Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On YoutubeVisit Us On Instagram
Responsive banner image
 

Müşkül Olanı Başarmak; Türk Sağının Düşünce Atlası

1

Tarık Çelenk kendi mahallesinde, yani sağ mahallede, düşünce üretimi konusunda eksikliğin yanında, özeleştiri geleneğinin olmadığına ilişkin de pek çok değerlendirmede bulunuyor.

Tarık Çelenk, pek çoğumuzun televizyon ekranlarından aşina olduğumuz bir kişi. Ekopolitik Platformu adlı “düşünce” kuruluşunun kurucusu ve yöneticisidir. Birinci baskısı Temmuz 2017 tarihinde yapılan “Türk Sağının Düşünce Atlası” adlı kitabın da yazarı.

KitapEki
KitapEki
KitapEki

Tarık Çelenk, kitabın yazılma amacını “Kitabın yazılmasının temel motivasyonu ‘Türk sağı neden düşünemiyor’ sorusuna cevap aramaktı” (s.140) diyerek belirtiyor. Bu denli açık, anlaşılır ve bu denli cesur bir saptama için söylenecek söz kalmıyor doğrusu. Bu saptamayı değerli kılan veya en önemli yanı, yazanın sağcı olması! Ek olarak da, bu sağcı yazarın sol, liberal bir geçmişe sahip olmayıp, “kökenden” sağcı olması!  Yani, ne bir niyet okuma, ne bir çamur atma iddiası söz konusu olabilir bu saptama için. Kısacası “mahalleden biri” olarak yazıyor Tarık Çelenk.

Bu saptamanın da ötesinde, birkaç sayfa sonra “sonuç ve değerlendirme” bölümünde yazar daha da “ileriye” gidiyor; “Devletin bekası ve sitemin sürdürülebilirliği için tahkim edilmiş düşüncelerin evrensel ve insani yönü olamaz.”  Bu saptamayı, özellikle içinde yaşadığımız kaotik ortamda, az biraz muhalif olan birisi yazmış olsa, acaba başıma bir iş gelir mi diye içinden geçirirdi sanırım.

Normal dünya için olağan olan bu düşünce, değerlendirme ve saptamalar, sahip olduğumuz toplam kalitemiz açısından düşünüldüğünde, önemi ve değeri kat be kat artıyor. Bu saptamamızı salt iktidar ve paradigması açısından yapmıyoruz; yazarın kendi mahallesine “rağmen” ve ayrıca öteki mahallenin olası ön yargılarına ve peşin yargılarına rağmen yapmış olmasını bir kez daha vurguluyoruz.

En başta ve her şeyden önce belirtmek isterim ki, A. Tarık Çelenk; nesnel, dürüst ve kalem/yazı namusuna yüzde yüz sahip bir yazar. Kitap öncelikle bu açıdan önemli ve okunası!

Aziz Nesin Ne Demişti?

İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nin ilk yılları olmalı. Sanırım 1982 ya da 1983 yılıydı. 12 Eylül daha çok taze. Gazeteciler Cemiyeti’nin toplantı salonunda bir panel var. Diğer konuşmacılar tamamen silinmiş hafızadan. Aziz Nesin usta her zamanki gibi çok başarılı bir konuşma yapıyor. Konuşmanın bir yerinde, “Sağcıdan aydın olmaz, aydın zaten sağcı olmaz” dedi. Salon yıkılıyor. Herkes elini eline vurmuyor da, içinde biriktirdiği onca hırsla, sanki 12 Eylül darbesini yapan cunta üyelerinin, çokçası da Kenan Evren’in yüzüne tokat atıyor!

Öyle bir çılgınca karşılık buldu Aziz Nesin’in slogan gibi sözü. Konuşmanın geri kalanını benimsemiş olsam da, bu saptama bana ağır geldi doğrusu. Ve pek fazla alkışlamadım. Çünkü aklıma Cemil Meriç, Sabri Ülgener, Hilmi Ziya Ülken, Kemal Tahir… gibi isimler geldi. Hatta küçük bir mahcubiyet duydum. Böyle bir kesinlemeyi, adını saydığım yazarlar oradaymış ve duymuş gibi bir haleti ruhiye içinde, mahcubiyet duymuştum.

Aziz Nesin’in sözünün doğru bir yanı vardı. Hem de büyük oranda doğru bir yanı. Çünkü Aziz Nesin genel anlamda, sorunsalın kendi epistemesi, epistemolojisi içinde son derece haklıydı. Bunu başka türlü dile getirebilirdi belki. Ama kürsüde olunca sanırım coşku için bu yöntemi kullanmıştı.

Şimdi yıllar sonra, Tarık Çelenk bu kitabıyla, hafıza depomun dibindeki bu mahcubiyet anını birazcık gideriyor. Dolaylı bir Aziz Nesin doğrulaması ile: “Türk sağında günlük siyasi olayları bir metodoloji veya düşünce modeli doğrultusunda kavrama yetisi yoktur” (s.130) sözü insana aslında kavgada bile söylenmez! Tarık Çelenk önceki sayfalarda da “Türk sağı, kendi değerlerine ilişkin bilgiyi üretememe ve yöntem (episteme) sorunun hep yaşadı.” diyerek beni bir açıdan geçmişin mahcubiyet yükünden kurtarmış gibi oldu. Ama öte yandan, yukarıya aldığımız ve daha pek çok benzeri olan düşünce ve değerlendirmelerle bir açıdan Aziz Usta’yı haksız çıkardı. Çünkü kitabındaki nesnel tutumu ve “kalem namusu” ile yazması, gerçek bir aydın tavrıdır.

Aydınlanma anlayışına eleştirel bakışı olabilir kişinin. Ya da aydınlanmayı pozitivizmle yapışık düşünce gören bir kişim olup “aydın” nitelemesine karşı olabilir. Tarık Çelenk bu düşüncededir, ya da değildir demiyoruz… Her ne ise; biz elimizdeki kitap verisinden yola çıkarak, karşıdan görüneni yine göründüğü gibi/ gördüğümüz gibi niteleyebilir. Yani bu kitabın içeriği, akli yapısı, düşünsel metodu ve yaklaşımı gibi özelliklerini bir araya getirdiğimizde, yazarı hakkında  “aydın tavrını” şüphe duymadan yazabiliriz. Özellikle Terzi Fikri ve Gezi (s.56) değinmeleri bu savımızın kesin dayanaklarıdır.

Bu bahsi bitirirken küçük bir not; benim yukarıdaki anekdotta Aziz Nesin gibi büyük ustaya karşı gevşek davranmamın bilinçaltındaki neden belki bir başka büyük isim olan İdris Küçükömer’den ileri gelmiş olabilir. Çünkü İdris Küçükömer, hukuk fakültesi birinci sınıfta İktisat dersimize giriyordu. Ne büyük bahtiyarlık! Ancak ne yazık ki, sekiz yüz kişilik İstanbul Hukuk’un ünlü birinci amfisinde toplam on beş kadar öğrenci toplaşıp hocayı dinlerdik. Uzatmadan, Küçükömer tedrisatından geçmek az şey değildi kısacası!

Öteki mahalle beriki mahalle

Tarık Çelenk kendi mahallesinde, yani sağ mahallede, düşünce üretimi konusunda eksikliğin yanında, özeleştiri geleneğinin olmadığına ilişkin de pek çok değerlendirmede bulunuyor. Öyle ki, özeleştiri içerikli sayfaları buraya almaya kalksak, sayfalar sürebilir. Aslında beriki –sol-  mahalle de, kitap bağlamı temel alındığında, kavramsal düşünme ve düşünce üretimi, terminolojiye sahip olma, çağdaş dünya ile felsefi düzlemde buluşma gibi pek çok olumlu niteliklere sahip olsa da, özeleştiri konusunda çok ileri örneklere, olması gerektiği kadar sahip değildir. Hele ki, “örgüt içi infaz”, “örgütler arası infaz” gibi ağır suçların gerçek saiki ve dinamiği hala meçhuldür! Bu konuda sağın “Metin Yüksel’in katli” gibi bir yarası olmakla birlikte, benzeri acı yanlışlar sol kadar “sistematik” olmamıştır. Keşke hiç birisi olmasaydı…

Türk sağında, tarihsel geçmişinde var olan tasavvuf geleneğindeki ilim, irfan hikmet öğretilerinin kavratılamaması (s.36) bunun yerine günlük politik pratiklerin geçmiş olduğu saptaması da çok önemlidir. Bu saptamanın yaşanmış sonucu ise sol adına çok acı ve kan anlamına gelmektedir. Bu sonuçta, 70’li yılların –ne yazık ki ve açıkça sağın merkezde olduğu- paramilter uygulamaları yatmaktadır.

Yazarın adı konmamış bir özeleştiri gibi yazdığı bu önemli çözümlemenin altında – karşılıklı- nice canlar yatmakta ne yazık ki! Kabaca söylersek, her iki mahalle de bir “kurtarma” misyonu içindeydi. Ama “halkı kurtarmak”, “vatanı kurtarmak” tek bir cümle iken, Soğuk Savaş makinesinin doğrudan, bilinçli bir biçimde yarattığı uygulama ve politikaları ile bir dikotomiye dönüştü, dönüştürüldü. Bu nedenle iki mahallenin birlikte “halkı ve vatanı kurtarması” asla mümkün olmadı. Bu anlamda, Türk sağı kitabı defalarca okumalı, Tarık Çelenk’in belirlediği; düşünceden uzak, aksiyona yakın meşrebinin kaynağını çok iyi araştırmalı. Aynı biçimde Türk solu da “şiddet” makinesinin saiki konusunda ilk ele kadar uzanmayı bilmeli! Mümkünler önemli. Mümkünsüzlük başat olsa da!

Ne yazık ki bu mümkünsüzlük hala sürüyor. Oysa, 1997 İzmit depreminde iki mahalle bir araya gelebilmişti. Deprem pek çok önyargıyı yıkmıştı. İyi olana ulaşmak için büyük yıkımlar beklenmemeli.

Konumuz Türk sağı olduğuna göre, kitaptan gerçekten öğrendiğimiz çok şey var. Bir de öğreneceklerimiz: Örneğin Ramazan ayında arada bir yaşanan “Oruç cinayetleri” sadece bir “İslami –yanlış- duyarlık” mıdır? Yoksa gelecekte tasarlanan istikrarsızlık politikaları için fay hatları oluşturma ve bu hatlara enerji yüklememe midir? Buna iyice odaklanmalı; farkında olanlar ve makul sağcılar en başta! Çünkü Soğuk Savaş aksiyoner sağı çok kolay kullandı. Burada, 70’li yıllara, 6. Filo protestolarına girmek istemiyoruz. Ancak, bilgi, düşünce ve kavramlar yerine, hamasetin ve duygunun etkin olduğu günlük ya da sistematik politik pratiklerde yanlışa düşmek çok kolaydır. Bu doğrultuda, kavramsal/düşünsel bir temeli, politik bir alt yapıyı zorunlu ve gerekli kılan “anti-emperyalist” olmak olası değildir. Bunun böyle olduğunu da bizzat Tarık Çelenk’in kitabı, “Türk Sağının Düşünce Atlası” gösteriyor.

Özetle

Tarık Çelenk’in samimi kitabı, önce yazarın “samimi” yazıları ile başlıyor. İlk 142 sayfa yazarın farklı başlıklar altında yazdığı yazılardan oluşuyor; Nasıl Sağcı Oldum? Neden Türk Sağı? Türk Halkı Neden Sağcı? Türk Sağının Kalkınma Bereketi, Türk Sağının Psikopolitiği, Türk Sağı Tarikatlar ve Cemaatler, Türk Sağı ve İttihat ve Terakki, Türk Sağı ve Atatürk… gibi daha pek çok önemli ve tematik başlık altında yazılarla konuyu incelemiş yazar.

İkinci bölümde “Türk Sağı” teması ile görüşmeler yer alıyor. Görüşme yapılan toplam yirmi altı kişi; Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Cemil Çiçek gibi sağın bilinen popüler isimlerinden Tanıl Bora ve Bülent Uluer’e kadar uzuyor.

Bu yazımızda kitabın daha çok birinci bölümünü değerlendirmeye çalıştık. Ancak, Kitap öylesine dolu ve tartışılacak öylesine çok husus var ki, böyle bir tanım yazısından öte, bir haşiye veya şerh yazmayı gerektiriyor. Bu nedenle, her biri ayrı bir yazı gerektiren görüşmeler bölümüne değinmedik. Ancak,  Abdullah Gül ile yapılan görüşmede; Gül, hareketin başında demokrasinin bile terminolojilerinde olmadığı gibi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, özgürlükler gibi kavramların da terminolojilerine çok geç girdiğini belirtmiştir.

Bu nokta çok önemli bir ayrıntı ve çok önemli bir veridir. Çünkü burada, kitabın 140. ve 142. sayfalarında ele alınan, “düşünme eksikliği ve beka…” anlayışının somut örneği vardır. Yani bir yerde burada, önceki bölümlerdeki saptamaların bu sayfalarda test edilip onaylanması söz konusudur! Sayın Abdullah Gül söyleşide, lafzı bu yönde olmasa bile, kavramsal, düşünsel bir yaklaşım değil, olgusalın temel olduğu bir inisiyatifin varlığını anlatmıştır. İşte, olgusal olanın da algısala dönüşmesi veya dönüştürülmesi, sonrasında algıların yönlendirilmesi ve yönetilmesi, bizim aklımıza yine Soğuk Savaş propaganda makinesini getirmektedir.

Kitabı Türk sağının okuyup okumadığı konusuna bilgimiz eksik. Ancak, sol mutlaka okumalı. Öteki mahalleyi bilmek için değil, öncelikle kendini bilmek için!

  • Türk Sağının Düşünce Atlası
  • İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın
  • Yazar: A. Tarık Çelenk
  • Türü: İnceleme
  • Baskı Yılı: Temmuz 2017
  • Sayfa Sayısı: 631 Sayfa
  • Yayınevi: Mahfil Yayınları
Sabri Kuşkonmaz

Sabri Kuşkonmaz

Hukukçu-Yazar/Şair.
Şiir, roman, anlatı, film öyküsü ve seçki olarak yayımlanmış on altı kitabı var.
Kısa Film ve belgesel çalışmaları yaptı. BESAM kuruluşunda görev aldı. Çağdaş Hukukçular Derneği’nde YK üyeliği yaptı. PEN Türkiye Merkezi YK üyeliği ve genel sekreterlik yaptı. Edebiyatçılar Derneği ve TYS üyesi.
Hukuk Fakültesini bitirdi. Marmara Ü. İletişim Fakültesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Halen Beykent Üniversitesi’nde sinema-televizyon doktora programında öğrenci.
Otuz yıl avukatlık yaptı. Altı yıl Birgün Gazetesi'nde köşe yazarı olarak kültür sanat yazıları yazdı.
Sabri Kuşkonmaz

Latest posts by Sabri Kuşkonmaz (see all)

FACEBOOK YORUMLARI

Yorum

1 Yorum

Cevap Yazın

Lütfen gördüğünüz rakamları bitişik olarak yazınız! *