Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Murat S. Dural Nisan 2018 Okumaları

0

Murat S. Dural aylık okumalarını değerlendirmeye ve Kitap Eki takipçileriyle paylaşmaya devam ediyor.

Bahar ayları bereketi ile geldi. Sevdiğim yazarların eserleri ardı ardına çıkmaya, okur olma, onlara eşlik etme çabasındaki ben ve benim gibiler için hayranlık duyduğum hayal güçleri üzerime yağmaya, bunun yanında cep delik cepten delik haller başımın etrafında karanlık bir bulut gibi dönmeye başladı; beni siz “üretkenler” bu hale getirdiniz! Ne mutlu…

KitapEki
KitapEki
KitapEki

Nisan ayı çok güzel bir ay oldu, Mayıs’ta çıkan kitapları görünce hem bu sevdiğim yağmurun yoğunlaşacağını hem de cebimdeki deliklerin bilerek ve isteyerek, hiç bir etki altında kalmadan büyüyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu arada, FABİSAD yani Fantazya ve Bilimkurgu Derneği’nin bünyesinde, çevresinde fantastik türlerin emektarları ile yapılan, sayısı ve yoğunluğu artan sıkı çalışmalar da dikkat çekici. Sosyal medya hesaplarını takip ettiğinizde bireysel ve toplu olarak hayal gücüne verdikleri desteğin ne kadar yoğun ve güçlü olduğunu görebilirsiniz. Benim de üyesi olduğum derneğimizin sloganı “Hayal kurmak özgürleştirir!” ben bir şey söylemiyorum; mükemmel!

Başlayalım mı?

Konuşulmayan – Demokan Atasoy

Günler günlerin ardından; “Konuşulmayan”ı bitirmek mecburiyetindeydim… Bir kaç gün önce bitirmeme rağmen sessizliğe gömüldüğüm; “Ne yazayım, nasıl anlatayım?” diyerek beklettiğim, hiçbir şeyi atlamak istemediğim için elim klavyeye gittiğinde kaygılandığım bir eser “Konuşulmayan”.

Oğlak Yayınları tarafından özenle basılmış, kapağı çok konuşulan, beğenilen eser öykücülüğüne aşina olduğumuz, korku kültürüne, fantazyaya fazlasıyla hakim olduğunu bildiğimiz, Gerisi Hikaye Podcast’i ile ülkemizde bu tür ve türlere büyük destek veren Demokan Atasoy’u benim için artık bir öykücüden öte çok iyi bir romancıya çevirdi. Hep yazsın ama bu sefer sekiz yıl sürmesin lütfen!

Cümle yapısı ve kelime seçimindeki ahenkli akışkanlık, derin sadelik, doygunluk, hedefe odaklı alt metinli psikolojik çözümlemeler, okuru hep ayakta tutan heyecan, ciddiyet ve hafif kurnazlıkla, manidar bıyık altı gülümsemelerle dolu, gerçekten deneyimlenmesi gereken bir okuma vaat ediyor. Bitsin istemedim. Uzun yazmaktaki becerisi sinema ve özellikle senaryo konusundaki eğitimi ve kabiliyeti ile bence daha da anlam kazanıyor, şekilleniyor. Çünkü okurken tasvirler gerçekten de sinematografik bir hayal gücü, romanın yansıtıldığı bir perde çıkarıyor ortaya. İster istemez mekan ve insanlar gözünüzde şekilleniyor.

Roman ilgi çekici bir içeriğe sahip. Spoiler vermemek için ağzımı zorlukla, iki elimle kapatıyorum. Romantizm kadar bıçak sırtında sert bir gerilim, karanlık besliyor. Mevzu Demokan Atasoy olunca zaten bu kaçınılmaz. Sizi hep soru işaretleri arasında sıkıştırıyor. Benim eserde gördüğüm, naçizane eleştirim olabilecek tek şey merakla, koştura koştura “ne çıkacak? nereye bağlanacak?” diye vardığım final kısmı olabilir. Tamamen kişisel bir beklenti. O son kısımdan önceki 250 sayfa ile ilgili “Çok iyi!” demekten başka bir durum ve çarem yok. Şaka yapmıyorum; bu kitabı kaçırmayın! Kitap öyle güzel aktı ki sona kadar sanırım aşırı beklentiye girdim.

Bir okur bir kitaptan daha ne ister?! Tamam beklentiye girdim ama yazma uğraşında, çabasında olan biri olarak eser ve eser sahibinin düşüncesini, tercihini saygıyla benimsemek bana daha uygun geliyor. Onun dizaynı. Bir sonraki adım eseri sevgili Demokan Atasoy’un dilinden dinlemek, öğrenmek. Umarım en kısa zamanda bu harika romancı için söyleşiler düzenlenir, okuru ve Demokan Atasoy yan yana gelir. Son tebrik ise sevgili Çiğdem Bakırcıoğlu’na, editöryal anlamda samimiyeti, profesyonelliği, neşesi ve ilgisiyle hem yazara (şahit olduğum için biliyorum) hem de biz okurlara çok büyük destek, edebiyat ile buluşma imkanı sunuyor. Buradan hem yazar hem de editöre bir mesaj yollayalım; şimdiden “yeni roman” siparişi verelim, hemen yeni romana başlayalım ama lütfen sekiz yıl sürmesin.

Solgun Ruhlar Kitabı – Göktuğ Canbaba

Ve sabırsızlıkla beklediğim bir yazardan, sabırsızlıkla beklediğim bir serinin ikinci kitabı; Göktuğ Canbaba’nın “Arayış Ormanı” serisi “Solgun Ruhlar Kitabı” ile devam ediyor. Bence ülkemizden çıkabilecek “Harry Potter” serisi olmaya en yakın aday olan bu eser Deniz’in yolculuğunun, o yolculukta yanında ve karşısında olan karakterlerin seçimleri ile daha da zorlaşıyor, çatışmalar artıyor, tansiyon yükseliyor, karanlık ve çok zor seçimler tüm hızıyla yaklaşıyor.

Çocuk kitabı mı? Evet çocuk rafına konulduğu doğru ama kitabın içeriği gelişen karakterler, o karakterlerin derinlikleri, gölgeleri, seçilen yollar, karar vermek zorunda kalınan problemlerin gittikçe büyümesi, çocukluktan başlayıp gençliğe ve hatta kısa sürede yetişkin seviyesine vardırıyor eseri. Göktuğ Canbaba başarı ile kotardığı çocuk kitapları yanında bildiğiniz gibi çok iyi yetişkin eserleri de veriyor. Bence yıllar yıllar sonra geriye dönülüp bakıldığında bu iki başarısı için “Arayış Ormanı” serisi önemli bir yer tutacak; kariyerinde belki de hepsini kotardığı, çocukluk, gençlik, yetişkin edebiyatını kapsayan bir seri olarak “Arayış Ormanı” ismi akla gelecek.

Son olarak Göktuğ Canbaba’nın son derece sinematografik bir kaleme sahip olduğunu, geniş hayal gücü ile yazdıklarının bence rahatlıkla filme uyarlanabileceğini  aktarmalıyım. Yapılabilir, yapılmalı. Son olarak özel bir yere vurgu yapmak, değinmek istiyorum; emek verilen, yükseltilmeye çalışılan türlerde çocuk / genç / yetişkin edebiyatını bu kadar birbirine bağlayan, yeni nesillere öncelikle kendi yazının sonrasında da hepimizin yazını, emek verdiğimiz türler adına okur olmak üzere yol açan bir yazar Göktuğ Canbaba. Durmadan üreten, ürettiğini tüm samimiyeti ve açık hala gücü ile sofraya koyan biri. Onu çocukken, gençken okuyanlar yetişkin edebiyatında diğer benzeri yazarlara baktığında yakınlık hissedecek, okuma isteği içinde olacak. O ve onun gibi yaş fark etmeden hayal gücünü, çabasını “fantastik türler” anıtını yükseltmek için kullanan, tuğla koyan, harç olan tüm yazar / çizer / yayıncı / edebiyat emektarlarına selam olsun.

Masallar – Herman Hesse

Herman Hesse’nin ilk okuduğum kitabı -hâlâ özel, kütüphane haricinde okuma koltuğuma yakın, en önemli kitapların arasında tutarım- Afa Yayınları’ndan çıkan “Yabancı Bir Gezegenden Tuhaf Haberler”dir. Bayıldığım bir kaç öyküden oluşan bu baskı kısalığına rağmen kalbimde ve zihnimde çok başka yerlere kapılar açmıştır. Hâlâ da açmaya devam ediyor. Yaklaşık 25 senelik unutulmayan, hep gözümün önünde bulundurduğum bir okuma hatırasından bahsediyorum.

Can Yayınları’dan çıkan, İris Kantemir tarafından çevrilen “Masallar” bu eski kitaptaki eşsiz öykülerin yanına yenilerini eklemiş. Zarafet, derinlik, edebi zenginlik ve daha fazlasını barındıran, herkesin okumasını önerebileceğim bir harika, abideye dönüşmüş. Yıllar sonra yeniden, yine Herman Hesse okumak bana çok şey hatırlattı, geri getirdi. İyi ki var, iyi ki yazmış. Eğer öykü seviyorsanız, üstelik Hermen Hesse’yi de beğeniyorsanız kesinlikle kaçırmamanız gereken bir eser.

Hikâyeler ve Masallar – Oscar Wilde

DoğuBatı Yayınları’ndan çıkan “Hikâyeler ve Masallar” Oscar Wilde’a kısa kısa ama derin bir bakış atmak için harika bir fırsat. Gülperi Sert’in çevirisini yaptığı derleme Herman Hesse “Masallar” okumasından sonraya denk gelince iki büyük zihnin çarpışması ve uyum içinde birleşmesi garip, şekilleri net olmayan, netleştirmeyi sizin hayal gücüne bırakan bir yapı ortaya çıkardı. Düş alemimi inanılmaz hallere sokup, renklere boyadı diyebilirim. Açıkcası Wilde’ın bu kadar ilahi, hidayet, irfan öyküleri, fabllar anlatacağını, hikmet hikayeleri söyleyeceğini tahmin etmiyordum. Şaşalı, dönemine göre çizgi dışı ve sona yaklaşırken dipte geçen hayatı bir tarafa Oscar Wilde çok ilginç bir karakter ve özel bir yazar. “Dorian Gray’in Portresi” zirveyse onun “Hikâyeler ve Masalları” da o zirveyi yükselten, duvarlarını oluşturan tuğla taşları olsa gerek.

Dünyanın Sonundayız – Lidia Yuknavitch

Lidia Yuknavitch’in “Dünyanın Sonundayız”ı akıcı anlatım tarzı, distopya ve bilimkurgu türünün güzel bir örneği olarak karşımızda. Çınar Yayınları tarafından Tülin Er çevirisiyle kütüphanelerimize kazandırılan eser eğer Arthur C. Clarke’ın “Çocukluğun Sonu”nu ya da John Wyndham’ın “Krizalitler”ini okuduysanız çok daha ilgi çekici, benzer bir evrende geçen tuhaf bir hikayeymiş gibi gelebilir.

Yakın dönemde izlediğim “Midnight Special” filmi de yine sanki o evrenin bir parçası, bulmacanın önemli bir bölümü gibi. Ama bazen anlatımın, hikayenin, karakterlerin beni kaybettiğini, çıkmaz bir yola sürüklediğini hissettim. Bu tür bir duygu özellikle bilimkurgu gibi asla yolunuzu kaybetmemeniz gereken bir anlatıda bence eksi puan. Yazarın bilimkurguda tabii ki kendi tasarımı, detaycılığı, kurgusu önemli ancak okur yolunu kaybederse gelecek cümlede, sayfadaki her şeyi kaybettiğini, okuma ve hatta anlama isteğini yarı yolda bıraktığını önemle vurgulamak lazım. Böyle durumlarda işleri okur için daha da zorlaşıyor.

Ölümlü Ölümsüz – Mary Shelley

“Ölümlü Ölümsüz” DeliDolu Yayınları’ndan çıkmış, Mavisi Kahya’nın dilimize çevirdiği bir Mary Shelley eseri. Maria Brzozowska’nın illüstrasyonları ile süslenmiş. 40 sayfalık bu kitapta Mary Shelley’nin ölümün hikmetleri ve ölümsüzlüğün çıkmazlarını bir kez daha, hatta Frankenstein’ın öncülü diyebileceğimiz bir şekilde işliyor, irdeliyor olması çok ilginç. O çağda genç bir kadın için ne büyük bir iddia! Sonsuzluk arayışı, sıcak ölüm, soğuk ölümsüzlük ve bir türlü çaresi bulunamayan aşk! Kısa ama “tuhaflık” derecesinde hoş. Peki neyi sıkıntılı buldum?

DeliDolu benim çok yakinen, büyük beğeni ile takip ettiğim bir yayınevi. Bastıkları kitaplara gösterdikleri özen harika. Ahh hele o kapaklar! Ancak bu güzel baskılar ne yazık ki, naçizane anladığım kadarıyla, onları biraz pahalı satmaya zorluyor gibi. Döviz kurlarının kontrolsüz yükselişinden bahsetmeye gerek yok. “Ölümlü Ölümsüz” gibi 40 sayfalık bir kitap için raf fiyatı 20 TL. İnternette 14.50 civarı. Keşke herkes DeliDolu kitapları okusa ve KALİTE nedir görse, ama bu fiyat zorunluluklarıyla ulaşmak, almak çok zor…

Yazarın Odası – Kolektif

2018 başında başladığım kuramsal okumalarımın beni getirdiği yer ne mutlu ki Timaş Yayınları’ndan çıkan, çevirisini Öznur Ayman’ın yaptığı, Orhan Pamuk’un önsözü ile başlayan “Yazarın Odası”na kadar getirdi. Nice dikenli, kapanmayan yaralar açan “Yaratıcı Yazma Teknikleri” adı altında kitaplaştırılmış (zahmet edilmeseydi keşke) zulmün, gereksiz hurafenin, yazmak isteyeni asıl yazamayacağına ikna edebilecek kötülükteki yayınların yanında “Yazarın Odası” gerçekten ilaç gibi geldi.

Bunca aydır yazmak üzerine kuramsal okuma yapıp “MUHAKKAK EDİNİN!” diyememek iyice canımı sıkmaya başlamıştı. İçeriğinde farklı yazarlarla yapılmış doğal röportajlar, söyleşiler olduğu için aslında yazılı kısımdan daha fazlasını o yazarların tavırlarından, esprilerinden, hayata bakışlarından çıkarabiliyor, öğrenebiliyorsunuz. Her bir yazarın ısrarla “Yazmak için çok çalışın! Ve çekinmeden yazın!” diye haykırması ayrı güzel. Yazma çabasına girecek, sabırla çalışacaklar için bence çok güzel bir tercih, kütüphanelerinizde, elinizin altında olmalı diye düşünüyorum.

Batman Harley Quinn – Kolektif

“Aşk insana çılgınca şeyler yaptırır…”; JBC Yayınları’ndan dilimize çevrilip çıkan, Paul Dini, Yvel Guichet, Aaron Sowd, Don Kramer, Wayne Faucher, Joe Quinones, Neil Googe imzalı “Batman Harley Quinn”i en iyi tanımlayacak cümle belki de bu. Toplam on çizgi romandan, güzeller güzeli Harley Quinn’e ait on farklı dünyadan oluşan bu kitap kaçırılmayacak bir fırsat. Konseptlerin, çizimlerin, renklendirmelerin sarhoş edici, ayrı ayrı güzel olduğu eser damakta, zihinde çok güzel tatlar bırakıyor. Bir ara sevgili Kenan Yarar ve “Hilal”in de bu maceralara, dünyalara karışmasını, Harley Quinn ile kimi zaman dost kimi zaman düşman olmasını istedim. İlginç bir ikili olmazlar mı? JBC’nin belirli bir evrene ısrarlı eğilimi beni ön yargılı kılmış. Okudukça, eserleri inceledikçe her seferinde şaşırıyor ve büyük beğeniyle bir sonraki kitaba geçiyorum. Tebrik ederim doğrusu…

Murat S. Dural

Murat S. Dural

Murat S. Dural’ın sıradan hayatı askerlik günlerine denk gelen bir süreçte ansızın değişti. Yüksek arkeolog olarak yaşamını sürdürürken 28 yaşında askere gitmeye karar verdi ve yaşadığı uykusuzluk sorunu sonucu topukları hariç (bilateral chopart) her iki ayağını da kaybetti.
Küsmedi, eve kapanmadı, yıllardır engelliler için türlü mücadelelerin içine girdi ve sonunda fantastik öykülerinden oluşan bir de kitap çıkardı: Kibrit Ev…
Murat S. Dural

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *