Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Murat S. Dural’dan kâh şakıtan kâh üzüntüye boğan kitap önerileri

0

Baharın ilk günlerini deneyimlerken, yaşanmamış bir kışın ardında bıraktığı pencere kenarında terennüm edilen, kâh şakıtan kâh üzüntüye boğan (gerçekten inanmıyorsunuz değil mi?) kitaplarla yine sizlerleyim.

Sana romanı, ne zaman çıkacağını soruyorlar; onlara de ki;…”yi kapsayan, ima eden uzun cümleler kurmak istemiyorum. Sizin kadar ben de bu konuda sabırsız, merak içinde, yazdığım şeyin okurda yaratacağı duyguları (empati, sempati, nefret, öfke, kin gibi duygu-durumlar da buna dahil), dönüşlerinizi ve en önemlisi bir kitabı daha bitirip yenisi için hazırlığa başlamanın vereceği heyecanı yaşamak adına soru işaretleri ile doluyum. Kısaca söylemek gerekirse; roman bitti, son okumada, yaz dönemi çıkmasını asla istemediğim için hedef Eylül. Tabii siz ne kadar plan yaparsanız yapın kitapların planları farklı gelişebiliyor. Uzun cümleler kurmayacaktım ama şimdiden ardımda bir paragraf bıraktım.

KitapEki
KitapEki
KitapEki

Peki, gelelim “The Kitapoburu” Murat S. Dural’ın Mart ayında sayfalar arasında yaşadığı tuhaf yolculuğa;

1. İnsan Ne İle Yaşar? – Lev Tolstoy

İlk kitap İthaki Yayınları’ndan çıkan “İnsan Ne İle Yaşar?”, Lev Tolstoy’un müthiş öykü kitabı. Bunca zaman okumamış olmama inanamıyorum. Orhan Ertuğrul Tekin tarafından çevrilmiş. Editörlüğünü Selçuk Aylar yapmış. İçindeki her öyküye (abartmıyorum) bayıldım. Kitap beş öyküden oluşuyor ve şu an, kitap bitmesine rağmen beşi de aklımda kendine has bir yer tuttu. İnsan manzaraları, yaşam, insana insan olarak bakan, kötü ve iyinin ayrımının ne kadar da ince olduğunu, bıçak sırtını andırdığını, istemeseniz bile bir adımla diğer tarafa nasıl da geçilebildiğini gösteren, “sevgi, empati” dolu harika bir yazın. Tolstoy’un Hacı Murat’ını okumuştum. Roman beni öyküleri kadar etkilememişti. Ama burada Tolstoy ile ilgili aradığınız her şeyi, sanatının, ilhamının, yüreğinin tüm güzelliğini görebilirsiniz. “Bence” her kütüphanede olmalı.

2. Aşk, Delilik ve Ölüm Öyküleri – Horacio Quiroga

İkinci kitap beni kapağı ile kendine doğru çeken Uruguay’da doğmuş Arjantinli olmuş bir yazar Horacio Quiroga’nun “Aşk, Delilik ve Ölüm Öyküleri”. 1878 – 1937 arasında yaşanmış yazarın inanılmaz depremlerle, bunalımlarla dolu bir ömrü var. Ve sonunda onu siyanür ile intihara sürükleyen hastalığı. “Aşk, Delilik ve Ölüm Öyküleri” tam da bu başlığa yaraşır öykülerden oluşuyor. İçerikte, cümlelerin altında Maupassant, Poe vari çok şey bulacaksınız. “Karanlık, daha fazla karanlık” şeyler sayfaların arasında dolaşıyor. Notos Kitap tarafından basılan, İspanyolca’dan Bülent Kale tarafından çevrilen eserin Tarık Kirpi tarafından yapılan kapağı (başta da kast ettiğim gibi) ayrı güzel. Ve öyküler bitince yazarın “Yazmak Üzerine” kaleme aldığı dört kısa denemesi sizi karşılıyor. Öykülerin ardından yazarın düşüncelerini öğrenmek çok hoş. Bildiğiniz gibi okuma planımda “Yazmak Üzerine Kuramsal Kitaplar” da yer tutuyor. Kitabın sonundaki bu denemelerin bol bol altını çizdiğimi, bu hedefime yönelik çok şey bulduğumu söylemeliyim. Son olarak “Karanlık Severler”, “Romantizim”in loş koridorlarında koşmak, kadife perdeleri güneş girmesin diyerek kapatmak, müptezellik kokan ruhların iniltilerini duymak isteyenler lütfen önden buyursunlar.

3. Karanlıktaki Kadınlar – Kolektif

Üçüncü kitap çok sevdiğim dostlarımla beraber olduğum, Fantastik, Korku ve Bilimkurgu Sanatları ile ilgili kalemdaşlarımın elinden çıkan kolektif “Karanlıktaki Kadınlar”. Uzun soluklu, özel günler üzerinden oluşturulan korku dolu bir serinin son üyesi. “Aşkın Karanlık Yüzü” ve “Karanlık yılbaşı Öyküleri”nin ardından 8 Mart Dünya (Emekçi) Kadınlar Günü vesilesiyle dokuz kadın yazarın İstanbul’daki dokuz tarihi mekana dair öykülerini içeriyor. Her biri birbirinden değerli yazarlar bu sefer kadın gözü ile korkuya ve korkanlara bakıyor, kahramanlarını sayfalara aktarıyorlar. Farklı bakış açılarının merceğinden gerilim, korku örüşlerini izlemek çok hoş.

4. Karanlığın Yüreği – Joseph Conrad

Edebi anlamdaki son kitap Joseph Conrad’ın “Karanlığın Yüreği”. Erhun Yücesoy tarafından dilimize çevrilmiş, Can Yayınları tarafından basılmış. “Klasik” sayılabilecek eser tadını, duruluğunu, edebi değerini günümüze olduğu gibi yansıtan özel, “enfes” bir eser. 1800’lerin sonunda toplumsallık, sömürü, insanlık, medeniyet, modernlik denilen şeyin vahşiliği üzerine inşa edilmiş bir abide. Bu ay okuyup “Daha önce neden okumadım” dedirten ikinci kitap. Kelime, cümle seçimleri, akışkanlığı, derin anlatımlı, alt metinli enfes dili gerçekten takdire şayan, hayran kaldım. Uzun önsöz ve sondaki (yazarın Kongo seyahati) Afrika güncesi hariç kısa, kısa olmasına rağmen olağanüstü dolu, damakta lezzet bırakan bu kitabı kaçırmamalısınız. Conrad’ın diğer kitaplarını da muhakkak inceleyeceğim ve okuyacağım. Yazmak isteyen, yazan insanlar için gerçekten ders niteliğinde bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ne eksik ne fazla, öyle tutarlı ve değerli bir taş gibi işlenmiş ki ederi, önemi katbekat artmış.

5. Genç Yazarlar İçin Hikaye Anlatıcılığı Kılavuzu – Celil Oker

Gelelim kurmacanın, hikaye anlatmanın kuramsal tarafına ışık tutan kitaplara. Değerli hocamız yazar Celil Oker’in Altın Kitaplar’dan çıkan “Genç Yazarlar İçin Hikaye Anlatıcılığı Kılavuzu” incecik olmasına rağmen “Yaratıcı Yazma Teknikleri” konusunda temel ilke ve değerleri çok güzel veriyor. Kendisinin Bilgi Üniversitesi’nde bu isimle verdiği, yaklaşık iki ay süren eğitimine de katıldığım için içeriğinin çok iyi olduğunu, genç zihinler, kalem tutmak isteyen eller için başarılı bir kitap olduğunu söylemeliyim. Neredeyse her sayfada altını çizdiğim, not aldığım şeyler oldu. 44 yaşındayım, naçizane bir kitabım çıktı ama öğrenmeye, özellikle Celil Hoca’dan öğrenmeye devam ediyorum. Sözlerimi Celil Hocam ile noktalayayım; “Önce kötü haber: Yazar olmak, doğuştan yazar olmak, yazar kumaşı taşımak diye bir şey yoktur. Yazar olduğun için yazmazsın; yazdığım, ısrarla yazdığın için yazar olursun. Yazmadan yazar olmak diye bir şey yoktur. İyi haber de aynı fikre dayalı. Yazar “olmak” diye bir şey olmadığına göre, yazarsan yazar olursun ancak. Bu kadar. Kimseyi dinleme. yaz. Yazar olabilirsin. Bu konuda sevdiğim cümle Uruguaylı bir yazardan. Juan Carlos Onetti. İngilizcesi daha anlamlı geliyor bana. “I am not a kriter exception when I write.” Kaba çevirisiyle, “Yazdığım zamanlar dışında yazar değilim ben.

6. Psikanaliz ve Hikaye Anlatıcılığı – Peter Brooks

Peter Brooks’un eseri “Psikanaliz ve Hikaye Anlatıcılığı” Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından basılmış, Hirven Demir Atay ve Hakan Atay tarafından çevrilmiş. Şans eseri rastlayıp üzerine atladığım bu eser için ilk cümle şöyle olsun; zor kitap. Ama iyi haber; tüm zorluğu anlamak için ayıracağınız kaliteli vakit ile tam tersine bir hazine kazısına dönüşüyor! Tekrar etmekte fayda var; kazmak zorundasınız! Uğruna girişilecek tüm çabayı hak eden, Freud temelli ama bu konuda bağnaz olmayan, yakın düşünürlerin, yazarların da alternatif düşüncelerini veren bir yaklaşımla hikâyelendirmek, hikâye anlatmak üzerine enteresan, altını kesinlikle bolca çizeceğiniz şaşırtıcı tespitlerle dolu bir kitap. Evet, anlayacağınız resmen bayıldım! O kadar mı? Değil; bir sürü kitap ve yazar ismi yüzünden alınacak kitap listem ciddi anlamda şişti. Şuna da hemen dikkat çekeyim; yazmaya başlamak isteyenlerin edinmelerinde kesinlikle fayda olan ama okumak için bekletmeleri gereken bir kitap olduğunu (naçizane) düşünüyorum. Yazanlar, psikoloji, sosyoloji, kültür tarihi okumayı sevenlerin ise (ikinci naçizane’m) kesinlikle edinmesi ve okuması gereken bir eser. O kadar çok altı çizili paragraf var ki hangisini koyacağıma karar veremedim. 132. Sayfanın tamamına özellikle bakmanızı öneririm. Kitaptan gelecek son söz şu olsun; “Daha önce de belirttiğim gibi, kendimizi insan özneler olarak kısmen kurmacalarımız aracılığıyla oluşturduğumuza inanıyorum; bu nedenle de, insan elinden çıkma kurmaca yaratımı ile ruhsal süreçlerin çakışan eylemler ve “üst üste” (Paragraf bir yana bu kısma bayıldım!) getirilebilecek analiz biçimleri olduklarını düşünüyorum.” İyi okumalar. Kaçırmayın.

7. Sözcüklerdir Bütün Derdim – Ursula K. Le Guin

Hep Kitap’ın beğendiğim “Atölye Serisi” kapsamında yayınladığı son kitaplardan Ursula K. Le Guin imzalı “Sözcüklerdir Bütün Derdim” Damla Göl tarafından çevrilmiş. Öncelikle bu başarılı, 413 sayfa boyunca aksamayan, Le Guin’in sesinin sindiği çeviri için kendisini tebrik ederim. Kitap Ursula K. Le Guin’in 2000’li yıllarda yaptığı konuşmalar, yazdığı makaleler, yazdığı kitap tanıtımları, yazarlar üzerine notlar, kitap incelemeleri ve bir dinlenme / çalışma kampında tuttuğu günlükten oluşuyor. “Konuşmalar, makaleler ve özel parçalar” başlığı altındaki kayıtlar yazmak isteyenler ve yazanlar için gerçekten altı çizilecek güzel ipuçları barındırıyor. Kitabın 159’uncu sayfasından sonra ise konu okuduğumuz / okumadığımız / bazıları dilimize hiç çevrilmemiş kitaplara dair düşüncelerle tempoyu düşüren, artık altını çizemediğiniz bir aşamaya geçiyor. Bunu kitap incelemeleri takip ediyor. Açıkçası bu kısmın kitabı çok hantallaştırdığını, pek çok okuyucu için bezdirici olabileceğini düşünüyorum. Fakat, evet; Ursula K. Le Guin’in her cümleye, sayfaya sinmiş makyajsız, samimi, neşeli, öğretici, iktidar hissi barındırmayan, tepeden asla bakmayan tavrı yine de insanda yazma isteği uyandırıyor. Düşüncem “Atölye Serisi”nin yazanlar için değil ama yazmak isteyenler için daha özendirici, daha hedefe yönelik olması yönünde. Bu kitabı yazma serüveni için yakıt etmek isteyenler adına bezdirici bir tarafı olabilir. Ama o “fakat”ı tekrarlamak istiyorum ve “yazmak isteyenler”e; yazma isteği/fiili oturup beklenen, bulutların arasından yanınıza ineceğine inanılan bir süreç olmadığını tekrardan hatırlatmak istiyorum. Bu yolda ne kadar zorlayıcı olursa olsun yapılan her iş, okunan her cümle hedefinize giden yorucu, kimi zaman yıpratıcı, bol çalışma ve bol sabır gerektiren bir süreçtir. Ne olursa olsun “Atölye Serisi” beğeniyorum, takip ediyorum ve takip edeceğim. Güzel bir çalışma.

8. Üç Gölge – Cyril Pedrosa

“Üç Gölge”nin yaratıcısı Cyril Pedrosa Disney Stüdyoları’nda “Hercules” ve “Notre Dame’ın Kamburu” gibi animasyonlarda çalışmış, tarzını, kesinlikle katıldığım kitaptaki ifade ile; “Borges ve Garcia Marques gibi edebi gelenekle harmanlayan” bir yazar / çizer. Baobab Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan eseri Doğan Şima çevirmiş. Tam bir Latin Amerika gerçeküstücülüğü, meseli, destanı diyebilirim. Kara kalem çizimler, diyalog ve kurgudaki saflık ve bunlara rağmen derin anlatım takdire şayan. Çizgi roman seviyorsanız tanımaktan hoşnut kalacağınızı düşündüğüm bir eser. Beğendim.

9. Siyah Orkide – Neil Gaiman

Neil Gaiman’ın yazdığı, Dave McKean’in çizdiği, Ezgi Keskinsoy’un dilimize kazandırdığı, İthaki Yayınları tarafından basılan “Siyah Orkide” bakış açısı, çizimleri, bir taraftan kendine has diğer yandan bilindik başka kahramanların, şeytanların dünyasına dokunan bir evrene ve kurguya sahip. Başladıktan, kurguya alıştıktan sonra elinizden bırakamıyorsunuz. Bu yüzdendir ki bir gecede bir yarım saatte okundu ve bitti. İthaki Yayınları’nı bir kez daha gerek seçtiği eserler gerekse de baskı ve çevirideki ilgi, özen yüzünden, başarılarından dolayı kutlarım.

10. Batman: Bitmeyen Cadılar Bayramı – Jeph Loeb

Açık konuşmak gerekirse, JBC Yayınları’nın Batman / DC ağırlıklı yapısını anlayamamış, hep neden bu kadar lokal bir seçki yaptıklarını anlamlandıramamıştım. Artık biliyorum. JBC’den çıkan eserleri okudukça şaşkınlığım ve saygım daha da arttı. Açıkçası bu kadar geniş, üretken, farklı bakış açılarına sahip, ikon kıran bir evren beklemiyordum. Jeph Loeb’in yazdığı, Tim Sale’nin çizdiği, Aslı Dağlı’nın editörlüğünde Hasan Süpürgeci tarafından çevrilen “Batman: Bitmeyen Cadılar Bayramı” tam anlamıyla(!) çok iyi. Bir yıl içindeki özel günlerde kimliği bilinmeyen, sadece adına “Holliday” denen bir seri katil ve Batman’in anlatıcılığında, Gotham’ın karanlık sokaklarındaki kötülerle beraber sürülen izler. Bir efsaneye, Gotham ve Batman’e dair bakışı sorgulayan, ters köşe yapan, baskı, çeviri özeni üst derecede bir eser olmuş. Çizgi roman ve Batman / Gotham severlere “özellikle” öneririm.

Bir “kendine has ve nevi şahsına münhasır” mırıltılarımın daha sonuna geldik. Umarım gözlerinize bir parmak bal, okuma şevki katabilmişimdir. Nisan okumalarımda ve yeni mırıltılarımda buluşmak üzere. Sevgiler, harika, memnuniyet verici okumalar.

Kapak fotoğrafı: Ertan Külahcı‘nın Objektifinden

Murat S. Dural

Murat S. Dural

Murat S. Dural’ın sıradan hayatı askerlik günlerine denk gelen bir süreçte ansızın değişti. Yüksek arkeolog olarak yaşamını sürdürürken 28 yaşında askere gitmeye karar verdi ve yaşadığı uykusuzluk sorunu sonucu topukları hariç (bilateral chopart) her iki ayağını da kaybetti.
Küsmedi, eve kapanmadı, yıllardır engelliler için türlü mücadelelerin içine girdi ve sonunda fantastik öykülerinden oluşan bir de kitap çıkardı: Kibrit Ev…
Murat S. Dural

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *