derece ayakları yere basan bir eser. Seda Ersavcı çeviriyorsa at sepete Yankı Enki editörüyse al hemen durumu ayrı bir gerçek tabii. Ne yapabilirim? Alınacak kitap konusunda onların imzası beni hiç yanıltmadı. Dört erkek ve bir kadın arasında belki de her yerde yaşanabilecek kesişimler, çatışmalar. Dediğim gibi; sadece çevirmeni ve editörü adına bile alınabilecek kıymetli bir eser.

Ölü Dalgıcın Sonbaharı – Onur Selamet

Onur Selamet özellikle fantastik, bilimkurgu türünde başarılı çalışmalar yapan, internette bu türler adına nefis bir platform olan Kayıp Rıhtım’ın çok önemli bir parçası. Dedalus Yayınları’ndan hem de Baran Güzel editörlüğünden çıkan “Ölü Dalgıcın Sonbaharı” diğer çalışmalarının yanında öykücülüğünü de başarılı bir şekilde gözler önüne seriyor. Tedirgin edici ama masalsı, garip bir çekiciliği olan sempatik ama karanlık hikayeler, masallar, çizgi filmler, çocuklar için değil yetişkinler için anlatılan huzursuz, acı şekerler sanki. Biraz bizim zamanımızda gösterilen çizgi film “Klamentin”i hatırlatan bir yapısı var. Kitabı hiç durmadan dört saat gibi bir sürede bitirdim. Sonra mı ne oldu; baş dönmesi, sağlam içmişim gibi sarsıntılar, neden mutlu olduğumu bilmediğim ve çok güldüğüm için ağlayacakmışım hissi veren sırıtmalar. Çok eğlendim ama. Ama başka şeyler de oldu. Sevgili Onur’un kelimeler ve cümlelerle arası oldukça iyi ve kendine münhasır bir tarzı var. Sarhoş etti beni.

Alemlerin Çöpçatanı – Ömer Faruk Yazıcı

Bir ilk kitap. Ömer Faruk Yazıcı şahsen tanıdığım, sevdiğim, sempatik bir insan. Sanırım kitabı o yüzden “ayrıca” sevdim. Neden mi? Çünkü her öykü onun sempatik, kinayeli, esprili, manidar hikmet hikayeleri ile dolup taşıyor. En korkunç yerde bile ekrana bakıp sırıtan yazarın samimiyeti, şaşırtıcı oyunları ister istemez size de geçiyor. Yazarken samimiyetin çok önemli olduğunu düşünüyorum, o samimiyeti yazıya aktarabilmek ayrı bir yetenek kabul. Ama bunlar sevgili Ömer Faruk Yazıcı’da fazlasıyla var. Öyküler kan revan içerikte değil, çok daha pozitif bir ürkütücülük bu. Öğretici bir tarafı var. Olumluluk sosunu iyi hazırlamış, ne çıkmaz sokak ne de bağ bahçe. Yeni kitap ve öyküleri için beklentiliyim. Çok daha gelişkin şeyler gelecek bu kaynaktan, bence takipte kalmalıyız.

Orada Bir Yerde – Engin Türkgeldi

Can Yayınları vesilesi ve kapağının güzelliği ile ilgimi çeken, okumaya giriştiğim, ismini az biraz duyduğum “Orada Bir Yerde” verimli bir karşılaşma oldu. Kısa bir öykü kitabı olmasına rağmen içeriğindeki hikmet, tedirgin edici ve büyülü gerçeklikle yoğrulmuş kurgular zihnimde güzel tatlar bıraktı. Engin Türkgeldi’yi ve onu basarak bizlere bağışlayan Can Yayınları’nı tebrik ediyorum. Daha nice öyküsünde buluşmayı diliyorum. Kısa keseceğim ama okumanızı o kısalığın tersi büyüklükte önereceğim.

Futbolun Ölümü – İslam Çupi

Ve iki ay gibi bir süre tamamladığım edebi-biyografik Lefter kitabım için ikinci defa okuduğum bir kitapta sıra. “Futbolun Ölümü”… Barış Karacasu ve Kıvanç Koçak (Baba) Hakkı Yeten’in “Futbol yazının Balzac’ı” dediği İslam Çupi’nin makalelerini üç kitap halinde derlemişti. Futbol ve edebiyatı seviyorsanız İslam Çupi yazılarına bir bakmanızı muhakkak öneririm. Lefter kitabını yazarken kendisinden, yazınından çok etkilendiğimi önemle belirtmeliyim. Futbol ile alakalı, küçücük merakı olan insanlar bile sahadaki efsaneleri bilir, gollerini izler, asistlerine şaşırır, oyun akıllarını, sezgilerini tanrısal mahiyetlere büründürür. Peki onları yazanlar? Kısır pozisyon içeren geviş getiren kelimeler, sıfat tamlamaları, kopyala yapıştır tandemler arası boşluklar. Peki spor, özellikle kültürel anlamda en yoksun görülmeye çalışılan futbol edebiyatla, kısır olmayan doğaçlama sanat faaliyetleri ile gazete köşelerinden taraftara ulaşabilir mi? İşte İslam Çupi bu sanatın doruğunda 50 yıldan fazla kalem sallamış, düşünsel bir futbolun mürekkebini sayfalara dökmüş bir insandır. Bırakınız gazeteciliği, spor yazarlığını edebiyatla ve futbolla ilgili her insan onu okumalı ve başının üstünden eksik etmemelidir. Baba Hakkı’mızın “Balzac” betimlemesi bir yana ben ona “Futbolun Terry Pratchett’ı” diyorum. Bir başka teşbih lazımsa sahaların değil ama köşe yazarlığının Lefter’i yakıştırması yapılabilir, daha azı değil…

On Bir Futbol Öyküsü – Camilo Jose Cela

Camilo Jose Cela İspanyol Edebiyatı’nın büyük taşlama ustalarından. Esprili, eleştirili, gülümseten yazınını bu sefer futbolun üzerinde dolaştırıyor. İspanya’yı Latin Amerika Edebiyatı’nın bir yerine konumlandırabilir miyiz bilemiyorum ama büyülü gerçeklikle, gerçeği eğip bükerek soktuğu groteks ama gerçek şekillerle, futbolu hayali diyebileceğimiz ama gerçek bile diyebileceğimiz haller ve figürlerle temsili anlatabilmek büyük ustalık istiyor. Ama, anlatımı çoğunlukla herkesin anlayabileceği değil o dönemin olay ve kişilerine atıflı olduğu için anlamakta sorunlar yaşanıyor. Detaylı bir açıklama bölümü lazım. “Şurada şu kişiyi şundan dolayı böyle anlatıyor” diye bir dizin olsa kitap kadar, bir 85 sayfa daha yazmak gerekebilir. Edebi tadı futbolun çok üstünde. Futbol bir ayrıntı ve o çağa, o günün olaylarına özel.

Umberto Eco ve Futbol – Peter Pericles Trifonas

Uzun uzun yıllardır Umberto Eco okumuyorum. “Gülün Adı”, “Foucault Sarkacı”, “Baudolino” ve “Genç Bir Romancının İtirafları”ndan sonra bir şekilde kendisinden uzaklaştım. Severek ayrıldık. Aslında Peter Pericles Trifonas şu an aklımda beliren “Neden uzaklaştım?” sorusunun cevabını veriyor bu minicik kitapla. Kitaplarındaki yerel havaya rağmen çok üstten bakan, herkesin her şeyi bilmesi gerektiğine inanan o tavır beni yoruyor. Yani naçizane ben böyle düşünüyorum. Onunla aramda görünmez bir duvar var. Böyle yazınca terapideymişim gibi hissettim. “Onu sevmek istiyorum ama o kendini sevdirmiyor!” Neyse, kitap çok kısa ama özellikle futbol kapsamında anlattığı şeyler önemli. Küçük olduğuna ya da başkasının yazdığına kanmayın, “Umberto Eco ve futbol hakkındaki fikirleri” (küçümseyen esprili tavrı da denebilir) son derece derin. Olumlu değil ama yaptığı vurgular yok, gerçek değil diyemem. Haklı, abartılı ama haklı. Entelektüel bakış açısı ve futbol kesişimi kapsamında enteresan bir okuma olabilir.

Türk Edebiyatında Futbol – Turgut Çeviker

Lefter biyografisi ve edebi yorumu adına konuya tam denk düştüğü için Nadir Kitap’tan ciddi bir paraya aldığım, soru işaretleri barındıran bir kitaptı “Türk Edebiyatında Futbol”. Fakat içine girince, sayfalar ilerledikçe elimdekinin 2002 basımı, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkıp unutulmuş bir hazine, Turgut Çeviker’in harika bir derlemesi olduğunu fark ettim. Her sayfada hem edebiyata hem de futbola bakış açım endişeden yüreğe kuvvet veren, zihnime tat veren bir safhaya erişti. İddialı konuşacağım; eğer futbolu, edebiyatı seviyorsanız bu eşsiz (nefis!) kitaba sahip olmalısınız. O kadar çok şey öğrendim, bakış açım öylesine tazelendi ki tribünden televizyonu başındaki taraftara kadar herkesin fikrini güncelleyeceğine, güzel bir bakış açısı getireceğine eminim. Birinci baskısı tükenmiş ve öylece kalmış bir sandık dolusu şahane aktarım. Yeniden basılmalı, futbolu ve edebiyatı seven her eve girmeli.

Kramponlu Filozoflar – Sarkis Minasyan

Sarkis Minasyan’ın derlediği, Kara Karga Yayınları’ndan çıkan “Kramponlu Filozoflar” futbol severler ve bu sporun kültürel, sosyolojik, psikolojik, bir anlamda da felsefi tarafı ile ilgilenenler için, bu sektörün paydaşları futbolcuların, teknik direktörlerin sözleri ile çerçevelenmiş güzel bir cep kitabı olmuş. Ancak hem fiyatı hem de kitabın kapsamı iyi orantılanmamış. İki saat gibi bir sürede rahatça biten kitap 10 TL’nin biraz üstünde. çok daha özenli, çok daha geniş bir içeriği olsa 10 TL değil 20 TL verebilirdim. Tabii burada yazara, yayınevine de destek çıkmak lazım. Güzel fikir ve bir anlamda bir yere kadar iyi kotarılmış bir eser ama gönlüm çok çok daha iyisinin yapılabileceği yönünde. Bu ve bunun gibi daha başarılı kitapları raflarda görmeyi umuyorum.

Lefter Futbolun Ordinaryüsü – Haluk Hergün

Ve “Lefter – Futbolun Ordinaryüsü”… Belki de Türkiye’de yazılmış en iyi spor biyografisi. Alp Bacıoğlu ve Haluk Hergün her anlamıyla olması gerektiği gibi bir biyografiye imza atmışlar. Tüm ayrıntılarıyla, ailesinin, yakın dostlarının, gerek Türkiye gerekse yurtdışındaki arşivlerin taranmasıyla Lefter üzerine temel eser olmuş. Futbolu, biyografi okumayı sevenler için muhakkak edinilmeli. Edinilmeli diyorum çünkü muhtemelen 2012’de çıkan bu kitap ikinci baskıyı yapmış ve orada kalmış. Sebepleri eseri anlayamamak, biyografi gibi örneklik teşkil eden değerli eserlere ilgi gösterilmemesinden kaynaklanıyor diyebilirim. Önemle vurgulamak istediğim diğer bir konu, özel bir isim var bu eserde; Fenerbahçe Spor Kulübü Müze Müdürü Alp Bacıoğlu. Uzun ama çok uzun yıllarını Fenerbahçe Tarihi’ne bahşetmiş çok kıymetli bir ayaklı kütüphane. Onun bilgisini ortaya koyduğu bu eserin daha çok okunmaması üzücü…

Scalped Münzevi – Jason Aaron

Son kitap bir çizgi roman. Önceki yazılarımı okuduysanız Scalped Serisi’ne yabancı değilsinizdir. Senaryo açıldıkça açılıyor. İlk ciltlerde de yazdığım gibi zorlayıcı, alışılmadık gelen yapısı derinliği olan olaylar ve karakterlerle her seferinde daha da güzelleşiyor. Okudukça bir diğer cilt için heyecanlanıyorum. “Münzevi” ise bu seri için kilometre taşlarından. Çizimler kuvvetlenen alt metin ile öyle uyumlu ki adeta bir film izliyorum. Çok şey açıklığa kavuşurken ileriye dönük yeni sorular oluşuyor. Bir günde okudum. Diğer cilt için sabırsızım. Seride ve bu kitap özelinde emeği geçen herkese teşekkürler.

Sözlerimin sonuna gelirken hepinize teşekkür ediyorum. Yazmak ve okumak için zaman veren herkes ülkemiz ve dünyada sönen ışığın, karanlığın karşısında, onlara inat nefer, bir enerji kaynağı oluyor. Her zorluğa ve sıkıntıya rağmen aydınlatmaya, ışık tutmaya devam.

Sevgilerimle,

https://twitter.com/MuratDural
https://www.facebook.com/murat.dural.33
https://www.instagram.com/muratsdural/
https://www.goodreads.com/author/show/16048476.Murat_S_Dural
https://www.linkedin.com/in/murat-s-dural-b7718530/

Murat S. Dural

Murat S. Dural

Murat S. Dural’ın sıradan hayatı askerlik günlerine denk gelen bir süreçte ansızın değişti. Yüksek arkeolog olarak yaşamını sürdürürken 28 yaşında askere gitmeye karar verdi ve yaşadığı uykusuzluk sorunu sonucu topukları hariç (bilateral chopart) her iki ayağını da kaybetti.
Küsmedi, eve kapanmadı, yıllardır engelliler için türlü mücadelelerin içine girdi ve sonunda fantastik öykülerinden oluşan bir de kitap çıkardı: Kibrit Ev…
Murat S. Dural

Tempus

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *