Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Murat S. Dural Kasım 2018 Okumaları

0

Okumak ve yazmak, üretmek ve çoğaltıp dağıtmak bizleri yarınlar için daha da güçlü kılacak, eğer o günleri ve küçük kıyamet günlerini aşabilirsek.

2018 ellerimizin arasından kayıp giderken; merhaba.

Aşağıdaki notlarımı okuyunca sizler de göreceksiniz; ilginç ve hoş bir liste oldu. En azından naçizane ben öyle düşünüyorum. Bir kez daha kitaplar konusunda “Eleştiri” değil ancak şahsi değerlendirmelerim sayılabilecek yorumlar yaptığımı hatırlatmalıyım. Heyecanımı, küçük keşiflerimin mutluluğunu size de bulaştırmaktan başka amacım yok. Kendimden kısa haberler vererek başlamak istiyorum izninizle; roman düzeltileri devam ediyor ve edebi Lefter Biyografisi ise çok yakında raflarda yerini alıyor. 

KitapEki
KitapEki

Bunları geçelim, size önermek, aklınıza sokmak istediğim kitaplar var;

Başka Dünyalardan Öyküler – Bahadır İçel

İlk kitabımız sevgili dostum, yazar Bahadır İçel’den “Başka Dünyalardan Öyküler”. “Benim Adım Z” romanı ile onu okumaya başlamıştım. Distopik, fantastik türleri aynı potadan eriten tarzına, dünyasına ilk defa bu şekilde girmiştim. “Başka Dünyalardan Öyküler”i aldığımda da beni yine oralara, gerçekten başka dünyalara götüreceğini, bilimkurgu sosunun daha fazla olacağını öngörmüştüm. Öyle olmadı ve kapıyı çaldığımda açan bambaşka bir şey oldu… Son öykü (ki o da çok arzu ettiğim bir yere götürdü beni) hariç her biri gergin, tekinsiz, son derece başarılı modern gotik coğrafyalarda dolaştırıyor okuru. Hele ilk ve ikinci öykü. Çok leziz. Diline hakimiyeti, cümlelerinin akışkanlığı ve seda ama derin anlatısı, kitabın çok hızlı okunmasını ve heyecanı hep ayakta tutmanızı sağlıyor. Sevgili Bahadır İçel okumak keyifli ama korkutucu, ağızda tat bırakan ama sürprizlerle dolu bir deneyim. Fantastik türleri, korkuyu seviyorsanız muhakkak okuyunuz.

Çarpık Ev – Burcu Aktaş

İlk iki kitap neden yerli yazarlardan? Çünkü bırakınız kur felaketi ile zorlaşan üretim, üretenin hazin yolculuğu artık yerli dosya kabul metinlerinde bile kendine yer bulmaya, yazarlar ötelenmeye başladı. Burcu Aktaş’ın evlatlar için olan ama aslında hepimize hitap eden kitabı “Çarpık Ev”. Çocukluk… İnsaoğlunun birbirini yanlış algılamak, ötekileştirmek üzerine kurulu hayatı, farklı olanı dışarı itelemek için keşfetmeye çalıştığı yollar. Son derece başarılı bir editör, yazar olan Burcu Aktaş çocuklara yönelik gözükse de bence büyüklerinde muhakkak okuması gereken kitabı ile çocuk kalbinin ve merakının herkesin yan yana geldiği, iletişim kurdukça duvarların yıkıldığı çok anlamlı ve uzlaştırıcı bir eser ortaya koyuyor. Yabancılık, yabancılaşma kimi zaman o ön yargısız çocuk kalplerini bile kötü etkiliyor. İlk zehir orada atılıyor, damgalanıyor ruhlara. İstediğimiz kadar yüksek binalarda, istediğimiz kadar korunaklı saydığımız hayatlarımıza sıkı sıkı sarılsakta doğallık, gerçeklerimiz kabul edilemeyen, baştan kötü bakılan tuhaflıklara dönüşüyor. Yoksa tuhaf olan bizler ve bu düşüncemiz mi? Burcu Aktaş’ı tanıyın; çok seveceksiniz.

Beş Sevim Apartmanı – Mine Söğüt

Ve geliyoruz Mine Söğüt’ün “Beş Sevim Apartmanı”na. Kim tavsiye ettiyse (Göktuğ Canbaba ve Uğur Kılınç) güç onlardan yana olsun! Beş yıldız mı verdim; az. Altı yıldız olsa “Keşke yedi verebilseydim” derdim. Küçük, kısa bir romanın içinde her cümle birbirine muskalanarak yazılmış sanki. “Kemiksiz, kılçıksız” derler ya, işte o kadar arıtılmış ve net. Manifestosuna “yerli fantastik kabul etmediğini” yazarak bence, naçizane hata eden Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan olağanüstü, eşine rastlamadığım türde son derece fantastik ama ironik, alaycı ama çok ciddi, karanlık ama ışığa göz kırpan bir Mine Söğüt harikası. Okumam bitince bu kitapla beraber aldığım, yine Mine Söğüt’ün, yine yazar kardeşlerimin önerdiği “Deli Kadın Hikayeleri”ne gitti elim. Birden ürperdim, Mine Söğüt tüketilecek bir yazar değil; zor zamanlar, kötü edebiyat ya da sıkıntılı yayın politikalarında saklanacak, panik anında kırılacak bir S.O.S alarmı gibi. “Sonra yasaklamalıyım” dedim. İnsan ne zaman iyi bir edebiyat, kitap gerekeceğini bilemeyebilir. Bir okur bir yazardan daha ne isteyebilir ki; okumayı erteleyecek, kıyamayacak kadar iyi kitap / kitaplar! Mine Söğüt hep yazsın biz hep onu pamuklara sarıp, sırası gelince okuyarak, daha çok kitap yazmasını dileyerek saklayıp koruyalım.

Çarkların Arasında – Hermann Hesse

Mevzu Hermann Hesse olunca tarafsız olmam düşünülemez. Can Yayınları’ndan çıkan “Çarkların Arasında” yine o esrik, hayal dozu yüksek, akışkan, lirik, kendinizi kurtaramadığınız, sizi sürükleyen anlatıya sahip. Kitap uçarcasına okunuyor. Hans’ın hayatı, çocukluğu ve gençliği bir dramın, hayat karşısında genç insanların yükseliş ve inişlerinin, sorunlarının ve aralarına sıkıştıkları çarkların küçük bir resmi. Hangimiz hangimize daha çok zorluk çıkarıyoruz, sistem mi? Yoksa aslında bizi koruması gereken, koruduğuna inandırıldığımız insanlar, aile mi? Okunması gereken bu kitap bir yana, “Siddhartha”, “Masallar” hele hele “Damian” başka bir yana. Naçizane bana göre “Çarklar Arasında” bu eserlerin yanında bir tık altta kalıyor. Ama başta da dediğim gibi; bana göre.

Borges ve Sonsuz Orangutanlar – Luis Fernando Verissimo

Borges? Lovecraft? Poe?… Luis Fernando Verissimo’nun eseri kısa olmasına rağmen çok güzel kesişimler, gizemler taşıyor. Tadı damağımda kaldı. 101 Sayfa hiç beklemediğim, şaşırtıcı git gellerden oluşuyor. Anlatısını, dilini, dinamiklerini, çatışmalarını çok beğendim. Bu noktada özgün seçimleri ve basımlarını beğeniyle takip ettiğim Monokl Yayınevi’ne de teşekkür etmeliyim. Polisiye, gerilim, gizem arıyorsanız “Borges ve Sonsuz Orangutanlar” kısa ve çok güzel bir okumaya çağırıyor sizi. Final daha iyi olabilir miydi? Onu yazar bilir. Fiyatının da son derece uygun olduğunu da önemli bir not olarak eklemeliyim.

Ölümsüzlerin Tarihi – Wolfgang Honlbein

Bir diğer kitap Alman yazar, o toprakların fantazya türleri konusunda en iyilerinden olduğu söylenen Wolfgang Honlbein’in eseri “Ölümsüzlerin Tarihi”. Epsilon Yayınları’ndan çıkmış. Bir kaç tanıtım yazısı, kapağının çekiciliği ile edindiğim bir eser. Açıkçası çok daha karanlık ve gotik bir dekor, daha kırılgan, derin karakterler bekliyordum. Yazarın kalemi, kurgusu gayet sade, cümleleri ise akışkan. Zaten romanı kurtaran, okuru kendine bağlayan en belli başlı unsurlar da bunlar. Bölge yine Transilvanya yakınları, 15. Yüzyıl ve Türk tehdidi mevzu bahis. Ama sakın yanlış anlamayın, romanın kahramanı Andrej siyasi bir karakter değil, ilgilenmiyor. 283 sayfa boyunca adeta iki boyutlu bir maceraya çıkıyoruz, aslında çok yol kat etmiyoruz. Anlatmak, varmak istediği yer, baş kahramanımız Andrej Delany’in anlaması gereken şeyler uzatılıyor, lastik gibi çekiliyor. Ancak bir kez daha söylemekte fayda var; eser gayet rahat, hızlı okunabiliyor. Tarihi diyar fantazyası romanı mı demek yoksa tarihi gizem mi demek lazım bilemiyorum. Ancak bahsedildiği, tanıtıldığı kadar Gotik unsurlara sahip değil. Fantastik unsurlar konusunda da sorun var. Sadece “hızlı iyileşmek” bir fantazya unsuru olamaz. Naçizane fikrim. Bu arada sanırım bir serinin ilk kitabı. Belki seri ilerledikçe her şey çok daha gotik, fantastik bir hal alabilir. Yumuşak geçişleri olan iyi bir fantazya eseri okumak istiyorsanız öneririm.

Habibi – Graig Thompson

Ülkemizde Flaneur Yayınevi’nden çıkan, editörlüğünü Servet İnandı’nın yaptığı, Melek Berfin Altıntaş’ın çevirdiği Graig Thompson’un hem yazıp hem çizdiği “Habibi” kaçırılmaması gereken bir eser. Normal kitap fiyatları bile bu kadar artmışken çizgi romanların zaten zor ulaşılan durumu üzücü. Ancak Flaneur Yayınevi’nin Kadıköy’de açılan dükkanı vasıtası ile bu kitaba ve daha fazlasına güzel indirimler ile ulaşmak mümkün. Bu anlamda Servet İnandı’yı, üstlendiği güzel vizyonu (uygun kitabı uygun insanlara ulaştırma çabasını) kutlamak lazım. Eser son derece özgün çizimlere, inanılmaz, ruhani boyut ile nakşedilmiş sayfalara sahip. Şaka yapmıyorum; müthiş! Çok sevdim, acayip keyif aldığım bir eser oldu. Her sayfa özenle oluşturulmuş. Eserin 665 sayfa olduğunu düşündüğünüzde ne demek istediğimi sanırım daha iyi anlayacaksınız. Sayfalar ilerledikçe geçmiş denilen şeyin gelecek ile bağlantılanması, evreni müthiş kapılar açıyor. İnanın anlatmakta zorlanıyorum. Almayı düşünüyorsanız düşünmeyin; alın.

Berlin Efsaneleri – Reinhard Kleist

“Berlin Efsaneleri” tahmin etmediğim derecede iyi çıkan bir kitap, bir Berlin antolojisi, bir Berlin yeraltı sözlüğü. Reinhard Kleist Berlin’e ve insanlarına ait hikayeleri anlatırken hiç süslemeli, kaçak oynayan bir anlayışa girmemiş, o tarafa kaçmamış. Kısa efsanelerin her birinde enteresan bir başlangıç, gelişme ve sonuç var. Sırtlan Yayınları’nı ayrıca tebrik etmek, Reinhard Kleist’i ülkeye taşıdığı ve en önemlisi yeni kitaplarını basmaya devam ettiği için kutlamak lazım. Bu eserin dilimize kazandırılması güzel bir girişim olmuş. Eğer ilginç, hayata dair, elinizden düşüremeyeceğiniz, kısa öykülerden oluşan bir çizgi roman istiyorsanız “Berlin Efsaneleri” çok doğru bir seçim olur.

Borges: Sonsuz Labirent – Nicolas Castel, Oscar Pantoja

Nicolas Castel ve Oscar Pantoja’nın hazırladığı, ülkemizde Flaneur Yayınları tarafından çevirilerek basılan “Borges: Sonsuz Labirent” tek kelimeyle etkileyici, kısa bir Borges rüyası. Acaba rüya mı diye sormadan duramıyor insan. Diyaloglar az ama görsel anlatı tavan yapmış. Etkilenmemek, hemen diğer sayfaya geçip neler olduğunu görmek istememek elde değil. Bir insanın, bir yazarın, gittikçe körleşen bir kitap delisi ve hüzünlü bir aşığın anatomisi. Fiyatı yüksek diyebilirsiniz ama artık kitap denilince afaki rakamlar akla geliyor ne yazık ki. Hele bu kaliteli basılan çizgi romanlarsa. Hemen eklemeliyim, ne yazık ki raftan kendi kitabımı bile çekip alamıyorum. Bu kitaba ek olarak Monokl Yayınları’ndan çıkan “Borges ve Sonsuz Orangutan”ı tavsiye ederim. İki ilginç, iki harika Borges anlatısı.

Bir kez daha sözlerime son verirken “İyi ki varsın okur, iyi ki varsın yayın emekçisi, iyi ki varsın üreten kişi” demek istiyorum. Hayat bu taraftan bakınca, üreticinin, ortaya çıkaranların hayatını, yaşadıkları zorlukları görmemek, görüp de çözüm üretememek, birlik olup sesimizi yükseltememek çok acı. Okumak ve yazmak, üretmek ve çoğaltıp dağıtmak bizleri yarınlar için daha da güçlü kılacak, eğer o günleri ve küçük kıyamet günlerini aşabilirsek. Sevgi ve saygılarımla…

Murat S. Dural

Murat S. Dural

Murat S. Dural’ın sıradan hayatı askerlik günlerine denk gelen bir süreçte ansızın değişti. Yüksek arkeolog olarak yaşamını sürdürürken 28 yaşında askere gitmeye karar verdi ve yaşadığı uykusuzluk sorunu sonucu topukları hariç (bilateral chopart) her iki ayağını da kaybetti.
Küsmedi, eve kapanmadı, yıllardır engelliler için türlü mücadelelerin içine girdi ve sonunda fantastik öykülerinden oluşan bir de kitap çıkardı: Kibrit Ev…
Murat S. Dural

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *